Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Elektriğe zam tartışması

Dün bir tablo yansıdı kamuoyuna…

Kıb- Tek, önce “zam var” diye geldi gündeme.

Ardından da “hayır o sadece çalışma. Yanlışlıkla siteye konmuş” dendi.

Amatör bile yapmaz o hatayı.

Sonra aklıma, 2013 yılında CTP’nin elektriğe zam yaptığı bir tartışma geldi.

Kasım 2013’te elektrik tarifelerini artırırken elektrikte yapısal dönüşüme bağlı indirim sözü verilmişti.

Ve hatta…

Dönemin enerjiden sorumlu bakanı Önder Sennaroğlu “3 başlıkta, 12 adımda” neler yapacaklarını anlatıp son kez zam yapıldığının sözünü verdi.

“Son kez” demişti.

O tablocuk da arşivimde duruyor.

“Hükümete bak, tarihli planlı çalışıyor” diye de sevinmiştik.

O tabloya aradan geçen 3 yılda çivi bile çakılmadı.

İlerleyen aylarda iki kez petrol fiyatlarına bağlı indirim gündeme geldi.

Birincisinde, dikkatle izledim, Birikim Özgür, “bu indirim, o indirim değildir” diyerek yapısal dönüşümün önemini anlatmaya çalışmıştı.

Halbuki Kasım 2013’te yapısal dönüşümü anlatmaya çalışırken zammı savunuyor diye az dayak yememişti. İstese halka, “bakın sözümüzü tuttuk” da diyebilirdi.

İkincisinde de zaten indirim açıklamasını Maliye Bakanı olarak bizzat o yaptı.

O açıklamasında da yapısal dönüşümle kalıcı iyileşme için çalışmaya devam edeceklerine vurgu yapılmıştı.

Dün Birikim Özgür’e sordum…

Mart ayında elektrik tarifelerinde indirime gidilirken brent petrolün varil fiyatı 40 dolardı…

Bugün brent petrolün varil fiyatı 50 dolar seviyelerinde.

Petrol piyasalarını yakından izleyenler fiyatın bir süre 50-60 dolar seviyelerinde gezineceğini söylüyor.

Bu arada defa defa kamuoyunun gündemine de geldi.

2008’de petrol fiyatı 115 dolarlardaydı.

2011’de fiyat 150 dolara fırlamıştı.

Tüm bu verilerden de anlaşılacağı üzere petrol fiyatlarının orta ve uzun vadede ne zaman inip ne zaman çıkacağını kestirmek çok kolay değil.

Siyasetçi ne yapar?

Dünyada petrol fiyatını belirleyen KKTC değil.

Üstelik bir çok ülke de değil.

Bu nedenle, bir çok ülke, “enerji üretiminde” bağımlılığı azaltmak için formüller bulmuş.

Elektrik üretimi fuel-oil’e bağımlı olan bir ülkede siyasetçilere çok büyük iş düşüyor.

Ne yapıyor oralarda siyasetçiler?

Öncelikli görev arz çeşitliliğini sağlayacak adımları atmak olmalı.

Böylelikle elektrik enerjisinin bir kısmı fuel-oil ile üretilse de petrol fiyatlarındaki oynamalar tarifeleri daha düşük oranda etkileyeceğinden fiyat istikrarından söz etmek mümkün olabilir.

Örneğin bugün itibariyle kablo projesi tamamlanmış olsa ve buna bağlı olarak faturalara yansıyan maliyeti sabit 70 MW da yenilenebilir enerji üretimimiz olsaydı ne olurdu?

KIBTEK yine tarifelere yüzde 10’un üzerinde artış yapma hazırlığında olur muydu?

İki ucu da…

Mevcut durumda iki ucu pis değnek misali zam yapılsa vatandaş kızacak…

Yapılmasa KIB- TEK zararına üretim yapmış olacak ki bu da yasal değil. Aslında yasa, üretim zararını engelliyor ve yeni fiyat ayarlamasını dayatıyor…

Tabii bu yandan da borçlar çoğalacak, belki de bir süre sonra batma noktasına gelecek.

CTP de zaten Kasım 2013’te okkalı zammı yaparken “KIB- TEK batmasın diye son kez yaptık” dememiş miydi?

Siyasetçiler bu ikilemi aşıp daha ciddi kararlar üretmenin arifesinde olmalı…

Mal kararını buldu…

Öğrenmek zor değil. Geçtiğimiz gün bir programda, ODTÜ Öğretim Görevlisi Murat Fahrioğlu açıkladı…

Türkiye’de elektriğin yüzde 25’i barajlardan, yüzde 10’u akarsulardan, yüzde 7’si rüzgârdan, yüzde 34’ü doğalgazdan üretiliyor.

Bu dağılım tarifelerde optimum fiyat dengesinin oluşmasına imkan sağlıyor.

Bu sayede, herhangi bir yakıt türünün fiyatındaki dalgalanmalar elektrik tarifelerini en düşük seviyelerde etkilemiş oluyor.

Yukarıda sormuştuk ya, “ne yapar enerji stratejisini belirleyen siyasetçiler?”

Örnek Türkiye…

Bizde sadece petrol…

Biz kendi ülkemizde, güneşten rüzgardan dahi faydalanamıyoruz…

Bu alternatifler yaratılsa… Daha büyük bir sistemden beslenilse…

Fiyatlarda oynama olsa da bunun tüketiciye yansıması yüzde 1-2’yi geçmeyecekti.

Bizim hedefimiz yüzde 20 yenilenebilir enerji olmalı.

Zaten uluslar arası standart da bu civarı söylüyor.

En az 30 uluslararası firma resmen başvurmuş durumda KKTC makamlarına.

“Yatırım yapmak istiyoruz” diyorlar.

Zaten kurulu gücümüz var…

Ki derhal buhar tribünlerinden kurtulmak gerekiyor…

Bu tabloya göre hızlıca arz çeşitliliğini sağlamamız gerekiyor.

Bunu yaparken kime ne kadar alım garantisi verilecek, arz dağılımı nasıl olacak, bunlar devletin hesaplaması gereken konular.

İstediğimiz belli…

Bize optimum fiyatla elektrik hizmetlerini sunacaklarını vaat etsinler yeter.

Devletin bu hesaplamaları yapacak kapasitesi maalesef bugün için yok.

Demek ki kablo kadar önemli bir başka konu da Enerji Dairesi’nin kurulmasıdır.

Kamuda piyasa oyuncusu olmayan bağımsız bir birim harıl harıl bu hesaplamaları bizim adımıza yapmalı.

Bu birim şu anda ülkede yok!

KIB- TEK de bağımsız bir CEO yönetiminde üretmeye, iletimi yönetmeye devam etsin. Varlığını sonsuza kadar güçlü bir yapıda sürdürsün.

Buna kimsenin itirazı olmaz.

İsteyen bunun adına özerkleştirme de diyebilir.

Siyasetçilerin artık bize neyin nasıl olmayacağını değil neyi nasıl yapacaklarını anlatmak gibi bir sorumlulukları var.

Elektriğe zam tartışması bana bunları düşündürttü…

Kablo işine gelince…

Basitçe neyi savunduğumu söylüyorum…

Çevreci…

Ucuz…

Türkiye’ye değil, enterconnekte sisteme bağlı olan…

Ve yıllarca, tıpkı Rusya- Türkiye arasında olduğu gibi… Fiyatları bileceğimiz bir sistem…

Daha gerisine gitmem…

 

Alıp, sata sata bugüne geldik

2005 yılında araç kayıttan düşmüş…

Dönmüş…

Kayıttan düşen aracın T izni de düşmesi gerekirken…

Feragatname ile T izni de bir başkasına satılmış.

Şimdi eylemle toplumun gündeminde.

“Yeni izin talebim var, izin kurulu toplanmıyor…”

Eylem de yapmış…

Düşünsenize…

Bu toplum böyle alıştırılmış…

Bu toplum içerisinde kaç kişi var, “T” izni alan defa defa…

Alıp alıp satan…

Geçenlerde Boğaz’da bir eylem yapıldı…

“İzin kurulu toplanmıyor, Ulaştırma Bakanlığı bana eziyet ediyor” diye…

Arşiv var orada…

Araç almış…

Araç kayıttan düşmüş.

“T” izninin de düşmesi gerekirken…

Sonra T iznini “feragatname ile” başka birine satmış/ devretmiş…

Sonra gene başvurmuş, “verin bana tekrar T izni” diye…

Verilmeyince de…

Eylem yapmış.

Çünkü bu halk böyle alıştırılmış yıllarca…

Devlet malı deniz…