“1 Mayıs’ta , klasiği haline gelmiş “pikniği, mangal keyfiyle” gözlemlemek amacında Mağusa’dan Boğaz’a kadar uzandımdı arabamla..
Yol boyunca sağdaki sahil şeridinde bulunan üç dört piknik yerinde öncesi 1 Mayıs’ların da ötesinde yoğunluk vardı.. Tutun ki Mağusa’dan Boğaz’a kadar “mangallardan yükselen dumanlar, yine sarmıştı afakı!
Belki “cıvıl cıvıl bir görüntü yoktu!
Belki midelerin ötesinde ruhları da doyuma ulaştıracak müzik sesleri, şarkılar falan işitilmiyordu!
Belki şen şakrak kahkahalar yükselmiyordu mangalların çevrelerinden..
Ama insanlar sürekli yeyiyor içiyorlardı..
En neşeli olanlar da sağa sola koşturan çocuklardı…
HATIRIMA son günlerde peş peşine yayımlanan “anket sonuçları” geldiydi.
“Öğrenemeyen, gülmeyen, dinlenmesini bilmeyen toplum” deniyordu…
“İnsanlar umutsuz yılgındır” deniyordu!”
“Hayatlarından memnun değiller” deniyordu..
OYSA insanlar geçen günkü 1 Mayıs gününde mutlu görünüyorlardı!
Yılgın falan da değillerdi! Üstelik “imtiyazsız sınıfsızlıkta” ve yeşil otların üzerinde yan yana, dirsek dirseğe oturuyorlardı..
ÇOK kısaca kebap dumanları kesif bulutlar gibi yükselirken göklere, insanlar ne “anketlerden” çıkan sonuçların “umutsuzluğuyla karamsarlığındaydılar” ne mahkeme haberlerinde yer aldıklarınca “batmışlıktan muzdarip” görünümlüydüler.. Hele “hiç de mahvolmuşluğu yansıtmıyordu kebabı çiğnerken yudumlanan viski ve rakılar..
Kıbrıs Türk halkı 1 Mayıs’ı eğlenerek, yiyip içerek kutluyordu kısaca..
ANCAK! Son zamanlarda toplum katlarından akseden yığınla illegal olaylarla “batmışlık” sendromuyla yoğrulmuş haber ve anketlere nazire verilecek bir cevap olmalıydı. Mesela “Ne yani insanlar arada bir böylesi piknik sefaları da mı yapmasınlardı?”
OLAY bu değil ama! O piknikten sonra devam edecek olan “batırdılar bizi ki battık!” denmesidir!
Ol alem devam ederken, bir başka bahara kalmış 1 Mayıs’ları gözlemektir!
Kaldı ki bu değirmenin çarkları borçlanmalarla, kredilerle dönmekte..
Kısaca “dışı seni içi beni yakmakta” ki söndürülmeden bu ateş ve gelip geçerken 1 Mayıs’lar daha çok canlar yanacak bu diyarda!
**********
AH BU TRAFİK!
Bugün pek çok sorunlarımızın yanı sıra gitgide “ulusal felaket” haline gelen Trafik sorununu biraz daha dürtmek istiyorum.
Ki çok büyük oranda bir nüfusun bu ülkede arabası vardır ve her gün trafikte seyretmektedirler..
Hem de artık eve kazasız belasız dönüp dönmeyeceklerini bilemeden!
OYSA insan akıllı canlıdır ve “kaderinin sahibidir!” Yani “şansla” değil “aklı mantığı ve devletin kendisine bahşettiği yasalarla güvenli ve işlerliği olan “sistemlerle” sürdürür varlığını!
(Nitekim “olası bir çözüme karşın Rum tarafına güvenmediğimizden nasıl ki TC’nin garantörlüğünün devamını istiyoruz…) Araba sürücüsü yurttaşlar olarak istediğimiz yere istediğimiz zaman sağlık ve afiyetle gidebilme hakkımızın da devlet tarafından sağlanmasını isteriz…
Zaten bunun için de “harçlar” gibi kaçınamayacağımız yükümlülükte, vergimizi veriyoruz..
AMA yine de artık Trafikte kazasız belasız sürüş yapmak “mucize” haline geldi! Çok yazdık yine yazalım: Çünkü araba dolayısıyla sürücü sayısı sürekli arttı ama bu yoğunluğa cevap verecek “trafik altyapısı” oluşturulmadı! Suçlu varsa ve ayağa kalkması gerekiyorsa o da “devlettir!”
Yani kim? Başta “Ulaştırma Bakanı!” Devamında İçişleri Bakanlığına bağlı “kaymakamlar!” Ve seçilmişler sınıfını oluşturan Belediye Başkanlarıyla, atamalarla görevlendirilen “Polisin Trafik Birimleri!”
Trafiği “Sistem ve sistematiğe” sokacak tüm bu “yetkili ve sorumlu görevlilerle üst kademe bürokratlarıdır” ki kentlerden başlayarak karayollarındaki altyapı çalışmalarıyla alacakları tedbirler sonucunda; “trafik” dediğinizi oluşturan ilgili tüm “araçların,” yollarda yağlar ballar gibi akmasını sağlarlarken, kimselerin burnu bile kanatılmasın!
Oysa trafikte “sağlıklı düzenleme” olarak nitelendirilecek bu çok gerekli “organizasyonun” ilgili Sivil Toplum Örgütlerini de kapsamına alarak oluşturulması yönünde bir çalışma yok!
Dolayısıyla trafik sorunundan asla kurtulmak mümkün olmuyor! Çünkü:
Eğer Belediye Trafiğe uygun yol kaldırım yapacaksa.. Elektrik Dairesi Anayolları ışıklandıracaksa.. İlgili Bakanlık Sinyalizasyon sistemlerini kuracaksa.. Kaymakamlık, “Mülki Amir” olarak sürecin sorumlu ve yetkili makamı olarak düzenlemelerin başını çekecekse… Polisteki Trafik Birimi asli göreviyle yolların güvenliğini sağlayacak, trafik işaret ve gidiş geliş güzergâhlarında görüşlerini ortaya koyacaksa…
Önce tüm bu ilgili “kurum ve birimlerin” bir araya gelerek, “hep bir arada olacakları” bir “Trafik Komitesi” kurmaları gibilerinden örgütlenmeleri gerekmez mi? (Ki benzeri çalışmalar örgütlenmeler oldu da hani sonuç? Aksine trafik kazaları azalacağına ölümleri de yanına alarak artıyor!)
Hayır hiçbir yazımı (diğer “köşeci” refiklerim gibi) “yazmış olmak için yazmadım ama, artık bu memlekette her “köşe yazısı” her ibretlik olması gereken “haber” yazılmış yayınlanmış olmaktan öte işlevsel bir anlam ifade etmiyor! Yazık ama! ********** KISACA TAKILDIĞIM. (BU DA “SOSYAL GÜVENLİK ANLAŞMASI!”)
Sosyal medyada gördüm. TC ile yine “Sosyal Güvenlik Anlaşması” imzalamışız da içeriğini bilen yok!
Olay artık içerik de değil ama! Ankara ile hangi anlaşmaların altına imza atmışsak bir süre sonra “uygulanamamasından” dolayı devletin kamburuna yeni bir sorun olarak eklendi. Yani ne? Alın size adı “TC-KKTC sosyal güvenlik” olan bir sorun daha!
































