KÖŞEMDEN:
Kaçımız hatırlar ilk “merakını?” Merak ettiği” her hangi bir şeyi?
Ki “merak” öğrenmek olmalıdır. Öğrenmek ise güven duygusu yanı sıra sürekli evrimleşmektir..
“Bu nedenle olmalı. Kuranı kerim “oku, oku, oku” diye başlar.. Ki bizzat Hz. Muhammet’in kendisi ümmi idi, okuyamazdı yazamazdı..
Fakat ilk vahiy ona “oku” diye geldi..
Oradaki “oku,” öğren anlamını da taşır mı bilmem ama öğrenmek için merak etmek gerektiğini bilirim..
*****
SAHİ, neydi ilk “merakım?”
Abese iştigal da olsa düşündüm: Güneş miydi? Neden yazları yakarken kışları ısıtıyordu?
Henüz dünyanın etrafında döndüğünü bilmiyordum. Fakat vücudumda tenimde yarattığı etkisini biliyordum.. Çünkü hissediyordum.
İnsanı yakarken esmerleştirdiğini.. Çünkü yazları esmerleşiyordum! “Kaçtı” derdik güneş batarken. Güneşsizlikte üşüdüğümü öğrendiydim!.. Ve ne denli merak edersem edeyim.. Başımı göklere, Güneş’e doğru kaldırıp da o ışıklar küresine asla bakamayacağımızı da öğrendiydim..
Güneşin ne olduğunu, dünya ile ilintisini yıllar yıllar sonra daha iyi öğrenecektim… *****
SONRA yıldızları merak ettimdi! Yaz akşamlarında serinlemek için Mağusa hisarlarının üzerine çıktıkta, başımı babamın kıllı göğsüne yaslar sorardım. “Nedir gökyüzündeki yıldız dedikleri o parlak şeyler?”
“Elif, lam, cim” tedrisinden geçip anca eski Türkçe okumayı çat pat bilen rahmetlik pederim, anlatmakta çok güçlük çekmesine karşın yine de cevapsız bırakmazdı sorumu.
“Çok çok uzaklardadırlar hâlâ hiç bir insan oralara çıkamadı. Akşam oldu mu bulutsuz havalarda gözükürler, sabahın ışıklarıyla kaybolurlar” derdi..
Ay’ı sorardım “ya ay” diye.. “O da yıldızlar gibidir ama bize çok yakındır” derdi. Başka?
Evde “eski Türkçe” ile yazılmış siyah beyaz resimleriyle, bazı sayfaları yırtılmış bir ansiklopedi vardı. Zaman zaman onu okur, bana aktarırdı babam okuduklarını.
İşte ilk kez Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü henüz beş altı yaşlarımda öyle öğrendiydim. Yıldızların da birer dünya olduklarını.. *****
BİLİR misiniz? Tüm “meraklarımıza” karşılık öğrenemediğimiz doğa olaylarına, dünyamıza, gökteki yıldızlara, sıcağa soğuğa, fırtınalara yağmurlara… Karşın nasıl ve hangi nedenden dolayı doğduğumuzu bilirdik ama. Hem de çok az yanlışla!
Eski Osmanlı evlerini, kerpiçten yada taştan köy evlerini, o evlerdeki insanların nasıl yaşadıklarını, patriyakal aile düzeninde karı koca çocuklar, dede nine bazan akrabalar hatta halalar, amcalar dayılar hep birlikte yaşarlardı..
Derken bazen tek bazen iki odalı, sundurmalı, avlunun ta en ucunda bir yerde gadamhanesiyle o evler; ışıyan günle cıvıl cıvılken, seslerimiz yankılanırken her bir köşesinde; akşamın karanlığı çöküp de çekildik miydi baba ana çoluk çocuk odamıza; çoğu zaman dört direkli olan karyolalarımıza uzandık mı günün yorgunluğu çökerdi bir kurşun gibi göz kapaklarımıza! derin bir uykuya dalardık top patlasa işitmezdi kulaklarımız!
Fakat ne zaman ki vakit ilerler, uykumuz hafifler hatta çisimiz gelirdi derken… Uykumuzu bölen iniltili garip sesler işitirdik…
Yorganı başımızı da örtecek kadar çeker altına sinerdik.. Bilirdik ki çocuklar ana babaların o garip sesleri nedeniyle doğarlar..
Yadırgamaz, şaşmaz, aldırmazdık.. Günlük hayatımızın sürgit olayı derdik.. *****
“YAŞAMIN” her insan için önemi anlamı vardır.. Birinin kral ötekinin işçi olması değildir “insana” mana katan.
Siyah beyaz olmaları da önemli değildir, dillerinin dinlerinin ayrı olması da..
Uzun kısa, zayıf şişman, güzel çirkin olmaları da “insan” olmalarının önündeki “kıratları” değildir!
İnsan insandır. Öyle kabul görmeli öyle olmalıdır. Aklıyla, merakıyla, hisleriyle…
Mesela hiç düşündünüz mü? Dünyanın en zengin kişisi de olsanız en güzel kadını yada kralı, muktediri.. Olmazsa olmaz, “hepimiz” de işeriz! İşte size “insanlık adına ayırımsız gayırımsız, imtiyazsız sınıfsızlıkta bir dünyasal ortaklık! Ortaklık ne kelime bir doğasal “kader birlikteliği!”
*****
GELİN de bunu birbirleriyle savaşan insanlar için söyleyin! Komşumuz Rumlar için yada!
Her neyse: Bir süredir “merak” ediyordum ilk önce “neleri merak ettiğimi? Yazarsam bulurum diye düşündüm. Cevabını Pek de bulduğumu söyleyemem ama hâlâ meraklar içinde olduğumu biliyorum. Demek ki yaşıyorum.. İyi pazarlar efendim..
































