Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

ZEMHERİDE PARAZİT

Bu aylara “kara kış” dendiği gibi, “zemheri” de denirdi.

Altmışlı yıllardı ve gelen yağmurlarla Kanlıdere gürül gürül akardı…

Olaylar yeni patlak verdiğinden alelacele işler yapılıyordu.

Boş varillere kum doldurulup bunlardan barikatlar yapılıyor; öte yandan kum torbalarından mevziler oluşturuluyordu.

Daha sonraları Lefkoşa’da Bypass yoluna, yol boyunca topraktan duvar çekilecek, Lefkoşa her köşesinden gez, göz ve arpacık’a dönüşecekti.

Böyle bir zamandı, zemheri ayında poyrazdan esen rüzgarların soğuğuna dayanmak bir meseleydi; nizamiye nöbeti tutmak için bir insanı sığacak kadar yapılan kulübeler cehenneme dönerdi.

Ve hayat devam ederdi…

Zaman başka bir zamandı.

Büyük Hamam civarına gidildiğinde ne İplik Pazarı’nı,

Lokmacı’ya gidildiğinde ne Kadınlar Pazarı’nı,

Mücahitler Parkı’na gidildiğinde ne Hayvan Pazarı’nı anımsayan vardı.

Belki eski kuşakların hafızasında bazı yerler silik sönük hatıralara terk edilmişti.

Ama insanlar henüz aynı yerlerde, aynı sokaklarda yaşıyorlardı…

Böyle yağmurlu ve soğuk havalarda Lefkoşa sokakları dibelik sessizliğe teslim olurdu, şimdiki salgın günlerinde sokağa çıkma yasaklarında olduğu gibi.

Ahali kendi kendine olduğundan nüfus çok değildi ve zaten normal zamanlarda kalabalıkların görüldüğü yerler belliydi ve bunun dışında memleketin her yerinde bir tenhalık vardı…

Soğukların Lefkoşa’yı surlar gibi kuşattığı zamanlarda, cuma günleri Bandabuliya’nın kalabalığı pek azalmazdı.

Yaz ve bahar aylarından farklı bir görüntü oluşurdu çarşı pazar çevresinde.

Ipıslak, sırılsıklam bir görüntüydü bu.

Oraya buraya koşuşturan insanlar bir an önce alış verişlerini bitirmek isterlerdi.

Kahveler dolar taşar yağmurun dinmesi beklenirken sumada içenlerin sayısı az olmazdı.

Günümüzdeki gibi hava raporlarından her an haberdar olmayan ahalinin yağmurlara da, sert rüzgarlara da uygunsuz yerlerde yakalanması hiçtendi.

Zemheri genellikle insanları eve kapatırdı ve böyle vakitlerde ahşap radyolarda frekansları tutturmak ve aynı frekansta kalmasını sağlamak başlıbaşına bir sorun olurdu; sesler bir gider bir gelirdi, araya Arapça seslerin karıştığı olurdu.

Televizyonlarda da durum buna benzerdi, yanılmıyorsak Lübnan televizyonundan karıncalanmış görüntüler karışırdı ekrana.

Bu can sıkıcı durumlarla baş edilemezdi, ama vaktin çoğu evlerde geçtiğinden ikide birde damlara çıkıp antene yön tutturmak o soğuk ve yağmurlu havalarda eğlenceliydi doğrusu.

Günümüzde böyle sorunlar olmasa da yine de hangi yönden neyin nasıl geleceği ve hayatınıza bir parazitmiş gibi nasıl düşeceği önceden kestirilemiyor…