Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“16 Nisan” artçı depremleri…

Bir süre daha “16 Nisan yemekli toplantısını” türlü çeşitli yanlarıyla konuşmaya devam edeceğiz.

Ancak daha önce de yazdığımca geçmişte de siyasi sorunla ilgili yorumlarımda hep zorlandım.

ÇÜNKÜ: Sn. Akıncı yahut Türk liderliği ile Ankara, müzakereler konusunda halka, medyaya karşı hiç şeffaf olmadılar! Yeterince bilgilendirmelerde bulunmadılar!  Görüşülmekte olanların “Konu “Başlıklarını” söylediler ama altlarındaki  içeriklerin açılımlarıyla detaylarını hep es geçtiler!

Bu tutumlarına karşın eğer müzakereler süresince  bazı konularda bilgi sahibi olmuşsak, bunlara Rum gazetelerinin haber ve yorumları sayesinde ulaştık!

BU son yemekli toplantı sonrasında da ayni sıkıntıları yaşıyoruz. Mesela dedi ki Sn. Akıncı toplantı sonrası yaptığı açıklamada, “hiçbir şey artık eskisi gibi olamaz!”

Şimdi gelin bu bilmeceyi birlikte çözelim: O “eskisi” denilen şey neydi ki artık “asla olamaz?”

TABİ ki geçmişteki müzakereleri yoklarken  aklımıza bildiğimiz kadarınca  “uzlaşılan ve uzlaşılamayan bazı konular” geliyor da yeni bir müzakere başlarsa bunların hangisi gündeme bile alınmazken, hangi “yenisi”   yerini alacaktır? Bilebiliyor muyuz?

VEYA Sn. Akıncı,  “bundan sonrasını nasıl gördüğümüzü değerlendirme fırsatı bulduk” derken, biz ve siz de  acaba  ayni şeyleri mi gördük? O halde soralım: “Ne gördük?” “Cim karnında bir noktadan” başka!

       “YÖNTEM  olarak ayni yöntemlerin içine kapatılmak gibi bir niyetimiz yoktur” diyor Sn. Akıncı.

Peki neydi o eski müzakere yöntemi? (Uzlaşılan konuların tutanaklarının “siyah” harflerle, Rum çekincelerinin mavi, Türk çekincelerinin de kırmızı renklerle yazılması mıydı?)  Tabi öyle değildi ama aklımızda sadece bu “renkler” kalmadı mı?

Sn. Cumhurbaşkanı şunu da söylüyor: “Artık ucu açık müzakere olmaz…” Gerçekte ta başından olmamalıydı! Hem takvimi, hem ele alınan konular itibarıyla..

DEVAM edelim. Crans Montana’da taraflar Guterres aracılığı ile birbirlerine çok önemli olması gereken haritalar sundulardı. Üzerinden on ay geçti. Bir iki sızıntı haberin dışında Kıbrıs Türk halkının kaderini çok yakından ilgilendiren bu toprak ve sınır ayarlamaları konusunda halk ve medya yeterince bilgi sahibi olabildiler mi?

NE diyorduk? 16 Nisan toplantısını konuşacağız da neresini, niçin, hangi bilgi ve açıklamalara dayanarak!

 


MÜŞAVİRLER SORUNU DEVAM EDERKEN?

Eskisi kadar görüşmüyoruz ama, bazı arkadaşlarımız var ki  “görüşsek de görüşmesek de “orda bir arkadaşımız vardır kadim ve daim” dediğimizce, hep gönüllerimizde…

İşte yıllar önce o kadim ve daim arkadaşlarımdan biri Başbakanın üst kademe görevlisiyken, kalkar seçimlere bir muhalefet partisinden katılır ve kaybeder.. Başbakanlıkta kızağa çekilir.

BİR gün Lefkoşa’ya uğradığımda Başbakanlığa ziyaretine giderim. “Falan nerede” diye sorarım. “Şu katta” derler, çıkarım, koridorda bir koca masa, üzeri bomboş, bizim arkadaş da bir köşesine ilişmiş gazetesini okumakta! Başbakan Eroğlu’nun makam odası da hemen ayni katta yakınlarda bir yerde..

       HOŞ beşten sonra arkadaşım durumu  kahkahalarıyla birlikte durumunu anlatır: “Her sabah sanki iş yaparmışım gibi gazetemle birlikte bu masaya gelir oturur, zaman zaman diğer odalardaki  arkadaşları dolaşır yarenlik eder, paydos saati de evime giderim..”

VE ekler:  Yahu Eşref böyle de olmaz! Eğer Başbakan beni çekip dese ki “bak sen seçim süresince meydanlarda hükümeti düzeni  eleştirdin,  muhalefet yaptın. İşte şimdi sana bir fırsat. Gel eleştirdiğin bozuklukları düzelt” demiş olsaydı inan ki canı gönülden çalışacaktım. Oysa  benden yararlanılacağına, dondurdular, işe yaramaz memur esamesine soktular…” (Bu mealde serzenişlerdi.)

HANGİ yıl olduğunu unuttum. Üst kademe bürokratlarının hükümet değişiklikleriyle gelip gittiklerinin şikâyetleri yeni başlıyordu.. Ve gitgide,  bugün artık sorunları tavan yaptığı için statüleri ile işlevlerinin  değiştirilmesi çabalarıyla gündeme gelen “müşavirler” her seçim sonrasında çoğalıp yoğalıyorlardı ki halkın vicdanlarında “iş yapmadan para kapan bürokratlar” olarak töhmet altına itiliyorlardı.

SORUN devam ediyor ama! Çünkü “Müşavirlikle” kazanılan haklar ne ilga edilebiliyor ne de  geriye götürülebiliyor..

Kaldı ki “kökten bir değişiklik” de yapılamıyor. Çünkü müşavirlik için yetiştirilmiş “partisiz ve tarafsız kamu görevleri” yok! Bakan göreve gelirken elbette ki çalışacağı güven duyacağı hatta arkadaşı esamesindeki müşavirlerle çalışmak isteyecektir  ki haklı…

PEKİ  çözüm? “Kapsamında bu sorunları bertaraf edecek yeni  bir kamu görevlileri yasasının” Meclisten geçirtilmesidir..


KISACA TAKILDIĞIM: (GELDİK TRAMVAY DEVRİNE!)

       Kıbrıs türk halkının uzun  yollar  ulaşım tarihi “deve kervanlarının” keşfedilmesiyle başlar.. Çocukluğumda ucunu  yetiştiğim bu “devler devrinde” mesela Mağusa surlar içine girdiler mi “başları Namık kemal Meydanında, kuyrukları Akkule kapısında” olurdu.

Sonra “Tren devri” başladı. Lefkoşa Mağusa arası seferler yapardı. Ne var ki  İngiliz adada arabalarını pazarlama gailesine düştü, tren gitti otomobil devri geldi…

Ha! Bir de araya kendi öz icadımız olan KTHY’nı sıkıştırdıktı ama sürekli uçurmaya çapımızla aklımız yetmediğinden batırdık!

ŞİMDİ müjdeler olsun! Ulaştırma Bakanı Atakan haberi verdi. KKTC Tramvay devrine geçiyor. Eğer “trafikte kazaya belaya uğrayıp sapır sapır ölmeden yaşama bahtiyarlığına ulaşırsak, tramvay devrini de göreceğiz bu memlekette!