Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yüzde 10’luk Zam Neyin Karşılığı…

Halkı hiçe sayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Halkın haber alma hakkını sonuna kadar engellemeye çalışıyorlar.

Geçenlerde yazmıştık. Atamalar artık gizlice yapılıyor. Millet duymasın, tepki olmasın diye.

Şimdi de elektriğe yaptıkları zammı gizlemişler.

Kıbrıs Postası’ndan Vatan Mehmet’in haberine göre, elektriğe sessiz sedasız yüzde 10 zam yapılmış…

Hey yarabbim, bizi kimler yönetiyor..?

Biz bunları düşünürken, bir haber daha, zammı geri almışlar…

Dedik ya aynen daha önceki kararları gibi.

Önce fonda, hayatı pahalılaştıracak girdileri listeden çıkarttılar, sonra fonu kaldırdık dediler, ondan sonra da, başka bir yöntemle kazıklamaya devam ettiler.

Suat Günsel’e sit alanını verdiler. Bakanlar Kurulu’nda bir tamam imzaladılar. Sonra Serdar Denktaş çıktı, “iptal ettik” dedi.

Niye yaparsınız, niye geri alırsınız?

Bizi ya da ülkeyi düşündüklerinden değil. Yargı denetiminden kaçmak için dolambaçlı yollar bulduklarından…

Elektrikte de aynı durum. Emin olun bu parayı başka bir yerden bir şekilde çıkaracaklar, ruhumuz bile duymayacak.

Gerekçeye baktım, devlet giderlerini de arttıracağı için vazgeçmişler.

Bizimle köşe kapmaca oynuyorlar.

Adamlar devletin ödemesi gereken elektrik parasını bütçeye düşük koymuşlar veya öngörülenden çok çok fazla elektrik harcamışlar. Bu nedenle bütçe açık vermesin diye yapmışlar…

Emin olun, buna bir formül buldukları anda, o zam da geri gelecek.

Ya bizim bütçemize vereceği zarar? Bir tek evdeki faturada ödemeyecektik ki kazığı. Ekonomik tüm faaliyetlerdeki işletme giderlerini de arttıracaktı. Yani ekmekten süte, peynirden ayakkabıya, kuaförden sinemaya aklınıza gelecek her türlü mal ve hizmet de zamlanacaktı. Hem de onlara gelen zam yüzde 20’lere varıyormuş. Döviz artışı yüzde 20 oldu mu? Hatta yüzde 10’u buldu mu ki?

Hayır!

Halkın çıkarlarını asla gözetmeyen bir akıl var ve o zammı o akıl yaptı. Biz burada artık, elektiğe neden zam yaptığını bile açıklayamayan bir yönetimden bahsediyoruz.

Geri almalarını bir kenara bırakın. Siz sayfada yayınladığım şu faturaya bakın. Zamdan önceki durum bu…  Ocak 2016’ya ait.

Bakın sadece 4 lira 40 kuruşluk elektrik tüketimi için gelen fatura, 60 lira 78 kuruş…

Tam 15 katı…

Böyle bir insafsızlık olabilir mi?

Bu faturada tüketicinin mükellefiyeti olarak bir şey daha var, o da 10 lira 16 kuruşluk sokak aydınlatması.

Peki o 40 liralık maktu ücret neyin nesi?

Geçmişte santral katkı payı olarak kesilmekteydi. Şimdi neyin bedelidir?

Ya bu yüzde 10’luk zammı nereye harcayacaklardı? Bilen var mı?

Bu bedel, kötü yönetilen, verimsiz, gelirinin büyük bir kısmı yüksek maaşlara giden, ağzına kadar memur dolu olan Kıb-Tek’in giderlerine ve borçlarına gidecekti.

Aynen TÜK gibi, aynen batan diğer kurumlar gibi, görev zararları ve halen devam eden ekonomik akıl dışı yönetimlerin cezası…

Keşke diyorum, çevre, inşaatlar, doğa konusunda gösterilen örgütlenme, artık bu konulara da yönelse.

Bir Girne İnsiyatifinin başarısını, zamlar konusunda yaşadığımızı düşünsenize. Fena mı olur..?

 


YERİN KULAĞI VAR

YA SONRA?:

Akıncı ve Anastasiadis’in Kasım’ın ilk haftası İsviçre’de yapılması planlanan ve sadece toprak konusunun görüşüleceği zirveden olumlu bir sonuç alınmazsa ne olacak? Diyelim ki bu görüşmelerde olumlu bir sonuç alınamadı ve taraflar anlaşamadı . O zaman tarafların masada görüşmeleri sürdürmesinin bir anlamı kalacak mı? Bu durumda görüşmeler devam edecek mi, yoksa başka formüller mi tartışılacak…

ŞİMDİLİK İPTAL EDİLDİ:

Elektrik Kurumu’nun kendi internet sitesinde yayınladığı zam haberi hükümet tarafında jet hızıyla iptal edildi. İyi de kurum yetkilileri bu zammı hükümete veya ilgili bakana sormadan kendi kafalarına göre mi yaptılar? Sanmıyorum. Şimdilik vatandaş direkten döndü. Ama niyet varsa, bu zam, “alıştıra alıştıra” uygulamaya girecek…

SEBEP, BÜROKRASİDE DÜŞEN KALİTE:

Halkın Partisi Genel Sekreteri Tolga Atakan, hükümetin icraatlarının yargıya taşınması konusunda bir tespit yapmış; “Gerek mevcut iktidarın, gerekse bir önceki iktidarın bir çok kararının, icraatının mahkemeye taşındığı bir dönemdeyiz. Devlet ciddiyetinden uzak bir şekilde ‘yapalım, yapar gibi görünelim de sonra bakarız’ düşüncesi ile atılan adımlar mahkemelere taşındıkça olan aslında Meclisin saygınlığına oluyor” diyor. Düşünmeden yapıldıkları belli de, şu son mahkemelere düşenler Meclis’ten bile geçmedi ki… Bürokrasi ya kaliteden düşmüş, ya da siyasetin oyuncağı olmuş. Başka izahı yok. ..

 

POLİS ARAŞTIRIYOR:

Havadis gazetesinin haftalar önce yaptığı, “Kayıp Hilat” haberi sonunda polisi harekete geçirdi. Cemaat, Osmanlı’nın fethi sırasında Mağusa’nın teslim olmasını simgeleyen ve manevi önem taşıyan hilatın kaybolmasından din adamı Mağusa Bölge Temsilcisi Mustafa Küçük’ü sorumlu tutuyor. İnşallah bu hilat olayı ortadan koybolan halılara benzemez…

NE YAPSAK OLMUYOR:

Biz turistte 500 bini bulamazken, Güney 2 milyon sınırını aştı. Onca otel, doğal ve bakir bir güzelliğe sahibiz ama, yine de bizi dörde katladılar. Onca reklam, teşvik ve ziyaretlere rağmen her yıl beklediğimiz o turist patlamasını bir türlü beceremiyoruz. Demek ki beş yıldızlı otel ve kumarhane, turist gelmesi için yeterli olmuyormuş. Şimdi yetkililer çıkıp da, ambargo, izolasyon yalanına sığınmasın. Gelenler nasıl geliyor…?

 

ŞİKAYETLER AYNI:

Sade bizde değil, Güney’de de siyasi partiler görüşme süreci ile ilgili yeterli bilgi alamadıklarından şikayetçi. Halbuki sokaktaki vatandaş bile masada neler konuşulduğunu biliyor, hatta yorum bile yapıyor. Başkanlar meclislerine de bilgi veriyor. Peki ama, masada neler konuşulduğunu bilmiyorsanız, etrafta dolaşan onca iddia nereden çıkıyor dersiniz…

 


ZİRVEDEKİLER

Telsim: Turkcell’in, lösemili çocuklar yararına organize ettiği Lefkoşa Maratonu’na, rakip GSM firması Telsim de katılıyor. Hem de müthiş bir sloganla; “Madem konu çocuklar, rekabet rafa kalkar”… Aslında ikisini de sosyal duyarlılıklarından dolayı kutlamak gerek… Gözümüz bu tür projelerde yerli işletmeleri de görmek istiyor…


DİPTEKİLER

Yoannis Kasulidis: Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis, Türkiye’den KKTC’ye deniz altından boru hattı ile su temin projesini protesto ettiklerini söylüyor, hem de övünerek… Şikayet ettikleri yabancılar bile sormuş,  “Kıbrıs’ın suya ihtiyacı var, niye protesto ediyorsunuz” diye… Gerekçeye bakın, gelen su Kuzey’e yetmezmiş, onun için barış suyu olamazmış… Sana ne be kardeşim. Susuzluktan ölseydik, ekonomi, tarım, üretim sıfırlansaydı o zaman “barış suyu” olacaktı öyle mi? Ayıp denen bir şey var…