Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu yapıyla ne çözüm olur, ne ayrı devlet…

Yazılmayan söylenmeyen bir hedef vardı KKTC, hatta KTFD kurulduğunda.

Her ikisinde de nihai hedef “federasyon” dense de, pek şans verilmezdi. Zaten, resmi görüş de çözüm yanlısı değildi.

Neydi?

Önce çözüm işini zamana bırakmak…

Bu arada kuzeydeki devletin her türlü ambargoya rağmen, Türkiye’nin desteğiyle kendi ayakları üstünde duran, kendi kendine yetebilen, üreten, güneydeki devlet gibi kurumsallaşmış, güçlenmiş bir hale gelmesini sağlamak.

Günü geldiğinde, belki global takas modeli kabul görürse, mal mülk meselesini tazminatla halledebilecek bir ekonomik güç.

Kimsenin göz ardı edemeyeceği adil bir sosyal-hukuk devleti…

O noktada halkın aklındaki çözüm ihtiyacının da ortadan kalkacağı düşünülmüştü.

Belki yan yana “iyi komşuluk” denen modele geçilebilirdi.

Düşünce buydu.

Olmadı. İşin içine kişisel, zümresel, partisel çıkarlar girdi, ikbal girdi, hedeflerinden saptılar.

Bu hedefin sözde takipçisi UBP yaptı bunu. Liberal sistemi, herkesin istediğini yapabileceği, kuralsızlık olarak uyguladı. Ardından gelenler de, ne yazık ki aynı bozuk yolu izlediler.

Türkiye ilk 30-35 yıl kadar tüm iktidarlar döneminde, hesabını sormadan para aktardı. O paralar, baştaki hedefe harcanmadı, evcilik oynar gibi devletçilik oynandı.

Önce ganimetle, sonra gelen paralarla adalet bozuldu.

Yanlış ekonomik modeller benimsendi. Verimsiz alanlara yatırımlar, verimsiz sektörlere destekler.

Tarım da yanlış oldu, ticaret de, en önemlisi üretim bitti. Alt yapı yenilenmedi, kalkınmanın lafı olmadı. Devlet kendi yarattığı, desteklediği, teşvik verdiği sektörlerden payını almadı.

Bozuk düzen birilerini kalkındırdı, halk fakirleşti, devlet fakirleşti.

Bağımsızlık derken, daha da, daha da bağımlı hale geldik.

Devletin kurumsal yapısı, ta 1963’den geri gitti, laçkalaştı.

Eğitim, sağlık, nüfus yapısı, kültür her şey yerle bir oldu. Yenile bir bir ortaya çıkarılan yılların yolsuzlukları, çürümüşlükleri. Otorite de kalmadı, güven de. İnsanlar bir o kadar daha çözüme odaklandılar. Tek çare gibi…

Bu da yanlıştı. Çünkü bu güçsüz yapıyla istediğimiz çözümü elde edemezdik, etsek de sürdüremezdik.

Gidişat, sadece karşı tarafın elini güçlendirdi. Aklına geleni, pervasızca yapmasına sebep oldu. İşte doğal gaz konusu. İşte Anastasiadis. Adam açık açık “ayrılık” tan söz ediyor, bunu da ne yapıp edip, bize mal ediyor.

Geldiğimiz nokta, ya silkinip kurtulma dönemidir, ya teslim.

Şimdi adına ne denirse densin, ister “işbirliği”, ister “komşuluk”, ister gevşek federasyon, konfederasyon… Bu yapımızla bunların herhangi birini taşıyacak durumda mıyız?

74’den hesap edersek, 45 yıldır ne yaptık? Tıkır tıkır işleyen bir devlet mi var, üretim mi var, adına ekonomi denebilecek bir ekonomik yapı mı var, sosyal adalet, eşitlik mi var?

Evimizi temizleyelim dediğimizde, eleştiren, başkaldıran “boş iş bunlar” lobisi, statükonun devamından yana olanların ekmeğine bal sürdü. Birbirlerini beslediler.

Öyle ‘haydi’ deyince ne çözümün, ne başka bir formülün gerçekleşmesi mümkün değil bugün için.

Aslında çözümü isteyenler de, ayrı devlet diyenler de bunun böyle olduğunu pekala biliyorlar.

Ama işlerine geldiği gibi konuşmaktan da vazgeçmiyorlar.

Dediğim gibi, ya hat, ya bat durumu bu. Bunun için de yapılması gereken, başka kapılarda, hayaller peşinde çare aramak değil. Yapılması gereken, 45 yıllık kayıpları ortadan kaldıracak, yeni bir başlangıca karar vermek. Yine Türkiye’yle birlikte, ama rasyonel bir şekilde, güven vererek, kararlılıkla planlamak ve uygulamak.

Sistemin en tepesinden, en detayına kadar ellemek.

Belki rejimi bile değiştirmek.

Kolay değil. Ama bence başka yolu yok.

Gerisi boş laftır.

 YERİN KULAĞI VAR

ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ:

Dışişleri Bakanı Özersay, “artık sondaj yapma aşamasına  geldik, artık sondaj yapılacak noktayı saptayacağız” dedi. Sanki bu işi biraz ağırdan alıyoruz gibi geliyor bana. Rumlar enerji konusunda anlaşma üzerine anlaşma imzalıyor. Sondaj çalışmalarına birçok ülkeden destek geliyor. Atı alan, çoktan Üsküdarı geçti ama biz hala orayı mı, burayı mı kazalım tartışması yapıyoruz…

FIRSAT NEREDE:

BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması karar taslağında, yine ezberini sürdürmüş, taraflara, “yakalayın şu fırsatı” demiş.  Hangi fırsat belli değil. Ama asıl hedef üyelerin Kıbrıs’ta çözümsüzlükten beslenen çıkarlarının korunması olunca, kimse de “hangi fırsat” diye sormuyor…

 2014’DE İMZALANIRKEN NEREDEYDİNİZ:

Bir yaygaradır gidiyor. YÖK gelmiş, denetleme yapmış, şu kadar karar çıkartmış. Ne şaşıyorsunuz, 2014 Haziran’ında YÖDAK’la YÖK arasında imzalanan bir protokol var. Hüseyin Gökçekuş döneminin hediyesi. YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya imza töreninde, “YÖK Denetleme Kurulu’nun devlet ve vakıf üniversitelerinde yaptığı denetimleri, Kıbrıs’taki üniversitelere de genişletiyoruz” demiş. O gün şöyle yazmışım; “Ben aslında üniversitelerin bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. Ama her nedense onlardan henüz tık yok”. Sandılar ki, yine kafaya göre takılabilecekler. Eh, çekecekler artık bi zahmet…

SIKTI ARTIK:

Aylardır incir çekirdeğini doldurmayan tartışmaların başında Dome Otel geliyor. Peşkeş diyenler, eskisi gibi devam etsin diyenler hergün birbirlerini suçluyor. Anlaşma süresinin bitmesinin üzerinden dokuz ay geçti. Başbakan hala daha Dome konusunda net bir tavır ortaya koyamadı. Beklediği nedir, kafasındaki nedir kimse kestiremiyor. Bitirin artık bu kavgayı, ülkenin çok daha önemli sorunları var…

 KİMSE ŞİKAYET ETMESİN:

Bu ülkede ekonomik bir kriz var. Çoğunluk zar zor geçiniyor. Ama Şubat tatili geldi sosyal medyaya bakıyorum Uludağ, Dubai tatil fotoğrafları ile dolu. İtuhaftır ki, çoğu “geçinemiyoruz” paylaşımı yapanlar. Ekonomik sıkıntıyı gerçekte dibine kadar yaşayanların kim olduğunu zaten biliyoruz. Onlar hiçbir güvencesi olmayan ve seslerini çıkaramayanlardır…

AMAN HA:

Bugün onbinlerce öğrenci karne heyecenı yaşayıp, Şubat tatiline çıkacak. Notları ne olursa olsun, yapacağınız bir hata, onun okuldan tamamen soğumasına neden olabilir. Karnesine göre ödül veya ceza doğru bir davranış olmaz ama, kendinizi sorgulama konusunda bir ipucu olabilir. Bırakın tatilini güzel güzel yaşasın, gezsin oynasın. Hiç bir şey çocuklarımızdan kıymetli değildir…

ZİRVEDEKİLER

Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı: İş kazaları konusunda ne kadar denetim yapılırsa yapılsın, ne kadar yaptırım uygulanırsa uygulansın, sektör tınmadı. Alınması gereken önlemleri almama ısrarı sürdü. İşçisi öldü, önlem almayı değil, cezayı ödeyip, ayı şekilde devam etmeyi seçti. Şimdi Bakanlık cesur bir kararla, önlemler bir tamam alınana kadar, sektörün işçi getirmesini durdurdu. Devletin ta başından yapması gerekendi bu.  Madem öyle, işte böyle.

DİPTEKİLER

Güneş Gazetesi: Gazetenin dünkü “Skandal Karar” başlıklı manşet haberinde hükümetin, Kıbrıs’taki üniversitelerde okuyan öğrencilere burs verilmesi tüzüğünde yaptığı bir değişiklik eleştiriliyor. Neymiş efendim, tüzükte yapılan bu değişiklikle “Rum kesiminde okuyan” öğrencilere de burs verilecekmiş. Yahu İngiltere’de, Türkiye’de ve diğer birçok ülkede okuyanlar burs alabiliyor. Sizin için önemli olan gençlerin nerede olursa olsun okuması mı, yoksa bayrak vatan edebiyatı mı? Rum bizi sevmiyor da İngiltere veya diğer ülkeler çok mu seviyor. Bırakın bu kafatascılığı artık…