Bir süre önce “köşemde” Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama çalışmalarıyla ilgili son gelişmeleri yorumlamak gereğini duyduğumda iki konunun altını çizmiştim:
Bir, Rum tarafı Türkiye’nin uyarılarını ve olası müdahalesini önlemek için uyanık bir politika ile Amerikan’ın Exxon Mobil şirketini sondaj için devreye sokarken..
İki, Türkiye’nin birinci sınıf dostu Katar’Quatar Potreleum”u da ortağı yapıverdi!
Yada bu iki şirket zaten birlikte çalışıyorlardı sondajlara birlikte başladılar..
“NE var bunda” demek mümkün. Sonuçta bu sondajlar şu veya bu şekilde yapılacak, kim yaparsa yapsın Türkiye’yi zaten karşısında müdahalesiyle bulacaktı.
Fakat biri son zamanlarda TC ile ilişkileri mayfoşileşen Amerikan şirketi, diğeri TC’nin en iyi müttefiki Katar oldu muydu, durum vaziyetlerin rengi değişiyor çünkü bu durumda Türkiye yukarı tükürse bıyık aşağı tükürse sakal, iki cami arasında bînamaz kalıyor!
NİTEKİM bir süre önce Rum’un bu açıkgözce (yada rastlantı sonucu) söz konusu şirketlerle 10. Parselinde başlattığı sondaj çalışmalarını dürtüklerken, yukarıda da tekrar ettiğimce “TC’i bağlayıcı bir olay” olarak yorumladıydım çünkü olası bir müdahalesinde Amerika’yı karşısında bulurken, Katar’la da sorunlu hale gelmesi kaçınılmaz olacak!
Nitekim artık bu konu gündeme gelirken TC medyasında da sorgulanıyor ve deniyor ki “hani Katar Türkiye’nin dostuydu? Neden TC ile netameli durumda bulunan Rum tarafının sondajında yer alıyor” diye serzenişler salınmaya başladı!
HAKLILAR tabi! Dost dediğiniz “sevinçte ve tasada” yanınızda olandır..
Fakat artık ülkeler siyasi rotalarını “dost-düşman” klasiğiyle değil, “çıkarlarını” gözeterek saptıyorlar. Bakın, Trump, Kaşıkçı olayına karşın Suudi Arabistan’la olagelen ilişkilerini bozmayacağını, yaptırımlar uygulamayacağını, ilişkileri devam ettireceğini söylerken, tüm dünyaya “kör gözüne parmağım” diyerek “Amerika’nın Suudi Arabistan’la olan çıkarlarından söz ediyor..
NEDENSE Erdoğan’lı Türkiye halâ “milli” dediği “sertlik” politikalarında çok kırılgan bir rota izliyor..
Tabi söylemeye hiç gerek yoktur, Kıbrıs siyasi sorunu da bu “politikadan” nasibini alıyor ki 45 yıldır hâlâ bu dünyada KKTC’i tanıyacak bir ülke bulunamadı! **********
Dörtlü Hükümet “seçim öncesi” vaatlerini gerçekleştirememenin hatta “programının” bile çok gerisine düşmesinin sıkıntılarını yaşıyor.
O ilk günlerin pembe kurdeleli ambalajıyla toplumun beğenisine sunulan “temiz toplum, reformlar” gibi sloganlara sarılı “paket” bir türlü açılamadı!
TALİHSİZLİK de olmalı! Döviz vurgunu gibi zuhuratlar, yan etkilerinde oluşan pahalılıkla artan enflasyon ve de başından beridir yapılmak istenenlerin bir türlü yapılamamasına karşın “yolsuzluk” gibi olayların bile üzerine gidilmesinin ne kadar zor olduğu bir kez daha anlaşıldı…
Sonuçta, “yok birbirimizden farkımız” dedirtircesine ,“gelen hükümet de ayni gideni de” gerçeği bir kez daha ispat’ı vücut buldu!.. Şöyle ki “artık memlekette iktidara gelmeyen tek partinin kalmadığı gerçeğinde!” (Pardon, İzzet İzcan’ın partisi dışında!)
KONUYA girelim. “UBP milletvekili Çaluda” ile başlayan ve Çaluda ile biten yolsuzluk iddialarından sonra bu kez de gündeme, benzer konu başlığıyla “denetimler” silsilesinden “kamu görevlileri” geldi! Ve dendi ki “Ekim ayı boyunca yaklaşık 300 personelin çalıştığı 9 idari birimde yapılan denetimlerde 79 personelin işlerine zamanında gelmedikleri tespit edildi ve cezai işlemler başlatıldı.” (Ee gelemez tabi! Kamu dairelerinde okullarda saat 8’de başlayan mesaiye karşın eğer memur evden tam saat sekizde çıkarsa hele bu trafikte, supermen olsa işine saatinde yetişemez, yazmış olayım!..)
GELELİM daire müdürleri olayına:
Yıllardır eğer her hangi bir dairede yolsuzluk, kaçakçılık veya sirkat gibi bir suç söz konusu olmaz, medyanın diline düşmez, dedikodusu ayyuka çıkmazsa kimseler “denetim mekanizmasını” yerinden bile kıpırdatamazlar! Her türlü vukuat olup bitecek ki çalışmayan “denetim mekanizması” azıcık yerinden kıpırdasın. Nitekim kıpırdadı, kıyamet koptu!
Şöyle ki KTAMS ile Kamu Sen dediler ki “Kamu çalışanlarının denetimlerinden asıl sorumlu olması gereken daire müdürleridir.!..” (“Hah, işte gerçek olan budur” dedim ama bakın neden:)
YILLAR yılıdır o daire müdürleri kapıcılara, hademelere, memurlara, sendikalara harcattırılmadı mı?
Yıllardır “iktidardaki partinin militanı, adamı, yakını, torpillisi diye diye devlet daireleri gelip giden siyasi partilerin at oynattıkları çiftlikleri haline getirilmedi mi?
Her iktidar değişiminde Müdürleri hatta müfettişleri bile, “muhalif-muvafık” ayırımcılıklarında çalışamaz duruma sokup “kadük” hale getirmediler mi?
Devlet dairelerinde yıllarca iktidar- muhalefet partilerinin memurlarıyla müdürlerinin küfürlü kavgalı maceraları izlenmedi mi?
Bırakın “memurun müdürüne yönelik hiyarerşik kademesinden dolayı göstermesi gereken saygı ile itaatı göstermekten özellikle imtina edildiğini! Sırtını falan siyasinin veya sendikanın yada her hangi bir “büyüğün” arkasına yaslayan memuran takımının görevini nasıl istismar ettiğinin çok mu yabancısıyız?..
…VE ansızın damdan düşer gibi demezler mi? “Daire müdürleri görevlerini yapmıyorlar!” Yatırtmadınız efendim! Biz bu ülkede polis müdürlerinin bile altlarındaki polis erlerine ezdirildiklerinin tanığıyız.. Her neyse ama! Yine de “denetimlere” devam diyoruz. En azından sorunlarımızın deşilmesine neden olurlar!
































