Yazıma başlarken kaç zamandır düşüncelerimden düşmeyen şu cümle ile başlamayı tasarlıyordum. “Tam zamanıdır!” Neyin zamanı? Kıbrıs’ta çözümün! Hele Rusya ile Ukrayna savaşını gözlerken bu düşünce değer yargılarımda daha çok katmerlendi.. Çünkü “savaşlar” sulh dönemlerinde çözülemeyen sorunların çözümü için son çarede başvurulan anlaşmazlıkların eseridir. Ve Kıbrıs adasındaki Türk Rum halkları işte şimdilerde tam da bu safhadadırlar!
“Dolayısıyla” diyecektim, artık Türkiye ile Yunanistan’ın masaya oturması gerekir..
***
FAKATTT: Tüm düşüncelerimi ve “çözüm umutlarımı” bombardıman ederken yakıp yıkan söz konusu “haberler” de işte tam bu sıralarda gelmeye başladı! Şöyle ki Türkiye’den yapılan resmi açıklamada “sadece son bir ayda Yunanistan Ege denizi ve adalarında 423 defa Lozan ve Paris Anlaşmalarını ihlal etti” deniyordu!
YANİ NE? Hâlâ devam etmekte olan bu ihlallerin sadece birisinde Türkiye düğmeye basmış olsaydı şimdi bu adada kendimizi sonu belirsiz bir savaşın içinde bulacaktık..
***
NİTEKİM artık “büyük olasılık” dediğimizce Doğu Akdeniz’de sular tüm bölgeyi yakabilecek kadar ısınmaya başladı..
NİTEKİM YUNANİSTAN bir yandan deliler gibi silahlanırken öte yandan Amerika’dan F 35’ler satın almaya çalışmakta, Türkiye’ye karşı hava savunmasında üstünlük kurmaya çalışmaktadır. ÖTE yandan da Yunanistan’ı adeta Amerikan üssü haline getirmiştir! Nitekim bir süre önce Erdoğan “Yunanistan ABD’nin üssü olmuştur” derken bu gerçeğe dikkat çekiyordu!
VE AYNİ Yunanistan şimdi de Rusya Ukrayna savaşı kıvılcımlarının bölgeye de sıçraması olasılığı karşısında gelişmeleri yorumlarken, “bize asıl tehdit Rusya’dan değil, Doğudandır” diyerek Türkiye’yi işaretlemiştir!
VE artık Yunanistan karşısında Türkiye askeri donanım yönünden ne sanıldığı kadar caydırıcılık sağlayacak ne de olası bir savaşı kolayca atlatacak durumdadır.. Nitekim Yunanistan bir yandan pervasızca Ege adalarını silahlandırırken, ABD’yi de ülkesinde konuşlandırıp yine Amerika sayesinde hava savunma gücünü katlamıştır..
***
ÖTE YANDAN son dönemlerde İsrail’den deniz altından geçirilecek olan doğal gaz boru hattının en ekonomik ve teknik yönden Türkiye üzerinden geçerek AB’e ulaşması gerekirken, Yunanistan buna da karşı çıkmakta, Mısır yada İtalya gibi uzaklardaki ülkeleri işaret etmektedir! Yani Yunanistan sadece Ege adalarının silahlandırılmasını değil, ekonomik yönden de Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi etkisizleştirmek” için çabalamaktadır! ***
BEN bu gelişmelerden korkuyorum! Ve kapımızda “çözüm” değil, artık “savaş bekliyor” diyorum.. Ve ekliyorum: Barışçı çözüme sadece Kıbrıs değil, tüm Doğu Akdeniz bölgesinin, Türkiye ile Yunanistan’ın da ihtiyacı vardır..
TABİ bu kişisel görüşümdür. Çünkü şu anda hem sosyoekonomik hem BM’ler hem de AB üyelikleri ve bölgedeki ülkelerle gerçekleştirdikleri ittifakları ile büyük kalkınma trendi yakalayan Yunanistan ile tüm adanın sahibi olduğu iddiasındaki Güney Kıbrıs her halde ne benim ne senin ne de KKTC liderliği ile Ankara gibi düşünmüyor! Ya bizler neler düşünüyoruz? Ki sonunda binlercemizle meydanlara çıkıp “bu hayatı protesto ettikdi! Bu gidişe yeter dedikti! Neydi onlar? Hadi birlikte bakalım: ***
KISACA TAKILMAM GEREKİRSE (İŞTE OLAGELENLERDEN BAZILARI!) Geçtiğimiz hafta AB’nin Merkez Bankası Başkanı bayan Chiristine Lagarda, Rum Merkez Bankasının düzenlediği toplantıya katılmak için Avrupa’nın en küçük üyesi olan Güney Kıbrıs’a geldi.
Kendini hâlâ tüm adanın kıralı zanneden Sn. Anastasiadis ile de görüştü ve “önümüzdeki dönemlerde Kıbrıs’ın da artan maliyetler nedeniyle yüksek enflasyon baskısıyla karşı karşıya kalacağı” uyarısında bulundu.
ANCAK Sn. Lagarda bu öngörüsüne karşılık “Güney’in her yıl ekonomisini biraz daha düzelttiğini, hatta yüzde 6’lık bir kalkınma sağladığını” da söylemeden edemedi..
Ki AB’nin Merkez Bankası Başkanı Güney’e bu övgüleri yağdırırken, Kuzey’de bir yandan pahalılığı öte yandan bozuk düzenleri protesto etmek için iktidarının muhalefetinin de katılımlarıyla son yılların en kalabalık mitingi gerçekleştiriliyordu!
*** BİNLERCE insan aslında pahalılığı değil “kör talihini” protesto ediyordu..
YILLAR yılıdır olanca sorunlarına karşın toplum bünyesinde kanayan yara haline gelmelerine, hâlâ çözümleri sağlanamayan KIB-TEK gibilerinden kurumlar Belediyeler iflasları protesto ediliyordu..
GELİP giden siyasi iktidar partililerinin “kendilerinden yana adamlarını, işbirlikçilerini, yakınlarını…” Devlet kademelerinde müdürlüklerden kapıcılıklara, müşavirliklerden memurluklara varıncaya kadar istihdam etmelerini protesto ettilerdi!
DEVLET fukaralaşırken, “bazı” insanların nasıl rant ekonomisi, alavere dalavere çevirerek haksız olması gereken “kazançlarıyla” zenginleştiklerini fakat hiç olmazsa vermeleri gereken vergilerini bile vermeden “gasp” üzerinde zenginleştiklerini protesto ettiydi! PPROTESTO edilenler çözümsüzlüktü, bozuk düzenlerdi, memlekette yaşanan sahtekârlıklar, yolsuzluklardı! Kötü yönetimlerdi!
VE SN. SUCUOĞLU çıkmış diyordu ki “Muhalefetin ne düşündüğünü öğrenmek istiyoruz! Somut öneriler bekliyoruz!”
BRAVO! Bir bu eksikti iyisi mi keşke şöyle deseydi: “Bize hep beraber yardımcı olun da bu bunalımlı ortamlardan kurtulup düze çıkalım!”
Sn. BAŞBAKAN eğer “muhalefet partilerinden” bile yardım isteyecek çaresizliğe düşmüşsen neden kenara çekilmiyorsun! DEVRİ iktidarında memlekette tarihin en kalabalık mitingi olmuş, protesto edilmişsin! FAKAT bunlara karşın halkın hatta muhalefet partilerinin karşısına geçmiş tüm KKTC’nin lideri gibilerinden çağrılarda bulunuyorsun!
YOKSA Sn. Doktorum, halkın nabzını tutarak sabır taşlarının ne zaman çatlayacağını mı test ediyorsun! Ki size “memleket battı, mahvoldu diyorlar! Daha ne desinler!
































