1974’ten beridir Türkiye “zamana” oynuyor… Peşinen yazalım. Aslında “yanlışa” oynuyor! Çünkü:
Zamana oynamak evvel emirde Kıbrıs Türk halkının tahammülünü gerektirirdi…
Halkın günlük sorunlar altında ezilmeden yaşayabileceği bir ortamın sağlanmasını gerektirirdi.
Ambargosuz bir ekonomiyi gerektirirdi.
Siyasi iktidarlar ile muhalefet cepheleri arasında daha demokratik ilişkileri gerektirirdi.
Kıbrıs Türk halkının siyasi yönden nasıl bir çözüm istediğini bilmesini gerektirirdi.
İyi oluşturulmuş, sağlıklı düzenler kuran siyasi iktidar kadrolarını gerektirirdi.
Yarınlara güvenle bakacağı aydınlıkları görmeyi gerektirirdi.
Sürekli “yönetilmeden,” kendini kendinin yöneteceği istikrarlı bir düzeni gerektirirdi.
OYSA “ZAMAN” BUNLARIN HİÇ BİRİNİ SAĞLAMADI: Aksine çözüm sürecini çetrefil hale sokarken Kıbrıs Türk halkının adadaki meşru haklarını da tehlikeye attı! Mesela 1974’ten hemen sonra “iki bölgeli, iki devletli, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin güvencesinde bir federal çözüm” istemi vardı. Bu sloganlaşmış çözüm önerisi önce:
1. Birleşik federal Kıbrıs tezine dönüştü.
2. Annan planı ile “iki coğrafi bölge” gerçeği Güney’in Kuzey’i delmesi ile kadük olurken, Rum çoğunluğunun egemen olacağı yeni federasyon dayatıldı. TC’nin güvencesi de sembolik duruma getirildi.
3. Siyasi eşitlik, yerini “Rum çoğunluğuna” dayalı sisteme bıraktı.
4. Ve son gelinen aşamada çözümün üzerine “tek egemenlik, tek kimlik, tek uluslar arası temsiliyet” şemsiyesi açıldı.
Ancak Türk tarafı “zamana” oynarken, Rum’un kullandığı “zaman farkından” dolayı şimdi de “zamanı geldiği için” bakın Güney Rum liderliği ikinci yarı perdesini nasıl bir “stratejik planla” açtı:
ARTIK GÜNEY 1974 ÖNCESİNE DÖNMEK İSTİYOR: Nitekim geçtiğimiz günlerde Rum Planlama Dairesi eski müdürlerinden Yakavos Aristidu “Kıbrıs’taki Türk mülkleri ile ilgili makalesinde özetle şunları söylüyordu:
“Görüşmeler sürecinde iki bölgeli Federasyonun mülkiyet rejimine dayanmaması gerektiğine karşın, Kıbrıslı Türklerin Güney’deki ve Kıbrıslı Rumların Kuzey’deki malları konusunda oldubittiler yaratabilir ve çözümü tehlikeye sokabilir… (Mal Tazmin Komisyonlarına rağmen diyor.) Ve devam ediyor:
Mülkiyet durumunu 1974 öncesine döndürmeyi sorunun çözümünde başlangıç kabul ediyoruz. 1960 verilerine göre Kıbrıslı Türklere ait özel mülk yüzde 12.3 dolayındaydı. Buna nüfus oranına göre devlet arazileri (hali araziler) de eklendiğinde Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs toprağında hakkı olan toplam alan yüzde 16.78’e Çıkıyor. Şu anda Türkler Kuzey’de yüzde 29 oranında toprağa sahiptirler. Tüm toprakları Kuzey’de toplasanız yüzde 58 yapar. Dolayısıyla Kuzey’in yüzde 42’sine tekabül eden toprağın Kıbrıslı Rum sahiplerine ve Kıbrıs Rum Devletçiğine iade edilmesi gerekiyor… (Çünkü hakkımız yüzde 16.78 olarak kabul ediliyor.)
İŞTE SİZE YENİ BİR SORUN. Bugüne kadar gözlerden kaçırtılan ve Mal Tazmin Komisyonu ile halledeceğiz denilen “mülkiyet sorunu” da artık geçen zaman içinde, aynen siyasi çözüm arayışlarına sokulan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti gibi 1974 öncesi Türk-Rum toprakları oranlarına geri dönüş çağrılarına sokuldu…
“Zaman geçiyor” ama galiba delip de geçiyor!
**********
BELEDİYE SEÇİMLERİ OLANCA SORUNLARI İLE BASTIRARAK GELİYOR
Belediye seçimlerine çok zaman kalmadı. Buna karşılık Mağusa ve öteki birkaç Belediye dışında ayakta kalan belediye de kalmadı!
Şimdi hatırlayalım. Belediyeler devlet katkısı almadan kendilerini idame ettiremeyecek durumlara geldikte “daha daha” dedilerdi! (Ben bu Devlete acıyorum. Çünkü “kendisi bir muhtac’ı dide kaldı ki başkalarına himmet ede!” Yani maliyesi bozuk! Ankara para pompalamasa bir dakika ayakta duramaz… Buna karşılık memleketin bilumum özel ve tüzel kişileri ile Kamu Görevlileri, sigortalıları bu “muhtac’ı dide devletin memelerine yapışmışlar” çekiştiriyorlar! Oh olsun ama! Neden?) Nedeni şudur:
Belediyeler ki köy denilen yerlerde bile vardır, “nüfus oranımıza göre çokturlar dendi, birleştirin dendi hala bu konuda iyileştirici tek adım atılmadı!
Özellikle kent Belediyelerini “yerel Yönetimler” statülerinde daha yetkili ve sorumlu hale getirmek gerekir dendi, bir iki titrek adımdan ötesi atılmadı. Aksine sokak lambaları da parasal gelirler bahane edilerek ellerinden alınıp Kıb-Tek’e verildi.
YETKİ KARMAŞASI HÂLÂ SÜRÜYOR: Hadi size keyifli bir olay anlatayım belki kasavetten az biraz kurtuluruz: Bir arkadaş Mağusa’daki MAGEM’in önündeki ana yolda bulunan araba park yerinin kaldırımında kazanı mangalı ile darı satan bir darıcı görür. Bir gün, iki gün, kaldırımı işgal eden darıcı bakar ki ses çıkaran yok, üçüncü gün bir iki sandalye ile bir masayı iki arabanın park yerini gasp edecek şekilde yolun içine koyuverir… Arkadaş dayanamaz polise telefon eder, durumu anlatır. İki gün sonra bakar, park yerindeki sandalyeler ve masa kaldırılmış fakat kaldırımdaki faaliyet devamda. Polise telefon eder, nedenini sorar, aldığı cevap şudur: “Bizim yetkimiz yolları açmaktır. Kaldımlar belediyelerindir!” Bunun üzerine Belediye’ye telefon açar ve sonuçta sorunu çözer…
ALIN SİZE YETKİ VE SORUMLULUK PAYLAŞIMI ÖRNEĞİ. Yolu polisin, kaldırımı belediyenin… Kent içlerinde ana yollar Kara Yolları biriminin, tali yollar Belediyenin… Sokak lambaları Kıb-Tek’in, sokaklar belediyenin… Mesela kentlerdeki eski eserler “Eski Eserler ve anıtlar Yüksek Kurulunun.” Fakat Mağusa’da örneği görüldüğünce viranelikleriyle pisliklerini kaldırmak, göz göre yıkılıp gittiklerini seyreyleyip hiçbir şey yapamamak yetkisizliği ve sorumsuzluğu Belediyenin! Tabii başıboş köpeklerin kimin yetki ve sorumluluğunda olduğu belli değil çünkü onlar özgür ve egemendirler. Bazen sürüler halinde “kara yollarında” otomobillere saldırmaktalar, bazen mahallelerde çöp bidonlarını darma duman etmektedirler… Lokantalarda, otellerde fiyat denetimleri ticaret bakanlığının, “yıldızcıkları dağıtma” her halde Turizm Bakanlığının, temizlik ve çöpçülük işlerini halletmek de belediyelerin… Vesaire…
OYSA YILLARDIR NE DİYORDUK. Mümkün olduğunca Kentlerdeki Belediyeleri daha yetkili kılacak, kentleri bir bütünsellik içinde yüklenebilecek yasalarla takviye etmek gerekmektedir…
Olmuyor! O kadar olmuyor ki “işte Kıb-Tek işte devlet!” Tokmak kimde davul kimde belli değil! Fakat ayan beyan belli olan halkın çoktan davul haline geldiğidir. Kimin elinde varsa tokmak, o dövmektedir!
**********
ŞAŞKINLIK DEVAM EDERSE BU KOALİSYON HÜKÜMETİ DAĞILIR
Şunun şurasında beş aylık hükümet deyip toleransa sığınamayız. Bu hükümet göreve gelirken önünde başta Lefkoşa Belediyesi olmak üzere KKTC-TC Ekonomik Protokolünün uygulamaya sokulması gerekeceğini biliyordu.
Kamu görevlileri kademelerinde birtakım yeni kararları almaları, reformlar yapmaları gerektiğini biliyordu…
Memleketin en önemli iki müessesenin eğitim ile sağlık sorunlarının kesinlikle yeniden yapılandırılmaları gerektiğini biliyordu…
Hatta eğer bu kış yağmur yağmazsa kuraklık olacağını da bilmeliydi! Söylemeye gerek yoktur mesela CTP’nin Havadis gazetesinde ayazlatılan şu “ne yapmalıyız” sorularına verdiği cevaplar allı güllü flamalar gibi dalgalanırlarken zaten ortaya konmayan sorun kalmadıydı…
FAKAT: Şimdilerde bakıyoruz koalisyon hükümeti sorunların altında kaldı! Ölümlü trafik kazaları bir yandan ödenmemiş borçlarından dolayı elektrik kesintileri ile su motorlarını devre dışı bıraktığı için memleketin susuz kalmasına da neden olan Elektrik Kurumu sorunu öte yandan… Alınması gereken borçlar karşısında nasıl alınacak nasıl verilecek kuşkuları ise berdevam… İşlerinden durdurulan geçiciler sorunu da ayrı dava!
Haa! Bundan sonra sıkıntılar daha beter büyüyecek çünkü dolar, sterlin, euro fena vuruyor!
KISACA: Olaylar ve sorunlar hükümeti çoktan geçti! Deli dolu koşuyorlar. Dolayısıyla arkada kalmış hükümet olanlara şaşkınlıkta bakıyor! Doğrusu bu karmaşayı daha kaç zaman idare edeceğini de bilemiyoruz ama “devlet oluş” inisiyatifini eline almazsa bu şaşkınlık bu koalisyonu dağıtır…
































