Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

OKUR MEKTUPLARI

Sayın Başaran Düzgün;
Yazılarınızı dikkatle okuyorum. Tartışmaları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Politikaya çok meraklı değilim. Olayları sessizce takip eden kesimdenim. Öncelikle belirteyim ki dünkü yazınızı çok karamsar buldum.  Sizin yazılarınızda mutlaka bir çıkış yolu-bir umut vardır.  Yoksa siz de mi karamsarlar zincirine dahil oldunuz?
Cinsel tercihlerin cezalandırılmasına son veren yasayı destekliyorum. Öyle ya devlet kimsenin cinsel tercihine karışmamalı. Ama bu konuda çıkarılan gürültüyü de gereksiz ve yanlış buluyorum. Bunlar yasalarda yapılacak düzenlemelerle kısa sürede halledilecek konulardır. Toplumun bu denli enerjisini almaya gerek yoktu. Hele ilan yayınladınız diye bazılarının size gösterdiği tepki  akıl almazdı.
Sizden ricam cevap vermeyin ve bu tür tartışmaların büyümesine neden olmayın.  Çünkü hem sayın milletvekillerinin, hem medyanın hem de toplumun aktif kesimlerinin yapacağı çok işler vardır.
Örneğin Anayasa değişikliği ne oldu?
Geçici onuncu maddenin kaldırılması unutuldu mu?
Asker ve polis ne zaman sivile bağlanacak?
Partiler yasası ne zaman değişecek?
Yoksa CTP tüm bunları rafa mı kaldırdı?
Sevgi ve selamlarımla
Arif  Doğaner 

       ***

Başaran Bey,

Selamlar, nasılsınız?
Aylardır Askerlik Yasası ile ilgili süreci bekliyoruz. CTP, ocak ayında askerliğin gündeme geleceğini açıklamıştı. Ancak şu ana kadar bir ses seda yok. Düşmeyecekse parti çıksın açıklasın lütfen. Çünkü  gençleri oyalamanın yararı yok. Çocuklarımızın psikolojisi bozuldu artık. Aha oldu aha oldu diyerek gençler umutlandırılıyor. Abbas Sınay’a, Başbakan konuşma yasağı koymuş. CTP Gençlik Kolları’nın daha aktif olmasını bekliyoruz. Eğer askerden izin alınamadıysa da bunu söylesinler bizlere. Desinler ki askerlik düşmeyecek. O zaman kimse bir şey demez.
Binlerce aile ve genci yok saymak sol parti CTP’ye yakışmıyor.
Binlerce gencin gözü kulağı bu yasada. Lütfen bu sesimize kulak verin. Köşenizde dile getirin.

Saygılarımızla
Ahmet Yar-Ali Sökün-Tağmaç Ün

      ***

Merhabalar,

Ben İngiltere’de üniversite eğitimi alan 18 yaşında Kıbrıslı bir gencim. Pazartesi günkü talihsiz kazadan sonra hayatını kaybeden 3 gencecik insanı asla unutmayacağız. Hele de bu insanların arasında çok yakından tanıdığım bir ablam da olunca, insan çok daha hassas oluyor.
Size bu mesajı atma sebebim, aşağıda okuyacağınız yazımın daha çok insana ulaşabilme ümidindendir. Maalesef ki, hayatın acı yüzü, biz insanları yaşama sevincinden alıkoyuyor. Oysa ki yaşam, bizlerden 1 gün bile almayı hak etmiyor.

Ölüme Dair
Bu kez ki savaşım, ölüme dair. Adaletsizliğine, aniden gelip gidişine, darmadağın edişine ve en önemlisi yaşamın gerçek yüzüyle defalarca yüzleşmemize sebep vermesine. Meşhur “doğarsın, büyürsün ve ölürsün” sözü aklıma geldikçe, diyorum ki hayır! Ölüm yakışmaz, hiç kimseye yakışamaz. Hayatın kuralı evet, elbet bir gün, fakat o kelime insanın en derinlerinde ve yaşarken unuttuğu tek ve en güçlü kelime. Koskoca bedenler, bir kelime tarafından yıkılıyor. Bunu görmek dayanılır gibi değil. Tahmin etmek ise en içler acısı.
Elimden bir şeyler yapmak geliyor da, yapamıyorum ya çaresizliğin doruk noktasındayım işte. Teselli vermek boş geliyor, teselli edilirken de içimden “yine gelip bulacak ve asla yüzleşmekten vazgeçmeyeceksin” diyorum. Yüzüm güldüğünde, kendime yakıştıramıyorum ve dudaklarım büzüşüyor hemen, dayanamıyorum mutluluğun acısına, o kadar derinden geliyor ki… Bedenlerimiz çok daha özgür hissediyor ve her an yok olmaya hazır oluyor bu zamanlarda. Mesele de en beklemediğimiz zamanda karşımıza çıkması değil mi zaten? Öyle bir an ki şu an, yaşıyor olduğuma mutlu olmalı mıyım inanın ki bilmiyorum. “Hayat” kavramını düşünüyorum ve sadece 3 eylemden ibaret olmadığı ona inat ilan ediyorum! Kısacık zaman diliminde dahi binlerce şey yapabileceğimizi asla unutmayalım istiyorum. Çok sevelim mesela ve de çok gülelim. Bize vaat edilen hayatı öyle dolu dolu yaşayalım ki, utanmaz olalım. Yaşamak denildiğinde, “ben öyle bir yaşadım ki !” diyebilelim.
Benim tek dileğim, hayatımın geri kalanında ve de hayatımda kalanlarla dolu dolu yaşamak. Sizlerde, lütfen dolu dolu yaşayın. Ondan kaçarak değil, onun üstüne giderek ve hakkını vererek yaşayın. Bu adaletsizliğe karşı asla yenilmek istemiyorum ve bunun da tek bir yolu var, o da çok güçlü olmak. Unutmayalım ki asla yalnız değiliz ve adaletsizlikle baş etmenin tek yolu da “direnmek”! Bizler bir birimize kilitlenip, kalben inanmaya başladığımız gün, o korktuğumuz hayat bizim önümüzde diz çökecektir.

Şadiye Işısal