Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Konsensüs önce tepede sağlanmalı

Siyasi soruna yönelik “çözüm inançsızlığımızdan” kaynaklı umutsuzluğumuza karşın, bu konudaki çalışmalarda büyük mesafe kat ettiğimizi de itiraf etmeliyiz.

Belki “bıçak kemiğe dayandığı” için olmalıdır.

Artık bizim de “Kırmızı çizgilerimiz” vardır! “Ucu açık müzakereler” yerine artık biz de masaya “çerçevesi önceden belirlenmiş” gündemle oturmak istiyoruz..

Annan planı arifesindeki tutumumuzu hatırladığımda şimdilerdeki bu “siyasi gelişimimizle” epey mesafe kat ettik diyorum..

Nitekim 2004’ler referandumu öncesindeki Annan Planı sürecini hatırladığımda Sn. Talat’a nasıl yalvar yakar olduğumuzu, Türk tarafı olarak “bizim de masada olmazsa olmazlarımızı teşkil eden kırmızı çizgilerimizin bulunması gerektiğini söyleyip yazıyorduk..

Ancak “ucu açık görüşmelerden kurtulmak hiç mümkün olmadıydı!”

BELKİ bu nedenden olacak üzerinde tartışma gereği bile duyulmadan masada alınan kararlarla referanduma gidildiydi. Nitekim bir iki gazeteci refikimizle, bazı muhalif sesler dışında etki tepki görmeyen “plan” referandumdan “evet” onayı ile güle oynaya geçerken; Rum tarafından yine “hayır” çıktıydı..

BU güne döneyim. Biraz dağınıkça, ulusal konsensüsten yoksun da olsa artık bizim de çözümün mihenk taşına vuran  “olmazsa olmazlarımız” vardır.

Örneğin “siyasi eşitliğimiz..”

Örneğin Türkiye’nin vaz geçemeyeceğimiz garantisi..

Örneğin kesinlikle “iki bölgelilik” esasının korunması..

Örneğin eğer tepede “Cumhurbaşkanlığı” işlevinde bir makam olacaksa “dönüşümlü Başkanlığın” kabulü..

KISACA ifade etmek gerekirse artık belirgin sloganımız haline gelen “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan, TC’nin etkin garantisini içeren bir federal sistem..

Ki federe kanatların kendi içlerindeki özerklikleriyle.. Bu “yol haritasıyla” Kıbrıs siyasi sorununu artık “bilinmezlikleriyle” değil, “hedefleriyle” tanımlıyoruz.

BUNA karşın yol haritası ve kırmızı çizgilerimizle billurlaşmış çözüme yönelik istemlerimizin yine de “ulusal konsensüse” ihtiyacı vardır.

Göz önündeki bir “örnekten” hareket ederek “mesela Sn. Akıncı ile Hükümet kanadının çözüm konusunda görüş birliğine varmaları gerekir” diyebilirim.. Ki halka yansıması da “ulusal dava” bilincini çaksın..

OYSA bakıyoruz Sn. Akıncı belirlenmiş “federal sistemi” savunurken, Sn. Özersay “artık adada federal ortaklığın şartları kalmadı” diyor!

Sn. Cumhurbaşkanı “siyasi eşitlik” üzerine odaklanan bir çözüm hedefi gözlerken, bakıyoruz Sn. Özersay “ya şartlar değişmeli yada bugünün şartlarına uygun bir ortaklık modeli bulunmalı” diyor!

Örneğin Sn. Akıncı kapsamına Maraş’ın açılması olayını da alan görüşlerini sürekli “BM’ler parametreleri” üzerine oturturken; bakıyoruz Sn. Özersay “Federal Ortaklık” yerine “İşbirliğine dayanan Ortaklığı” savunmakta…

BU “tepede” oluşan çelişkilerle yarın referanduma gidilse her halde sandıktan faydamıza bir “karar” çıkması mümkün olmayacaktır! Bölünmüş “fikirlerle” zaten sağlıklı “düzenler” oluşturmak da mümkün değil!Kaldı ki asıl hedef Kıbrıs Türk halkının geleceği, egemenlik ve özgürlüğüdür..

Bu nedenle hâlâ o “kırmızı çizgilerimizin” ayni zamanda ulusal konsensüs ile tesciline ihtiyaç vardır diyoruz…

**********

GEÇİYOR ZAMANLAR!

1974’den sonra Hükümetler “planlarının” uygulayıcısı olamadılar.

Çıkarılan ve sürekli “değiştirilen” yasalardan söz etmiyorum.. Somut icraatlardan söz ediyorum. Ha deniyorsa ki “yasalar değişiklikleriyle birlikte toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandıkları için bizatihi icraatı vurgularlar” amenna da..

Hani? Var mı gören?

Kış oldu muydu “sellerle” yaz oldu muydu sıcaklarla boğuşan bir hükümet görünümünden öte imaj yaratılamıyor!

Şöyle deyim: Toplumu yerinden oynatacak “büyük projeleri” geçtik! “Büyük düşünceleri” de geçtik! Fakat hani şu gıcık “sinerji” kelimesiyle ifadelendirilen “hükümet-toplum” ilişkileriyle motivasyonu var ya işte onu görmeye çalışıyorum yok!

MESELA daha dün, imar iskân sorununa köklü çözüm getirmek amacında oluşturulan ve uygulamaya konulan Emirnameler konusunda neden muhalif ve muvafık saflara ayrılarak kavga ettikti?

Mesela İçişleri Bakanı bir süre önce bir haftaya kadar İskele ve Boğaziçi ile ilgili “emirnamelerin” açıklanacağını söylediydi de ayni sıralarda Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer bu konudaki sorunları bircik bircik yeniden ayazlatıp Hükümete tam destek verdiydi de… Ne oldu!

ÖTE yandan: Bugün ayın 9’u.. Eylül ayının başında yani 22 gün sonra öğretmenler, 15’inde yani 38 gün sonra da öğrenciler yeni ders yılına başlayacaklar da “Reformlar paketine” dönüşmüş Hükümet Programında “tam gün eğitime geçilecek” kararı bile varken…

Hani ne oldu ne oluyor?

Tutun ki zaman dar, “oluşturulan program ve vaatler” biraz da pohpohlamayla şişirilen hükümetin desteksiz atışları oldu!

Fakat 5 ay gibi kısa sayılmayacak zaman dilimi içinde “yeniden yapılandırılmaları gerçekleştirilecek” denilen KKTC limanları da vardır Telekomünikasyon da.. (Ki bu sonuncusunu telaffuz ederken “titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime!.)

KISACA: Tatar Hükümeti henüz rayına oturmadı. “Tam oturacak” dediğimizde de ya “istifaya hazırlanmakta olacak ya erken seçime!”

…Vesselam sadece bu Hükümet değil. Öncekiler de öyleydi: “Zümre çıkarları için uğraşmaktan toplum çıkarlarını icraat haline getirecekleri fırsatı bir türlü bulamadılar…” Kısaca palyatif tedbirlerle geçiyor zamanlar!