Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

1942’lerden beridir hala kimlik arayışı içindeyiz (O kadar ki “devlet” olmayı bile istemedik!)

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” deyişinden hareketle ve “unutulanları” hatırlatmak gayretinde sizi biraz gerilere götürmek istiyorum. Fakat önce dünkü “Köşemde” “Toplumca ilkesel Bütünselliğe Varmadan Çözüme Yardımcı Olamayacağız” dediğimi hatırlatayım. Dün Köşemde serzenişte bulunuyor ve “ulusal davalarda ayrı gayrı siyasi tutumlar söz konusu olamaz” diyordum!” Eğer toplumlar ne istediklerini toplumsal uzlaşıları ile belirleyip o belirledikleri ilkelerin savunucuları olmazlarsa istikrarlı çözümlere ulaşmaları mümkün değildir… 
Bu söylem ne yeni bir görüştür ne de yanlıştır. Hiç ukalalık yapmadan tek kelimeyle desek ki “bakın ulusların kendi kaderlerine nasıl sahip çıktıklarının mücadele tarihlerine” şıp diye anlarsınız… Üstelik hep de birbirlerinin tıpkılarıdır! Yani diyorum ki bu konudaki görüşler yeni değillerdir! 
VE O YAKIN GEÇMİŞİN KAPISINI ARALIYORUM: Kendimi bildim bileli tartışılan konudur! Nitekim ne zaman ki Toplum Liderliğini elde etmek için Necati Özkan ile Dr. Küçük mücadeleye girdilerdi “farkına vardılardı.” Fakat bu “farkına varılan” olaya gelmeden o günlerin kısa hatırlatmasını yapayım: Necati Özkan KATAK’I kurup “işte ben” dediğinde, Kıbrıs Türk halkı iki arada bir derede kalmışlığı ile sorduydu? “Sen mi yoksa sen mi? Karar verin! Hanginiz ‘baş’ hanginiz ‘yardımcı’ olacaktır?”
Dr. Fazıl Küçük hiç gecikmeden Necati Özkan’ın KATAK’lı “Milli Cephe”sine, “Milli Birlik Partisini” kurarak cevabını verirken, Kıbrıs Türk halkına şu mesajı veriyordu: “Sizin asıl lideriniz benim!”
OYSA NE DİYORDU NECATİ ÖZKAN: “Aziz vatandaşlar. Ben KATAK’I kurdum… Soldan Sağ’a okunduğunda “ATA” Sağdan Sola okunduğunda “ATA… Yukarından aşağıya, aşağıdan yukarıya okunduğunda yine ATA! (ATA dediği şuydu: İngiliz sömürge döneminde Atatürk’ün adını amblemleştirmek yasak olduğu için kurum ve kuruluşlar ya “Gazi” adını kullanıyorlardı yahut da Necati Özkan gibi sembolleştirerek ve KATAK arasına “ATA” sıkıştırarak Atatürk’e bağlılığı bu şekilde ispatlıyorlardı.
PEKALA NEYDİ “KATAK:” “Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu!” 1942’de kurulduydu. Ve ilk siyasi “yanlış” da böyle başladıydı! Kıbrıs Türk halkı Rum’un karşısında kendini “azınlık” olarak ilan ediyordu. Hatta yetmiyor kendini “Kıbrıs Türk Cemaati” olarak belirliyordu! Ve sonra da dönüp İngiliz Sömürge idaresinden, “azınlıktaki Türk halkına da Rumlara gösterdiği iltimasla mazhariyeti göstermesini” istiyordu!
(Tabii “liderlik” ve “kurum kuruluşlar” arası çekişmeler tutun ki o yıllardan bu yıllara şekil değiştirerek, statü kazanarak, devlet fonksiyonuna bürünerek bugünlere kadar gelmiş de olsalar “içerik” olarak “sen ben” odaklı kişisellikleri çok aşamadılar! Nitekim bugün de “siyasi partilere, sendikalara, STÖ’lerine ve devlet oluş iddiamıza karşın Kıbrıs Türk halkının siyasi profili “kişisellikle” “klikleşmeleri” aşmış değildir!)
DEVAM EDİYORUZ: Rahmetlik Dr. Küçük Halkın Sesi gazetesini, Necati Özkan İstiklal Gazetesini yayımlıyordu. Necati Özkan’ın siyasi kimlikli Partisi “Milli Cephe” idi. Dr. Küçük de karşı atakla 1944’de “Milli Birliği” kurduydu. Kurarken Necati Özkan’ı vuran muhalefet silahlarından bir tanesi “KATAK”tı! Türk toplumunu “azınlık” olarak lanse ettiği için!
İŞTE FARKINA VARILAN BU “AZINLIK” VURGUSUYDU: Fakat Kıbrıs Türk halkına nasıl yansıdı, nasıl bir “değişimle” siyasi ve sosyo ekonomik “bilinç” yarattı bunun yansımaları ne oldu bilmiyorum! Bildiğim 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Ahkâmlarında da “Türk Cemaati” kimliğini taşımaya devam etmek zorunda bırakıldığımızdır! Ki bunu da yine “Cemaat Meclisimizle” tescil ediyorduk!
ŞİMDİ İSTERSENİZ BİR ZİHİN PRAKTİSİ YAPALIM: Ve 1960’lar sonrasını 1974’lere kadar uzatalım… “Dr. Küçük’le Necati Özkan’lar muhalefetinden, Denktaş’la İhsan Ali’ler muhalefetleri başlıkları altında yer alan Kıbrıs Türk halkının siyasi sürecine bakalım. Bu süreçte hiç “Devlet” vurgulu bir siyasi terim olmadı! Olan, “nüfus azlığımızı” yıllarca bir aşağılık duygusu gibi taşımamızdan kaynaklı psikozdan kurtularak en kabadayısından kendimize “Türk toplumu” diyebilmemizdi! Ki hâlâ kendimize “Türk halkı” diyemiyorduk!
Üstelik karşımızda “ben sizin de devletinizim” diyen bir Rum Yönetimi vardı ve bu iddialarına verebildiğimiz tek cevap “Kıbrıs Türk Toplumu”ydu!
ŞİMDİ BİR İTİRAFTA BULUNALIM: Denktaş sadece Türkiye gönüllüsü “Anavatan” inanç ve imanlısı bir lider değildi… Kıbrıs Türk halkını “cemaat” esamesinden “devlet” oluşa yükselten bir liderdi!
HAYRET AMA! Necati Özkan döneminde kendini “azınlıktaki cemaat” olarak etiketleyen Kıbrıs Türk halkı bu kez de Devlet oluşa karşı çıktı!
Bu çıkış Rum tarafının tüm adanın Devleti oluşuna halel gelmemesi için “vicdani reddi” miydi? Yoksa Denktaş’a yönelik bir tepki miydi? Öncesi Denktaş’a yönelik tepki de olsa sonrasını anlamakta zorlanıyorum! Çünkü: RUM’UN NE İSTEDİĞİNİ BİLİYORUM. Müzakere masası ortadadır, Geçmiş ise belgeleri ile çoktan tarihteki yerini almıştır.
Biliyorsunuz ki Rum tarafı liderliği ile halkı “adanın egemenliğine” taliptirler. Bunun için mücadele etmektedirler. Müzakerelere de bunun için oturmakta ve isteklerini bunun için masaya yığmaktadırlar!
PEKALA TÜRK TARAFI NE İSTEMEKTEDİR? Önce Rum’u kandırıp sonra Birleşik Kıbrıs efkârında bir Federal Sistem oluşturmak! Bu yolda “Türkiyesizleştirme” de mübahtır “askersizleştirme” de garantilerin kaldırılması da!
Ne var ki “müzakere masası” Türk tarafının bu “fedakârlıklarını” bile kabul etmeyecek kadar Rum tarafının “birleşik Kıbrıs” ahkâmlarında savunduğu “çoğunluk-azınlık” haklarının işgali altındadır! “Devlet cemaat” statülerinin savunulması dayatmalarındadır! “Tek Egemenlik” lafına sarılmış Rum hükümranlığına dayalı bir çözümün peşindedir!
TÜM BUNLARA KARŞIN: Aradan 72 yıl geçtiği halde eğer bu adada hem de bugünkü koşullarda hâlâ “azınlık-çoğunluk” tartışması yapıyorsak… “Vardır Kıbrıs Türk halkının kaderi ile oynamaya çalışan insanlarda bir arıza” diyeceğim. Çünkü müzakere masası dışında söz konusu olan uğraşlar “Türk halkının kurtuluşunu” değil, Türk halkının, ister bilinçli ister bilinçsiz olsun “Rum halkının” sultası altına sokulmasını kaçınılmaz hale getirecek uğraşlardır.