Köşe Yazarları

Nazım Turanlı (Tarihi “Cambulat Radyosu” ile özdeşleşen sesi, hâlâ Mağusa’nın gök kubbesinde yankılanıyor…)










“Tarihi” insanlar yaşar, insanlar yazar… Ve gelecek kuşaklara da o tarihi yaşayıp, anlatıp, yazanlar bırakır… Okundukça hatırlanması için…
Kıbrıs Türk halkının mücadelesini “yaşayanlar” gitgide azalıyorlar… Çoğu arkalarında koca bir tarih bıraktıklarının farkına varmadan sessizce göçüp gidiyorlar. Sonra rahmetle anılırlarken, yakınları, tanıyanları anlatıyorlar… Ve tanıyıp anlatanlar da göçüp gittiler miydi o tarihin o tek karesi de düşüyor akıllardan…
NAZIM TURANLI’YI YAD EDECEĞİM: Çünkü sözünü ettiğim “tarihin” bir karesinde de o vardı. Geçtiğimiz günlerde henüz yetmiş üç yaşında ölüverdi… Allah rahmet eylesin. Galiba sessiz sedasız gidenlerdi o da… Tabii görevini yapmış, mücadelesini vermiş, emeğinin terini, gözyaşlarını, kanını bu topraklara akıtmış insanların huzuru ile…
Nazım Turanlı… Yahut Nazım hoca… Veya “Cambulat Radyosu”na ses verdiği için o “sesi” tarih yapıp yaşatmış Nazım hoca… Hadi bu arkadaşımızı anlatalım rahmetle anarken:
YIL 1963’ÜN ARALIK AYIDIR. O kızılca kıyamet koptu kopacak! Makarios’un EOKA’cıları, milis güçleri, askerleri, Yunan subayları, adına “Kanlı Noel dediğimiz” meşum günde, Türkleri imha etmek üzerine oluşturulmuş Akritas Planı çerçevesinde, 21 Aralık’ta saldırıya geçerler… Hedefleri Lefkoşa’yı düşürmek, Türk halkını tümden tutsak alırlarken Enosis’i gerçekleştirmektir…
O gün tarihi yaşayanlarla yazanlar çoktan vuruşmaya başladılardı bile: Türk halkı saflarında kuşkular kaygılara, kaygılar korkulara dönüşüyordu… Toplum yeniden yapılanma sürecine giriyor, karma köylerden kaçan Türk aileler çoktan göç yollarına düşüyorlardı… Lefkoşa, Mağusa, Limasol, Larnaka, Baf “Sancakları” harekete geçiyor, “mücahitler “Hazır Kuvvetler” olarak öbek öbek yeniden organize ediliyorlardı… Türk halkı “özgürlük ve egemenlik tarihini, kurtuluş savaşını yazmak için “tarihini yaşamaya” başlıyordu… Tüm erkekler ayaktaydı, dimdikti… Tüm silahları sadece 2. dünya savaşından kalma piyade tüfekleri ile rutubetten patlamayan el bombalarıydı! O kadardı savunma olanakları! Fakat yürekleri tanklar toplar kadar kavi, lavlar fışkırtan yanardağlar gibiydi…
CAMBULAT RADYOSU İLE HABERLER MERKEZİ: İşte bu ruh bu yürekle oluşturuldulardı. 1964 yılında radyocu Halil Asilkan kendi olanakları ile “Cambulat Radyosu”nu kuruyordu… Şimdilerde Mağusa Namık Kemal Meydanı’nda İş Bankası’nın bulunduğu Türk Gücü Kulübü’nün hanayında da faaliyete geçiyordu. Aynı sıralarda Lefkoşa’da Bayrak Radyosu da “ses” vermeye başlıyordu… Cambulat Radyosu’nun sorumlusu Rahmetlik Kemal Pehlivan’dı.
Ve radyo ile birlikte İsmet Kotak da “Haberler Merkezi”ni kuruyor bu merkezde hazırlanan haberler derlenip yazıldıktan sonra Cambulat Radyosu’nda yayınlanıyorlardı…          İşte bu tarihi Radyonun ilk spikeri Nazım Turanlı’dır. Sesi mikrofoniktir ve haber okumaya çok müsaittir… Daha sonra rahmetlik Hasan Tuncer, Dinçer Raif bazen da ben zaman zaman haberleri okuyoruz ama ille de Nazım hoca… Üstelik Cambulat Radyosu’nun sesi Lefkoşa’ya kadar ulaşıyor, popülaritesi reytingi büyük oluyor…
O HABERLER MERKEZİ: Galiba yirmi kişiden çoktuk. Tezgâhımızı Lala Mustafa Paşa Camiinin arkasındaki Venedik’ten kalma Şapel’de kurduyduk… Kotak o her zamanki örgütleyiciliği ve düzen kuruculuğu ile müthiş bir sistem oluşturmuştu… Beş altı radyo sürekli Ankara Radyosu ile kısa dalgadan BBC’yi, Rum radyosunu, hatta BM’lerden naklen yayınları o zaman şeritli olan kayıt cihazlarına çekiyorlardı.. Kayda geçirilen o haberleri, İngilizceleri ile Rumcaları çok iyi olan rahmetlik Selçuk Veli, rahmetlik Hüseyin Hes ve Ünal arkadaşlar tekrar takrar dinleyerek yazıyor, daktilocu arkadaşlara veriyor, onlar da bu haberleri daktilolarında haber haline getiriyorlardı. Sonra İsmet Kotak o haberleri ayıklayarak önem sırasına göre yeniden sıraya koyuyor ve günde üç defa sabah, öğle ve akşam Cambulat Radyosu’nda yayınlanıyorlardı. (Selçuk Veli İngilizce, Ünal da Rumca haberleri okuyorlardı.)
Nazım Turanlı işte o Türkçe haberleri hem okuyan hem de sorumlusu olan baş spikerimizdi… Aslında Cambulat İlkokulu’nda öğretmendi ama o mücadele günlerinde sadece spikerlik görevini yapıyordu… Zaten Mağusa’da yeni bir seferberlik düzeni kurulduydu.
NAZIM HOCA NASIL BİR İNSANDI MI DİYORSUNUZ? Turunçlu köyündendi… Uzun boyluydu. O yıllarda yirmi beş yaşında ya var ya yoktu… Fakat “eğer Nazım hocanın ölümü nedeniyle o yaşadığı günleri anlatmak, hasbelkader tarihe kaydını düşmek amacındaysam, biline ki Nazım arkadaşım bunu hak edecek kadar iyi, yürekli ve güzel insandı… Nitekim sonradan hem okulda hem Haberler Merkezi’nde çok güzel günlerimiz geçtiydi… Arkadaşça dostça…
O haberler merkezinde sayfalarını tek tek mumlu kâğıda yazıp teksir makinesinde çoğaltıp mizah dergisi haline getirdiğimiz “Karga”yı da yayımladıydık ki efsane olduydu… O dergide de Nazım Turanlı’nın büyük emeği vardı.
O yıllarda yine Haberler Merkezinde çalışan bir görevli “mücahide”mizle evlendiydi… Uzun süredir görmüyordum Nazım’ı… Ancak bildiğimce ilk günkü kadar aşıktılar birbirlerine… Tutun ki mücadele günlerimizin iki “mücahit ve mücahideleriydiler öylesi gönül bağlarında.”
Öğretmenlikten erken emekliye ayrıldıydı. Uzun süre Mağusa Suriçi’nde 9. Tabur’un avlusundaki bir kilisede Cambulat Radyosu’nu “Mağusa’nın sesi” olarak tek başına yaşattı… Sadece müzik yayını yapıyordu. Buna karşın Nazım hocanın sayesinde o müzik yayınları da kaliteliydi…
KISACA GÖK KUBEMİZDEN BİR NAZIM HOCA GEÇTİ: Dillere pelesenktir. “Kimler geldi kimler geçti” derler… Şarkılara şiirlere konu olurlar… Ne mutlu o insana ki giderken “bir hoş seda bırakır gök kubbemizde…” Kaldı ki Nazım Turanlı gerçekten de Türk halkının tarihi mücadelesini anlatan “sesini” bıraktı Mağusa’nın gök kubbesinde.. Ben o “yankılanan sesi” hâlâ duyuyorum… Nazım’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilerim…











Başa dön tuşu