Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YÜZYILIN YALNIZLIĞI

İnsanoğlunun “gazete” serüveni despotizmin ve karanlığın hüküm sürdüğü Ortaçağ’ın yıkılmasıyla başlar. Avrupa’da sahil şehirlerinde uç veren ticari kapitalizm ve ticari kapitalizmle ortaya çıkan basit makineli üretim bilgi akışını, bilgi akışı da gazeteyi ortaya çıkardı.

Başlangıçta tüccarların ellerindeki mal ve hizmetlere ilişkin “masumane” bilgileri içeren ve sadece iş çevrelerine hizmet veren gazete, bilimin gelişmesi ve okuryazarlığın artması ile birlikte kitlelerin vazgeçemediği bir araç haline geldi ve bu haliyle rejim (Feodalizm) tarafından “tehlikeli” sayılıp “aforoz” edildi.
Vatikan Kilisesi’nin teorisyenlerinden sayılan Rahip Michell günümüze kadar ulaşan günlüğünde gazete için şöyle bir not düşer:
“Papa hazretlerine arz ettim. Bu gazete denilen şey aşağı tabakanın eline geçerse, Tanrı’nın kilisemize bahşettiği otorite ciddi şekilde sarsılabilir.”
Rahip Michell endişe etmekte ve korkmakta haksız sayılmazda çünkü o güne kadar her türlü bilgi ve düşünce kilisenin kontrolü altındaydı. Bırakın aşağı tabakayı, dönemin varlıklı aydınlarını bile o bilgilere ulaşması mümkün değildi. Kilise, “bir düşünce bir ordu askeri yener” gerçeğinin farkındaydı.
Rahip Michell’in korktuğu başına geldi. Gazete, aşağı sınıfın eline geçti. Aşağı sınıf diyalektiğin tarihsel haklılığından aldığı güçle Feodalizmi alaşağı etti.
Aydınlanma çağının fikir babalarından Jeane J. Russo eşine yazdığı mektupta gazeteyi şöyle anlatır:
“Düşünebiliyor musun, sözlerimiz, fikirlerimiz bir anda Avrupa’yı dolaşıyor, yüz binlerin eline ulaşıyor. Üstelik ruhban sınıfın kontrolü dışında.”

***

İnsanoğlunun 16. Yüzyılda başlayan gazete serüveni 18. Yüzyıl sonlarında Kıbrıs’a gelir. Uzakdoğu, Asya ve Afrika halklarının gazeteden bi-haber yaşadığı günlerde Kıbrıslılar (Türkler ve Rumlar) gazetenin nimetlerinden faydalanmaya başlarlar. Günün ilkel koşullarında yayınlanan gazeteler, bölge ülkelerine de gönderilir. Bir kaç bin tiraj Kıbrıs’ta bir kaç bin tiraj bölge ülkelerinde.
Şimdi bu yüz yılın sonlarındayız. Gazetenin ülkemizdeki yüzyıllık serüvenine dönüp baktığımızda ne söyleyebiliriz?
Basın ve yazın tekniklerinin göreceli gelişiminden başka ortaya ne koyabiliriz.
Gazeteler ve gazeteciler 100 yıl öncesinden daha özgür mü?
Ekmeği silah olarak alnına dayanmıyor mu gazetecinin?
Kapitalizmin pisliklerini örtmede kullandığı bir illüzyon aracı mı gazeteler yoksa illüzyonu bozan mı?
Kıbrıs Türklerinin ürettiği düşünceler gazete aracılığı ile bölge ve dünya halklarını etkiliyor mu? Yoksa kendinden menkul değerleriyle bu topraklarda doğup bu topraklarda ölüyorlar mı? Sarayönü’ndeki insanı bile etkileyemiyorlar mı?
Yüzyılın yalnızlığını yaşıyoruz.
Kıbrıs Türkleri tarihlerinde hiç bu denli yalnızlaşmamışlardı herhalde.
Kıbrıs Türk basınının yüzüncü yıl dönümünün kutlandığı bu günlerde yüzyılın yalnızlığı aksediyor toplumun aynası! Gazetelerde.
Yüzyılın yalnızlığını kırıp dünyanın kalabalığına karışma zamanı gelmedi mi? Gazetelerimizle birlikte…

(Tam tamına 20 yıl öncesinin sayıklaması… Bu kabus devam ediyor hala…)