İngiltere’den gelen muhasip bir arkadaşım anlattı.
Brexit sonrası ekonomide ve bütçede meydana gelebilecek sarsıntılara karşı hazırlık yapan hükümet, Nisan’dan itibaren tüm muhasebe işlemlerini digital’a geçiriyor.
Ayrıca, her bir parasal hareketin de tek tek işlenmesi şartını koyuyor.
Yani öyle şu kadar toplam harcama gösterip, KDV’sini onun üstünden hesaplamak yok, kalem kalem. Bu durumda KDV iadelerindeki hatalar ortadan kalkacakmış. Toplanan vergilerin üçte biri KDV’den. O nedenle bu konuya özel önem vermişler.
Amaç; kayıt dışı tek kuruş bırakmamak, yine tek kuruş vergi kaçağına izin vermemek.
İngiltere’de kayıt dışı ekonomi 2000’lerin başında yüzde 10’lara düşürülmüşken, son yıllarda 12’ye yükselmiş. Şimdi onu düşürmeyi hedefliyorlar.
Kayıt dışı ekonomi, Güney Kıbrıs’ta yüzde 25, Türkiye’de yüzde 27…
Bizde ise, birkaç yıl önce Ersin Tatar’ın Maliye Bakanlığı döneminde açıkladığına göre, verginin yüzde 48’ini toplayabiliyorduk. Sonra Serdar Denktaş, yüzde 50’yi bulduğumuzu söyledi.
Eski Maliye Bakanlarından Zeren Mungan’ın açıkladığı verilere göre, Milli gelirin yüzde 29’u kayıt dışı, vergi kaçağı yüzde 50-60’ları buluyor…
Dikkat ederseniz, rakamları üç ayrı Maliye Bakanı’nın ağzından verdim. Bunlar birer itiraf.
Ve onlar, vergi kaçağının, kayıt dışı ekonominin kaynağını da benden çok daha iyi biliyorlar. Gelir vergisi beyanında kaçak, kayıt dışı istihdam, çalışanların çoğunluğunu asgari ücret üzerinden gösterme, işletmelere ailelerinin özel harcamalarını da kapsayan muafiyetler, KDV kaçağı.
Şu anda toplanan verginin bir anda iki katına çıktığını bir düşünsenize…
Bir kere bütçe açığı ortadan kalkar, üstüne yatırım için de kaynak yaratılır.
Ticaret Odası’nın bir araştırmasına göre, 2015’de sadece gelir vergilerinin düşük gösterilmesinden devletin kaybı 128 milyon liraymış. Aradan 4 yıl geçti, varın şimdiki rakamı siz düşünün.
850 milyon açığı olan bir bütçeyle bile hala daha bu konulara ellemeyecek miyiz?
Ekonomik kriz, kamu maliyesini de vurmuşken, hala palyatif önlemlerle uğraşıp, esas sonuç alıcı radikal düzenlemeleri yapamayacak mıyız?
Koca İngiltere bir kararla bunu başarabilirken, biz bu küçük ölçekle başaramayacak mıyız?
Sizce neden?
İrade mi yok?
Baskı grupları mı engel?
Bu kadar kötü bir durumda bile hala neden?
Galiba feodal yapımız buna engel. Kim gelirse gelsin, geleneksel yöntemlerin dışına çıkmıyor.
Kimse kamu yararını öne çıkarıp, devleti enayi yerine koyanın üstüne gidemiyor.
Başka bir sebep göremiyorum.
Sonuçta her zaman için yapılan harçlarla, zamlarla dolaylı vergilere artış yaparak, treni içeriden sallama… Yani yük yine vatandaşın sırtına.
Bu politikalarla bir yere varılamadı, varılamayacak da…
DALGA GEÇER GİBİ…
Arama-kurtarma adı altında Fransa’yla Güney Kıbrıs, bir askeri tatbikat gerçekleştirdiler.
Sırbistan’dan ağır silahlar, toplar, zırhlılar, Almanya’dan tanklar, Fransa’dan savaş gemileri almalar…
ABD ve İsrail’le askeri pakt kurmalar, Lübnan’la savunma anlaşması, İngiliz üslerinin ABD tarafından kullanılması ve en önemlisi ABD’nin 1987’den beri Güney Kıbrıs’a uyguladığı silah ambargosunu kaldırma hazırlıkları.
Tablo ortada… Çıkacak doğal gazın korunması ya da doğudan batıya taşınacak enerji kaynaklarının korunması kisvesi altında, Doğu Akdeniz’de yeni bir askeri ittifak… Rumlar ve Yunanistan, akıllarınca Türkiye’nin bölgedeki yerini alacaklar.
Geçtiğimiz günlerde, Güney’in NATO’ya katılması çağrılarından bahsederken de yazmıştık. Kıbrıs’ta bir çözümün temelinde, “Adanın askerden arındırılması” olduğunu söyleyen Güney Kıbrıs’ın bu yaptığı nedir? Dalga geçer gibi…
YERİN KULAĞI VAR
HERKES ÇÖZÜM İSTİYOR DA:
Dünya Bankası, AB finansmanıyla iki tarafta bir çözüm araştırması yapmış. “Çözüm istiyor musunuz?” sorusuna Kıbrıslı Türklerin yüzde 72.3’ü, Kıbrıslı Rumların ise yüzde 65.8’nin, olumlu yanıt vermiş. Ancak “Evet demeye hazır mısınız” sorusu sorulduğunda oran, Kıbrıslı Türkler’de yüzde 58.7’e, Kıbrıslı Rumlar arasında ise yüzde 47.6’ya düşmüş, kararsızların oranı artmış. Çoğunluk çözüm istiyor da, yine her zamanki gibi “nasıl” sorusunda takılıyor. Ve Rumlar için hala en belirleyici etken, toprak ve mülk konuları. Cyprus Mail de haberi “Çözüme destek, beklenenden yüksek çıktı” gibi bir manidar başlıkla vermiş.
SİYASETEN EŞİT MİYİZ DEĞİL MİYİZ?:
“Bizim görüşmeden, uzlaşmadan, Kıbrıs’ta barış ve huzur içinde yaşamaktan imtina ettiğimiz, kaçındığımız falan yoktur” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik hakkının kabul etmek istenmediğini adada bir çözüm olmamasının temel nedenlerinin en başında gelenin, Rum tarafının bu topraklarda en az kendileri kadar siyaseten eşit bir toplum olduğunu bir türlü içlerine sindirememesi olduğunu belirtti. Rumların bu kafasıyla adada çözüm mözüm olmaz, kimse kimseyi kandırmasın…
SİYASİ EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ FARKLIYMIŞ(!):
Lute-Anastasiadis görüşmesinden sonra Rum Müzakereci Mavroyannis’in söylediği bir cümle çok önemli. Diyor ki; Anastasiadis, Kıbrıs Türklerinin “siyasi eşitlik algısının giderek genişlediğine” işaret etmiş ve bunun, 1991’de Genel Sekreter’in raporunda belirttiği siyasi eşitliğe dayanmadığını iddia etmiş. Çarpıtmanın da bu kadarına pes. Siyasi eşitliğin kaç türlü tanımı olabilir ki?
BIRAKIN GELSİNLER:
Hükümete çağrımdır. Bu kadar kirlilik içinde hükümet olmak kolay değil. Ne yaparsanız yapın, etrafta bu kadar yalaka varken kimseyi memnun edemeyeceğiniz ortada. Bırakın heveslileri gelsin görelim ne yapacaklar. Dövizdeki artışı mı durduracaklar, yoksa çarşıyı mı ucuzlatacaklar. Ha, Türkiye’den para muslukları sonuna kadar açılacaksa eğer, bunun diyetini de öyle ya da böyle bu topluma ödetecekler…
SADECE 2 KOLTUK GARANTİ:
“Ancak UBP’li bir iktidar ile rahatlarız” iddiasındaki UBP’li bir hükümet sevdalılarını anlayabiliriz. Ancak, 21 vekilin 20’sinin bakanlık beklediği bir ortamda, hele de ortak veya ortaklara verilecek bakanlıklar da düşünülünce bu işin pek de kolay olmayacağını da kolayca söyleyebiliriz. Bize gelen duyumlara göre sadece iki vekilin bakanlık koltuğu garanti. Onlara da kurultay süresinde söz verilmiş. Yani bakanlığı çantada keklik olarak gören bir çok kişi hayal kırıklığı yaşayacak. Söylemedi demeyin…
SU’DA DA ÖYLEYDİ:
Hükümetin Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesine karşı olduğunu iddia eden UBP Genel Sekreteri Hasan Taçoy, Türkiye ile KKTC arasında elektrik fiyatlarının yarı yarıya olduğunu söyledi. Su konusunda da tıpkı elektrik gibi, “yarı fiyatına” olacağı söylenmişti. Ama evdeki hesabın çarşıya uymadığını yaşayarak gördük. İnşallah suda yaşadığımız hayal kırıklığını elektrikte de yaşamayız… Kaldı ki, şu anda yakın bir gelecek için yapılan bir çalışma yok. Onun için her türlü söylemi, politik olarak görmekte fayda var.
ZİRVEDEKİLER
Hasan Ali Bıçak: Ülkemiz üniversitelerinin bir çoğunda görev yapan Prof. Dr. Hasan Ali Bıçak, Umman Denetleme ve Akreditasyon Otoritesi tarafından, Muskat Koleji’ni denetlemek üzere görevlendirildi. Prof. Bıçak dışında, dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim adamları da heyette yer alıyor. Bir Rektörümüzün uluslararası alanda böyle değer görmesi, gurur verici.
DİPTEKİLER
Yine Aynı Terane: Yenidüzen yazdı; geçen yıl Hürriyet gazetesinin “110 bin Türk Rum vatandaşı oldu” başlıklı yazısı bu günlerde birileri tarafından yeniden sosyal medya üzerinden paylaşılıyormuş. Bunu neden ve ne maksatla yapıyorlar bilemiyoruz ama, belli ki aynı haber temcit pilavı gibi önümüze konarak bazı mesajlar verilmek, Kıbrıs Türkünün sabrı denenmek isteniyor. Kıbrıs Türkünün yokluklara rağmen nasıl bir direniş gösterdiğini bilmiyor bu zavallılar. Bilsinler ki, bizim birilerinden milliyetçilik dersi almaya ihityacımız yoktur…
































