Köşe Yazarları

50 yılda çıkarlar değişmiş midir..?

 

 

Güney Kıbrıs’ta geçen Ocak ayında yapılan seçimlerde AKEL’in desteğiyle bağımsız aday olan Stavros Malas, Güney Kıbrıs siyasetinde pek görülmeyen bir açık itirafta bulunuyor.

Diyor ki, “Çözüm istediğimizden kuşku duyanlar var”…

Dediğim gibi genelde sağdan olsun, soldan olsun hiçbir siyasetçinin ağzından böyle bir şey duymazsınız.

Çünkü Kıbrıs’ın güneyinde Kıbrıs konusu, iç politikada malzeme edilmez.

Ha belki, “ben daha iyi yaparım” yarışı olabilir ama yapılacak olan bellidir.

Kimse o sınırların dışına çıkmaz.

Liderliğin Kıbrıs konusunda yaptıklarıyla çok fazla eleştirilmez.

Kol kırılır yen içinde kalır derler ya, aynen öyle.

Ama son zamanlarda, özellikle AKEL’de başlayan bir suçlama dikkat çekiyor.

Akel Genel Sekreteri Kiprianu sürekli olarak Anastasiadis’i çözüm istememekle suçluyor.

İzlediği yolun Kıbrıs’ı bölünmeye götürdüğünü, zaten Anastasiadis’in de asıl hedefinin bölünme olduğunu sürekli söylüyor.

Şimdi Malas’ın söylediği buna ek bir şey daha getiriyor.

Malas, “dünya da bizi çözüm istemez taraf olarak görüyor” demeye getiriyor.

Bu önemli işte…

Eğer öyle bir algı oluşmuşsa ve bunu muhalefet de hissediyorsa, bu önemli.

Ve eğer  şu anda  başlatılacak yeni çabanın “son” olacağını, başarısız olması halinde, bölünmenin kalıcı olacağını bir kez daha tekrar ediyor.

Var mı acaba gerçekten öyle bir algı?

Aslında gerçek ortada ama bu defa bunu söyleyen çıkacak mı?

Yani müzakerelerin başlamasının 50. yılında, nihayet çözüm istemeyen tarafın kim olduğunu birileri söyleyecek mi..?

Tek bir şeye bağlı…

Eğer artık dünyanın ağababalarının çıkarları bölünmeyi değil, birleşmeyi gerektiriyorsa…

Bakarsınız, 50. yıl psikolojik bir eşiktir, ne dersiniz..?

 

 

AFRİKA KABİLELERİ VE BİR DE BİZ…

Sosyal medyadaki bir gruba gelen mesajda bir hanım soruyor, “Cam şişeleri geri dönüşüm için atabileceğim bir yer var mı”…

Hemen yanıt geliyor, “Maalesef”…

Ne acı, ne utanç verici.

Tüm dünyanın üstesinden geldiği, çeşitli yöntemler geliştirdiği, hatta tam olarak bir sanayiye dönüşen geri dönüşüm olayından uzak yaşıyoruz.

Aynen Afrika kabileleri gibi.

Çünkü “yap” diyen, zorlayan yok…

Adında Çevre olan koca bir bakanlık, o bakanlığın koltuğuna oturmak için yarışanlar, o işi yapmakla mükellef bürokratlar, diğer tarafta pislik içinde bir ülke, çöpe atılan kağıtlar, plastikler ve camlar.

Kendileri de yapacak değiller, sadece organize edecekler, yasa çıkaracalar, o kadar.

İthalatçı, üretici her kimse onlar yapacak. Türkiye’de böyle. Sanayiciler geri dönüşümü, çıkarılan bir yasa gereği, kendi kurdukları bir ortak şirketle yürütüyorlar.

Herhalde soruyu soran hanım da Türkiye’den gelmiş.

Türkiye’nin geri dönüşüm konusunda aldığı mesafe korkunç. Küçücük ilçelerde bile eğitim kampanyaları düzenleniyor.

Ve hala 21. yüzyılda biz ilkelliğimizle boğuşuyoruz.

 

 

YERİN KULAĞI VAR

ÖNEMLİ GÜN:

Başbakan ve kabinesi bugün birlikte basın toplantısı düzenliyor.Toplantıda son ekonomik ve siyasi gelişmeler değerlendirilecek. Başbakan’ın özellikle ekonomi konusunda söyleyecekleri oldukça önemli. Dövizin durumu ve son zamlarla ilgili nasıl bir tedbir alacakları, belki de hükümetin geleceğiyle ilgili de önemli ip uçları verecek…

 

SONUCU MERAK EDİLİYOR:

UBP Milletvekili Aytaç Çaluda’nın yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemini incelemek üzere oluşturulan özel komite yarın toplanacak. Komite Çaluda hakkındaki iddiaları inceleyip, dokunulmazlığının kaldırılması veya suç unsuru bulunmadığı yönünde karar üretip oylanması için Meclise gönderecek…

 

AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARDI:

Diyaloğun yeniden başlamasına yönelik doğru ön koşulların bulunmadığını düşündüklerini ifade eden DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos, “Guterres çerçevesinin doğru zemin olmadığını” söylemiş. Yıllardır doğru zemini bir türlü bulamadılar. İşlerine gelmediği zaman hep bir bahane bulup işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Ve ne yazık ki, dünyayı kandırmayı da başarıyorlar. Keşke çıkıp, “biz,  bizim istediğimizin dışında bir çözümde yokuz” deme cesaretini gösterebilseler ama o cesaretleri de yok…

 

TAHLİL DE YAPILIYOR MU?:

Sağlık Bakanlığı donmuş gıdalarda belirlenen ve ölümcül olan Listeria bakterisi konusunda uyarı üstüne uyarı yayınlıyor. Uluslararası yönergelerin takip edildiği, duyurusu yapılan markaların toplatıldığı, halkın dikkatli olması gerektiği gibi uyarılar. Yalnız, bu ülkede, toptan gelen ve burada ithalatçı firmaların kendi adlarıyla paketleyip sattıkları da var. Biz menşeini nereden bileceğiz? O zaman bir zahmet uyarı yaparken, tahlil de yapacaklar. Duymak istediğimiz bu…

 

ABD USULÜ DEMOKRASİ:

“Demokrasi gelecek” bahanesiyle yıllar önce ABD tarafından darbe yapılan Irak yine karıştı. Halk,  işsizlik ve kamu hizmetlerindeki yetersizlik sebebiyle yeniden sokaklara döküldü. Ortadoğu’yu kendi çıkarları için kan gölüne döndüren ABD’nin ülkelere getirdiği “demokrasi anlayışı” böyle bir şey herhalde…

BİZDE OLMAZ:

Rum Meclisi, taksi ve otobüslerde çocuk koltuğu ve güvenlik sistemlerinin kullanılmasını zorunlu kılan yasa tasarısını onayladı. Yasaya uymayanlar için 6 aya kadar hapis cezası ya da bin 700 Euro’ya varan para cezası öngörülüyor. Biz hala, bırakın taksilerde çocuk koltuğunu, otobüslerde kemer zorunluluğunu halledemedik. Bu işler bize uzak.

 

 

ZİRVEDEKİLER

Barış Uzunahmet: Açlık sınırına çok yakın, fakirlik sınırının çok çok altında bir maaşla işe başlanacak bir vatan mı, yoksa yılda 50 bin sterlin maaşla yurt dışında bir yaşam mı? Bu ikilem içerisinde olan genç bir nesil yetişiyor Kıbrıs’ın Kuzey’inde…Tabii ki ‘vatan doğduğun yer mi yoksa doyduğun yer mi’ tartışmaları da sürüp gidiyor, bu işsizlik ortamında”…

 

 

DİPTEKİLER

İnşaat Furyası ve Rant Ekonomisi: Dün Havadis’te rakamlar vardı. Son 5 yılda 11 bin 301 inşaat projesi vize almış. Sadece 2017’de ise rakam, 2 bin 779… Bu inşaat furyasının çevreyi, doğayı, sosyal yaşamı, trafiği alt üst ettiğini biliyoruz da, kimse ekonomik tarafına bakmıyor. İnşaat bir rant yatırımı. Betona yapılan yatırım, işsizliğe, üretime, en önemlisi kalkınmaya çare değil. Kısa yoldan, paraya para katma olayı. Güvenilen başka bir yatırım aracı mı yok, yoksa başka şeyler mi var? Talebin çok üstünde yaşanan bu furya, bankaların verdikleri büyük krediler, bir de bizi morgage krizinin eşiğine getirmesin sakın…

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı