Köşe Yazarları

Ah Şu Federasyon Belası!







Bağımsız Kıbrıs Federasyonu tezini yufka yüreklilik, yumuşaklık ve neredeyse vatan hainliği sayacak kadar ayranı kabarmış olanlar, ilhak ya da taksimin hayalde neler kazandırabileceğini değil, gerçekte neler kaybettirebileceğini düşünmelidirler.




 Türkçenin en güzel sözlerinden biri “Tadında bırakmak” sözüdür. Başkalarının kanıyla harita boyayıp, fetih rüyaları görenler, Kıbrıs çıkartmasının doğal olarak yarattığı ulusal coşkunluğun da tadını çıkaracaklar.” (Mümtaz Soysal, Aklını Kıbrıs’la Bozmak, Bilgi Yayınevi, Ağustos 1995, Sf.26).



 31 Temmuz 1974 tarihli Milliyet Gazetesindeki köşesinden böyle sesleniyor, sonralarda Rahmetli Denktaş’ın danışmanlığını da yapacak olan ve zaman geçtikçe şahinleşen Prof. Dr. Mümtaz Soysal.

Hoca, bu günlerde katıksız bir; geçerli ve sürekli FEDERATİF YAPI savunucusu, Bağımsız Kıbrıs FEDERASYON TEZİ tanımlayıcısı, ilhak ve taksim ve de fetih zihniyeti karşıtıdır…

 Yıl 1977…

Mümtaz Hoca, ayni tavrını sürdürerek Kıbrıs’taki düzen şehit kanlarıyla kurulmuştur, bir adım bile gerilemeyiz” derken, bir yandan da otoriter rejimin gelmesini önleyecek adımları almaktan kaçınmak, ucu hainliğe doğru varan bir çelişki içine düşmek anlamına gelir” demektedir.

Yıl 1979…

Yavaş yavaş Hoca; SERBEST BÖLGE hayalini kurmaya ve dillendirmeye başlıyor.

Yıl 1981…

Kıbrıs’taki Türklerin insanca yaşamalarını sağlamak dışında, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege’deki “deniz ülkesi” olmak gibi bir ülküsü olduğundan” bahsederek, yazılarında kan edebiyatı vurgularına başlıyor… KKTC için ufaktan da alıştırmalıklar sezinleniyor artık yazılarında…

Yıl 1982…

Bağımsız Kıbrıs Federasyonu sözü üzerinden 8 yıl geçiyor ki Hoca, Coğrafi Federasyon, savaşı bir ŞAHLANIŞ görme, uzlaşmazlıkları körükleme, konfederasyon, kan edebiyatı, KKTC’ye hazırlık ve EVRİMLİ FEDERASYON tanımlamaları duyulmaya başlıyor ağzından…

Yıl 1987…

“İkiyüzlülüklerini sürdürüp çözüm istemeye devam edenlere, “Ne çözümü? Çözüm çoktan geldi. Bugünkü durum, çözümdür”ü çok açık söylemek ve “Başka türlü bir çözüm, örneğin FEDERASYON istiyorsanız, siz tutumunuzu değiştirin” demek gerek” diyerek, Hoca geldiği son noktayı açıkça deşifre ediyor.

Daha fazla tutarsız ve çelişkili örnekleri çoğaltıp, Mümtaz Soysal’ın nasıl 180 derece değiştiğine tanıklık etmek istemedim açıkçası… Merak edenler kaynak gösterdiğim kitabını alıp okuyabilirler.

Bir bilim insanının FEDERASYON konusundaki değişimleri kayda değerdir. Hele de bu insan siyasi olarak da Ecevit ve Denktaş’a “akıl hocalığı” yapmışsa, kıymeti daha da artacaktır.

Çoğu Kıbrıslı Türk’ün sevgilisi “Karaoğlan” bakınız 1984 yılında İnönü Meydanı’nda ne diyor:

Tüm ilgili taraflar yani, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için EN UYGUN ÇÖZÜM, Kıbrıs’ın iki toplumlu bir FEDERAL DEVLET olarak varlığını ve bağımsızlığını sürdürmesidir.

 

Neden federal?… İlle federal olması gerekli mi? Gerekli, çünkü federal OLMAYAN çözüm yıllarca denenmiştir, yürümediği görülmüştür ve gerisinde acı, kanlı hatıralar bırakan federal OLMAYAN çözüm, çökmüş gitmiş, tarihe gömülmüştür.(Bülent Ecevit, Dış Politika ve Kıbrıs Dosyası, Türkiye İş Bankası Yayını, Nisan 2011, Sf.295).

 Bu kısa girizgâhtan sonra şimdi gelelim esas konuya…

Kıbrıslı Türkler hala daha çoğunluğumuzun aklını karıştırmaya devam eden bu FEDERASYON sözcüğüyle ilk olarak ne zaman haşır neşir olmaya başladı?

Mümtaz Hoca’nın etkisi ile mi bilemeyiz ama 1975 yılından beri dillendirilen ve 1977 Denktaş-Makarios Doruk Anlaşmasıyla da resmen bu tabir hayatımıza girmiş oldu.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti de FONKSİYONEL bir FEDERASYON değil miydi?

3 Haziran 1968 yılından beri süren görüşmeler sonucu PARAMETRE halini alan iki kesimlilik, iki toplumluluk, siyasi eşitlik ve FEDERAL KIBRIS NASIL TANIMLANIYOR?

Tek egemenlik ve tek vatandaşlık federasyonun neresindedir?

Oydaşmacı Demokrasi nasıl tanımlanır?

Federasyon ile KONFEDERASYON arasındaki farklar nelerdir?

Federasyonun tanımını yapmak net çizgilerle mümkün mü? Standart bir örnek mevcut mu?

Tüm bunların cevapları, şimdiki Başbakan Erhürman’ın 100 Soruda Federasyon isimli kitabında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Dileyen okuyup, federasyonun bir “öcü” olmadığını öğrenebilir.

FEDERASYON savunucuları “vatan satan hainler” mi? O zaman Soysal, Ecevit ve Denktaş hangi FEDERAL DEVLETİ savunuyordu? Yoksa “o” FEDERASYON “başka” FEDERASYON muydu?

Yoksa, bunlardan sonuç alınamayınca, her kiri temizleyen, pislikleri örten, ilerici, aydın, solcu muhalifleri dize getirmede de kullanılan, her kapıyı açan, her derde deva; “FETÖ’cü damgası” mı yiyecek federasyon savunucuları?

Hadi ordan!!!

Koktu artık leş gibi bu ayaklar!









Başa dön tuşu