KKTC’nin yıllardır içinde boğulduğu yasa dışılıkları yeniden konuşmaya başladık. Sanki bilmiyormuşuz gibi, sanki olup bitenin farkında değilmişiz gibi, aramızda hala şaşıranlar bile var…
Karanlık olayların aydınlanması hep istediğimiz bir şeydi. Geçmişte aydınlatılabilseydi, bugün bu kadar pervasız işler yapılmıyor olurdu. Geç değil, sonuçta halkın iradesine kalmış bir şey. Üzerinin kapatılmasını önlersin, mücadele edene destek verirsin, en önemlisi talep edersin. Halk olarak… Keşke karanlık cinayetler açığa çıksa, keşke kirli ilişkiler deşifre olsa, bir daha kimsenin cesaret edemeyeceği bir yapı kurulsa…
Yalnız bu mafyoz gündemlerin ana gündem maddelerimizin önüne geçmesine de engel olmak zorundayız.
Beni son günlerde en çok heyecanlandıran konu, hükümetin elektronik şans oyunları dediğimiz, sanal betten sadece lisans ücreti değil, cirodan vergi almak üzere bir tasarı hazırlamış olduğu haberidir.
Bu konuda yıllarca yazı yazmış biri olarak, gerçekleşmesi halinde neler kazanacağımızı iyi biliyorum.
Okuduğuma göre, konu bet’ler. 50 milyarlık bir cirodan bahsediliyor. Çok değil aslında, pastanın görünen kısmı bu, sadece lisanslı olanlar. Onun dışında dönen para çok daha fazla…
Dikkat edin, sadece sanal bahisten bahsediliyor. Buna rağmen resmi kazancın yüzde 3’ünü vergi olarak almaya kalkan iktidar, büyük bir direnişle karşılaşıyor. Aylar önce hazırlanan tasarıyı Meclis’e getiremiyorlar. İçinde siyasi engeller de var, sektörden gelen baskı da. Yapamıyorlar. O baskıyı aşacak gücü yok devleti yönetenlerin. Maliye kuruşa kurşun atıyor, sürekli yüz milyonlarca yeni borca giriyor, ne için sadece rutin ödemeleri yapabilmek için. Yatırımın, kalkınmanın esamesi okunmuyor. Böyle bir dönemde bile yapacak cesaret yok. Sonuçta, gerçek olmayan bir çaresizlik yutturuluyor hepimize…
Geçmiş yazılarımı okuyanlar, kumarhanelerin de ciro üzerinden vergilendirilmesi halinde elde edilecek kazancı çok yazdığımı bilirler. Monaco’da birer KİT olan 6 kumarhanenin geliri sayesinde Monaco halkının hiç vergi ödemediğini defalarca yazdım. Kişi başına düşen 146 milyon euro’yu bu insanların gerçek anlamda hakça paylaştıklarını da…
Diğer taraftan Güney Kıbrıs’ın kumarhane maceraları… Anastasiadis kumarhane kurdelesi keserken, kumarhanelerin hali hazırda Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 20’sini oluşturmalarıyla övünüyor. GSMH’ları son rakamlara göre 25 milyar dolar. Yüzde 20’si, 5 milyar dolar. KKTC’nin Gayri Safi Milli Hasılası 25 milyar TL. Bunun yüzde 20’sini düşünün, 5 milyar TL… Bütçenin yarısı. Yalnız unutmayın, güneyde kumarhane sayısı 6, KKTC’de 35…
Ama dediğim gibi casino sahipleri de bet ofis lisans sahipleri de buna şiddetle karşıdır ve kimse de bu direnişi kıramıyor.
Asıl mesele bu. Engel büyük. Direniş büyük. Önceliği kalkınma, halkın refahı, şu, bu değil de, bir sonraki seçimi kazanma olanların böyle bir yola baş koymasını bekleyemezsin.
UBP’nin büyük ortak olduğu bir hükümetin, pastadan çok küçük bir pay alma girişimini bile heyecanla karşılamamın nedeni budur. Acaba dedim bu sefer, gerçekten dibe vurduğumuzu nihayet gördüler de cesaret mi kazandılar?
Nafile. Hemen arkasından haberler gelmeye başladı. Kim, niye karşı çıktı, haberler muhtelif…
Ahmet Altan’ın bir sözü var, “hukukun olmadığı yerde ekonomi olmaz”. KKTC’de birçok işin hukukun etrafından dolanarak yapıldığını biliyoruz. Kısaca dönen çark ağırlıklı olarak hukuka değil, ranta dayalı. Turizmimiz ya kumarhaneye bağlı, ya stopaj vergisi ödemeyen kısa dönem kiralık ev sektörüne; üniversiteler hala ciddi oranda devlet desteği alan birer ticari işletme… Kaliteyi yükseltmeyi bile başaramıyoruz. Kara para, yatırımcı-siyasetçi ilişkileri, devlet olanaklarının adaletsiz bir şekilde dağıtılması, hepsinin temelinde hem siyasi, hem parasal rant.
Bu çarkı kırmanın zamanı gelmiş de geçiyor.
Belki bugünlerde gündemi meşgul eden diğer konular vesile olur da halk uyanır, bu çarpık yapının ortadan kalkmasını talep eder; sandık günü geldiğinde de siyasetçiler artık temiz eller sözü verir diye umut ediyorum…
YERİN KULAĞI VAR
“BAŞBAKANIN BÖYLE BİR AÇIKLAMA YAPMASI ÇOK ACI”:
Havadis Web Tv’ye konuk olan emekli Savcı Hakkı Celal Önen, Adalı cinayetine ilişkin Başbakan Saner’in yaptığı açıklamayı eleştirerek, “bu kapanmış bir olay” yorumuna, “çok acı, bu faili meçhul bir olaydır. Nasıl kapanmış bir olaydır? Başbakan’ın böyle bir açıklama yapması çok acı” değerlendirmesinde bulundu. Yapmayın sayın Önen, her şeyi bilen ve ülkeyi başarıdan başarıya götüren Başbakanımıza haksızlık ediyorsunuz…
O LİDERLİĞİ KİM GÖSTERECEK:
Kapıların karşılıklı olarak açılması konusunda, “Biz taraf olarak kapıların açılmasını istiyorsak, Akıncı dönemindeki gibi “Liderlik” seviyesinde tavır koymalıyız” diyor Dr. Bülent Dizdarlı; “Şimdi de benzer bir girişim olabilir. Komite liderlerle birlikte toplanıp bu sorunu daha sağlıklı değerlendirebilir. Çünkü yetki onlardadır. Bu yüzdendir ki teknik komite üyelerine sataşıp Allah’ın verdiği nefesi boşuna tüketmeyiniz”… İyi de Tatar’ın böyle bir insiyatif alma niyeti var mı ki?
SONUNDA BU DA OLDU:
Bugüne kadar, emekçiler, esnaf, iş insanları, çiftçi, hayvancı, müteahhitler ve sendikaların “başarılı Saner hükümetine” karşı yaptığı eylemlere şahit olduk. Ancak belki de ilk kez Belediye Başkanları, herkese var da bize yok mu?” diyerek eylem yaptı. Belediyeler Birliği’nden bir grup Başkan, Başbakanlığa yürüyerek, emekliye ayrılan belediye çalışanlarının ödemelerinin devlet tarafından karşılanmasını ve Belediyeler Yasası’nda değişiklik talep etti. Şaştım. Yani Belediye Başkanları bile Başbakan’la sorunları için görüşemiyorlar da çareyi sokağa dökülmekte mi buluyorlar?
STERLİN 12 LİRA:
Kimseden tık yok. Çoktandır insanlar yeni borca girmiyor da geçmişten gelen borçlar, olduğu yerde katlanıyor. Her yeni yükselişte, piyasa artışın da ötesinde oranla pahalılaşıyor. Geçmişteki enflasyon günlerini hatırlıyorum, medyanın da desteğiyle gündemden inmez, hükümetler sallanırdı. Şimdi ne halktan ne sendikalardan tepki yok. Hükümetten umut kesildiğinden mi? Hani nasıl olsa bir şey yapmazlar diye mi? Ne yanlış. Bu ülkeyi uçuracak imkanlarımız var ama hükümetler bunlara dokunmazlar. Sanırım hepimizde bir hedef, bir odaklanma bir örgütlenme sorunu var…
GIDA GÜVENLİĞİ DEĞİL, KIB-TEK BORCU:
Ersan Saner Bakanlar Kurulu’ndan çıktıktan sonra açıklama yaparken, bekledik, belki çıkar da ‘son günlerdeki itiraflar üzerine soruşturma başlatıyoruz’ der diye. Nafile. Meğer memleketin derdi su kuyularıymış. Bu kuyulara elektrik bağlanması konusunda devlet desteğinin 10 bin TL’den, 25 bin TL’ye çıkarılmasına karar vermişler. Gerekçe, “gıda güvenliği”… Hiç inandırıcı değil. Asıl sorun şu; Kıb-Tek’e borcu olanların başında su kuyuları geliyor. Şimdi devlet yine Kıb-Tek’in tahsil edemediği borcu, bir şekilde bizim sırtımıza yüklüyor. Hem de bu yoklukta. Gıda güvenliğiymiş, uydurdukları kılıfa bak…
BAKAN DA SENDİKALAR DA SUÇLUDUR:
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, daha da önemlisi Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi Başkanı Düriye Deren Oygar, Nisan ayından beri yüz yüze eğitimin başlamasına onay verdiklerini, ancak sektörün kendi içinde dinamikleri olduğunu söylüyor. Yani “Biz açabilirsiniz dedik, onlar açmadılar” diyor. Her şeye bir cevabı olan Eğitim Bakanı ya da sendikalar bize bunu açıklayabilir mi? Bakanlık otorite koymadığı
için, sendikalar önceliklerini karıştırdıkları için suçludurlar. Çocukların ikinci yılını da hayırlısıyla yedik. Bunun bahanesi var mı? Aşı demesinler bana. Bu ülkede çalışan herkes aşılı mı?
MADEM ÖYLE, İŞTE BÖYLE:
Geçtiğimiz günlerde Ekonomi ve Enerji Bakanı Arıklı, “yeni Din İşleri Dairesi Yasası hazır, Meclise getireceğiz” demişti. Aklıma birden geçtiğimiz haftalarda Yüksek Mahkeme’nin laiklik ve kuran kurslarıyla ilgili aldığı ve TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok kızdıran kararı geldi. Şimdi bu yeni tasarı, sanki de mahkemenin aldığı karara karşı, “arka kapıdan dolaşmak” için yapılacak bir düzenleme gibi geldi bana…
FOTO GÜNDEM: Bayrağa saygıyı anlarım, ama aynı zamanda dünya mirasına da saygı varsa. Eski Eserler Dairesi’ne sorulmadan, dahası Anıtlar Yüksek Kurulu’nun reddetmesine rağmen, kafalarına göre Mağusa Kalesi’ne bilmem kaç metre karelik betonlar döküp, bayrak dikmişler. Ne bu cesaret? Ne bu keyfiyet? Kaymakam izin vermiş. Demek Kaymakam bu iki kurumu kaale almamış, vermiş izni. Haberim yok diyen Eski Eserler Dairesi’ni, Anıtlar Yüksek Kurulu’nu bekliyorum, o sefil betonları oradan söktürmeyi başaracaklar mı. Değilse kapatsınlar dükkanları, kaymakamlar idare etsin…

































