Köşe Yazarları

“23 SENTLİK ASKERE DAİR”







İki gündür klavye başındayım.




“Barış” dedim olmadı,



“Kan” dedim olmadı,

“Pınar,”

Harekat,”

“Top, tank ve tüfek” dedim olmadı…

“Barış”la başlayan bir yazı nasıl bitmeliydi?

Konuyu değiştirdim:

Suriye,

IŞİD,

YPG,

PYD,

Türk ordusu,

Güvenlik koridoru…

Nasıl başlayıp nasıl bitse?

Nasıl başlanmalıydı yazıya?

“Barış” olmadı diyelim!

“Diyalog” desem olur muydu?

“Su” değil “kan” desem,

“Kan” değil “su” desem,

Diplomasi desem?

Olmadı, yazdığımı attım; bir kez daha değiştirdim konuyu.

Kan aksın şu klavyeden, dedim:

Bu bir fetihtir bizim camilerimizde de fetih sureleri okunsun.

Bizden harekata katılanlar yok mu? Yazıklar olsun bize. Mücahitlerimiz, mukavemetçilerimiz nerede?

Sadece demeç vermekle mi yetinecekler?

Onlar bizi kurtarmışlardı, biz de onları kurtaralım; sıra bizde…

Bunlar mı yazılmalıydı; uygun muydu?

Gerçekten de barış nasıl istenirdi; ne zaman istenirdi, bu duygu ve düşünce nasıl dile getirilebilirdi?

Bunun zamanı var mıydı?

Her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir ortamda mı?

Yoksa tam da silahların konuştuğu bir zamanda istenirse mi değerliydi “barış?”

Konuyu tekrar değiştirdim.

İyisi mi dedim, her şeyin başı Amerika, konu bu olsun ve ona dair bir şiir, Nazım Hikmet’ten…

23 SENTLİK ASKERE DAİR

Mister Dallas,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara’da 23 sente,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan
erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeye, öldürülmeye hazır;
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı,
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz,
(her kaba uymak meselesi)
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dallas,
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden
İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına,
seksen beş onda altısını yahut,
bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dallas,
herhalde bunu sizden gizlediler.
Size yirmi üç sente sattıkları asker,
mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak,
mevcuttu,
tuhafınıza gidecek,
mevcuttu
hem de çoktan mı çoktan
daha sizin devletin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela Mister Dallas,
yeller eserken yerinde sizin New York’un,
kurşun kubbeler kurdu o,
gökkubbe gibi yüksek,
haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
Dahası var Dallas,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek
ve yarin yanağından gayri her yerde,
her şeyde,
hep beraber
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedrettin’in;
O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali’dir,
Kaya gibi yumruğunun son ustalığı,
922 yılı 9 Eylül’üdür.
Dedim ya, Mister Dallas,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
Ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.









Başa dön tuşu