Köşe Yazarları

10 AYLIK FELAKETİN ÖZETİ…






Şu son bir iki yıl içinde yaşadıklarımız için tek söylenebilecek şey “deli saçması”dır. Balık hafızalı olduğumuz kesin. O nedenle zaman zaman hatırlamakta fayda var. Bugün şu son bir buçuk yılda yaşadığımız akıl dışı “yönetimin” özetini yapmak istedim. Seçime kadar -tabii eğer yaparlarsa-, bunu tekrarlayacağım, unuttuklarımızın üstünden gideceğim…

Alışkanlıklarımızın, kültürümüzün, teamüllerin, yasaların, hatta Anayasa’nın defalarca çiğnendiği bir dönemdi. Demokrasi, laiklik, halk iradesi zarar gören, yıpratılan en temel dayanaklarımız. Geleceğimizi göremez olduk. Uluslararası hukukun içine girmek için çözüm umudumuz vardı, kimseye danışılmadan sanki dinamitlendi. Tam bir dayatma.



Alınan borçlar, imzalanan protokoller, hepsi birer kötü yönetim örneği. Çiçeği burnunda Başbakan iken Saner imzaladığı protokolü Meclis’te savunuyordu;  reformlar falan, “Zamanı geldi” de diyordu. Var mı bunlardan bir haber? Ya tek bir konuda planlama gören oldu mu? Ama o protokole dayanarak sendikalara ve basına ayar vermeye kalktı, bereket tepkiler geldi de bir daha sesi çıkmadı.  Kapıda kim bağırdıysa, alacağını aldı. Kararlar aldılar, ertesi gün değiştirdiler, hiç sıkılmadılar, utanmadılar.

En belirgin durum, parasızlıktı. Borç üstüne borç yaptılar. Başta, aylık yüzde 9 faiz diye biliyorduk, faiz de arttı, borçlar da arttı, ama parasızlık partizanlığı engellemedi. En az 20 yıllık geleceğimize ipotek koydular. Sadece Tatar’ın seçimi için devlete doldurulan yandaşlara ödenen maaş üç ayda 18 milyondu. Bunca arka kapı istihdamından sonra acaba şimdi nedir?

Para yoktu ama, gelirleri artırmak için kıllarını kıpırdatmadılar. Bu yoklukta vergi adaleti lafını bile ağızlarına almadılar. Her yer kapalıyken, casinoları açık tuttular, devlete acımasız bir yük olan destekleri, teşvikleri, muafiyetleri sıfırlamayı akıllarından geçirmediler. Milyar dolarlar dönen internet kumarına yasal casinolar da dahil oldu, sorsan haberleri yok. Bir tasarı hazırladılar, korktular, hemen geri çektiler. Ya o kayıt dışı paraları aklama uygulaması? Sadece 3 hafta sürdü, birileri paralarını akladı, sonra görev tamamlandı bitirdiler. Buna karşılık tek akıllarına gelen maaşlara ellemek oldu. Hayat pahalılığı ödeneğini sıfırlamaya kalktılar, bereket yargı hala bağımsız da mahkemeden döndüler. Döviz yüzde 40 arttı, piyasa uçtu, iflaslar, işsizlik ona paralel arttı, ama piyasada tek bir önlem alınmadı…

Anayasa’nın emrettiği ara seçimden kaçtılar. Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı, sadece kendi milletvekillerinden oluşan anti demokratik komite kurdular, karar aldılar.  Meclis’i kapatmayı bile başaramadılar. Şimdi Ekim’de açılması da şüpheli…

Namaz kılana bisiklet dağıtıldı, Türkiye’den Din İşleri Başkanı getirdiler, sonradan vatandaş yaptılar. Şimdi de, o lüzumsuz külliyenin yapımı için mimar getirmişler, onu vatandaş yapmışlar. Vatandaşlık konusu bakın hiç hız kesmedi. Bir başka açıdan yine bu ülkenin geleceğini kararttılar. Hem de onarılmaz bir zarar vererek. O vatandaşlıklar en hızlı oldukları iş. Hala haftada onlarcası… Ha, bir de ona buna kıyak olsun diye bilmem kaçıncı defa muhaceret affı çıkarttılar…

Devletin malına lüks evler yapmaya kalkan kooperatif, çatır çatır ağaç kesti, hem yargıdan emir geldi, hem vatandaş ayaklandı, durdurmak zorunda kaldılar. O tepe orada kabak gibi kaldı. Mağusa hisarlarına beton döktürdüler bunlar. Başlarında da bir mimar olmasına rağmen…

Kıb-Tek battı. İhale yasası çiğnendi, keyfe göre alım yapıldı, kötü yakıttan santraller çöktü, yarım milyar zarar yaptılar, bir de üstüne küfürler, hakaretler… PCR testlerinde bile yolsuzluk ortaya çıktı. Devlet otoritesini yerle bir ettiler, güvensizlik, istikrarsızlık aldı gitti. 10 iş insanından birinin rüşvet verdiği ortaya çıktı; ahlak çöktü, suçlar çeşitlendi, hırsızlık, adam vurma, kara para, uyuşturucu zirve yaptı…

“Memleket şantiyeye dönecek” diyordu Başbakan, bir de baktık ki, her iş Türkiye’de ihale edilir oldu.

“Kıbrıs Türkleri 74 öncesi bu adada özne değil, nesne bile değildi” dedi. Nasıl bir akıl tutulmasıysa, 11 yıl mücadele veren, direnen, bu adada var olma savaşını kazanan halkını küçümsedi. O halk ki, asla istemediği halde Makarios’a federasyonu kabul ettirmişti, bunu bile yok saymaya kalktı… Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldular. Ellerine verileni okudular, halklarından koptukça koptular.

İşte özetle 10 aylık bir dönem. Kıbrıs Türkünün elli yıldır yaşamadığı kadar kötü bir dönem. Kazanacakmış da, o zaman ülke de kazanacakmış. İşte kazançlarımız…

Çıkarcı, partizan grupların içinde değilseniz, lütfen bir düşünün derim. Bu deli saçması ortamdan bir an önce kendimizi kurtarıp, aklımızı başımıza toplamamız şart.

YERİN KULAĞI VAR

1960’A DÖNÜŞ MÜ:

Rum lider Anastasiadis’in, 1960 Anayasası’na dönüş önerisini New York’ta yapılacak gayri resmi üçlü görüşmede resmen sunmaya hazırlanıyor. 1963 yılında yıktıkları Kıbrıs Cumhuriyeti’ni günümüz olgularına uyarlamış. Gevşek federasyon fikrinin bir çerçevesi olarak sunuyor. Bence iki devletlilik diyenlerin bile ciddiye alması gereken bir öneri. Tabii önyargılarından kurtulabilirlerse. Bakalım bizimkiler nasıl bir yanıt verecek. “Tamam oturup görüşelim” mi diyecek, yoksa toptan ret mi edecek göreceğiz…

 

İRSEN BEYİ HATIRLA SANER:

Bizim atama Başbakan ısrarla rahmetli İrsen beyin yolunda gitmeyi sürdürüyor. Vatandaşlık dağıtarak, yandaşları işe alarak, menfaat dağıtarak o koltuktaki saltanatını sürdürebileceğini düşünüyor. Zamanında İrsen bey de aynı yöntemi izlemiş, 2 bine yakın partilisini de bir günde devlete istihdam etmişti. Sonuç, Başbakan ve UBP Genel Başkanı olarak girdiği ilk seçimde sandıkta kalmıştı. Gidişat Saner’in de sonunun aynı olacağı yönünde…

 

SEN KENDİ İŞİNE BAK HOCA EFENDİ:

Tepeden inme bir kararla Din İşleri Dairesinin başına getirilen zat, iddia edildiğine göre, daha koltuğunu ısıtmadan yeni kurallarını hayata geçirmeye başlamış. Neymiş efendim evlenecek olan kadının başı bağlı olmalıymış, yok efendim Müslüman kişi sakal bırakmalıymış da daha neler. Hoca efendi yanlış kulvarda koşuyorsun. Belli ki Kıbrıs Türkünü hiç tanımamışsın. Ona buna Müslümanlık öğretmek yerine sen kendi işine bak. Bırak da herkes dinini nasıl isterse yaşasın…

 

LAS VEGAS OLMADI, SİNGAPUR VERELİM:

Türkiye temaslarına devam eden Saner, “ülkede ticaret hacminin arttırılması ve Dubai ve Singapur gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dünyanın en önemli ticari merkezlerinden bir tanesi haline getirmek en büyük arzusu olduğunu” söylemiş. Hani da Las Vegas olacaktık. Hatırlayacaksınız bir ara Tayvan, hatta Kosova gibi oluyorduk. Belli ki o hayaller pek tutmamış, yeni hedefimiz, Dubai veya Singapur olmak. Keşke yeniden Kıbrıs olabilsek…

 

YAZIKLAR OLSUN:

O 40 bin doz Astra Zeneca aşısına öyle üzüldüm ki. Nasıl iade edeceksiniz, ne diyeceksiniz? Maskara durumuna düşmeyecek misiniz? “Aşı olun, aşı olun”, başka laf yok. Belli ki aşı karşıtlığı yanında bir de tembellik var. Köylere birer çadır kuramaz mıydınız? Aşısızların markete girmesini önleyecek denetimi yapamaz mıydınız? Sözde kural var, denetim yok, adapass soran işletme sayısı komik…

 

ÇAYA 510 BİN DOLAR:

KKTC, tekrar Türkiye’den en çok çay alan ülkeler listesinde. KKTC, 2021 yılının ilk 10 ayında Türkiye’den 510 bin 145 dolarlık çay ithal etti. Şaşırdık mı, tabi ki hayır. Bu bile ülkedeki nüfus yapısının nasıl değiştiğinin en somut örneği. Biz Kıbrıslılar eskiden çayı nadiren sabahları, bir de hasta olduğumuzda içerdik. Bunlar daha iyi günlerimiz, yakında tuvaletleri de yıkıp, alaturka koyduracaklar.







Başa dön tuşu