Köşe Yazarları

YUNANİSTAN’A SÖYLENECEK LAFINIZ YOK MU?


KÖŞEMDEN:

Yunanistan’ın Ege Denizinde “binlercesi” ile ifade edilen adacıklarıyla kayalıkları vardır..

Akdeniz’in büyükçe sayılan Girit, Rodos gibi adaları da “Yunanistan”ındır.

Keza Türkiye’nin Güney’indeki küçük Meis adası da…

Velhasıl Türkiye’ye neredeyse yapışık Sakız, Kos, adalarıyla birlikte tutun ki Ege Denizi Marmara’nın bir bölümü adeta bir Yunan gölüdür! Hem de kıta sahanlıklarıyla karasularını da birlikte taşıyarak!

Bir zamanlar İngilizin Açison planı ile adayı Rum’a tavla teslim edip göç edeceğimiz Meis adası da Kıbrıs’la Türkiye arasında “işte şurada” diyeceğimiz bir Yunan adasıdır..

Ve şu anda Yunanistan ayni zamanda “Güney’deki komşumuz Rum’un tescilli anavatanıdır.. Şöyle ki Rum ahalinin “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” dediğince!

Yani “Güney Rum Devleti ile Yunanistan etle tırnak gibidirler!” Yunanistan Güney’deki Rum’un anavatınıdır. Güney Rum’u için de Helenizmin kalesi olan Yunanistan ile “Megali İdea dediği Enosisi” yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını gerçekleştirmek mücadelesi de Eoka’dan kalma mirasıyla mesela Elamcılar tarafından devam ettirilmektedir..

Rum’un Karşısındaki tek engel adadaki Türkiye’dir. Ki o “engeli” de önce Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının garantörlüğünü lağvedecek anlaşmayla aşmaya çalışmaktadır..

“…HAYIR, bu yazdıkların külliyen yanlıştır” deme hakkınız vardır!

O zaman Rum tarafının neden bugüne kadar tüm “çözüm planlarını” reddettiğini nasıl izah edeceğiz.. Çünlü o planların tek bir ortak paydası vardı: 1) Türkiye’nin garantörlüğünün devamı. 2) Siyasi eşitlik!

Rum tarafı her ikisini de reddetti!

Bugüne dönelim: Ya bizim Türkiye ile ilişkilerimiz nasıldır! Galiba “Anavatan Türkiye” demeyeli 45 yıl geçti!

Ve çoktan beridir de “Türkiye elini üzerimizden çeksin biz Rum komşumuzla bu adada çözümü sağlar, barış içinde yaşarız” diyen bazı kesimler yanı sıra Türkiyesiz bir federal sistemi açık seçik savunanlar da çoktur.

Şöyle ki Türkiye’nin iki ülke karasuları ile Münhasır Ekonomik Bölgelerini saptamalarına bile karşı çıkma pahasına!

GELELİM asıl soruna! Eğer Türkiye’nin adadaki varlığı ile askeri konuşlanmasına ve Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına Güney’in paralelinde karşı çıkılıyorsa demek ki KKTC’de Türkiye “istenmiyor!”

Peki eğer TC’nin askeri varlığından tedirgin oluyorsanız neden Güney’deki Yunanistan’ı, Güney’in İsrail ve Mısır ile askeri anlaşmalarını, İngiliz’in Ağrotur’da barındırdığı askeri üssünü “müzakere masasına getirmiyorsunuz?

Neden “askerden arınmış bir Kıbrıs çözümünü seslendirirken Rum’un Güneyi türlü çeşitli ülkelerle yaptığı askeri anlaşmalarla Akdeniz’in garnizonu haline getirdiğine karşı çıkmıyorsunuz?

Türkiye dışarı derken neden Yunanistan’ı da işaretleyip seslendirmiyorsunuz?

Yoksa, “bize ne Güney’den” mi diyorsunuz?

Ooo! Federasyonu yalnız mı kuracağız? Ne desem bilmem ki!

*****

KEŞKE BİZ YENİDEN YAPSAYDIK!

(Tabi bugünkü kafayla!) Kİ Yıllar yılı gazetelerdeki “Köşemde” zaten anlatacak çok renkli ya da ilginçlikleriyle heyecanlı hayatlarımız olmadıydı ki yağmurlarını anlattıydım!

“Yazları sıcak ve kurak, kışları az yağışlı ve ılık olan” bu Akdeniz adasında dört mevsimi dolu dolu yaşadığımızı hatırlarım. Ki yaşayanlara sorduğumda “evet öyleydi” derler..

Bu “doğasal rejimi” biz bozduk ki dört mevsim yitip giderken artık yazda da kışta da sıcakların ve soğukların zararlarının ağıtlarını yakıyoruz!

OYSA geçmişte bir hafta yağmur da yağışa ne seller alır götürürdü memleketi ne sıcaklar bu kadar yakardı! Sadece Kanlı Dere taştığında Mağusa Lefkoşa arasındaki yollar tarlalar sular altında kalır, Mağusa’daki göl dolar taşardı o kadar..

KISACA: Kuzey’deki doğamızı bozduk! Örneğin taş elde etmek için Beşparmaklardaki Taşocaklarını patlatırken yarattığı sarsıntılar nedeniyle “suyun yeraltındaki kaynağı kayan topraklar veya kayalarla tıkanmış olmalı, Değirmenlik suyunu kuruttuk!

Dere yataklarına evler yaptık yağmurlarla akan suların sel baskınları haline gelmelerine neden olduk!

Hatta ekilip biçilen tarlalarda hendek kenarlarındaki dereler geldi miydi, yayılmalarını erozyonu önleyen çalıları “zararlı” diyerek dozerlerle söküp yok ettik ki tarlaları sulara boğdurduk!

Kısaca “doğanın” yüzlerce yıllarda ancak başarabileceği yeryüzü değişimlerini biz becerdik ki “sellere teslim olmacasına!”

Geçen yılın felaketlerini de çok çabuk unuttuk. Ki hâlâ yaralarını da doğru dürüst saramadık..

…BU ülkede gerçekten büyük bir “altyapı sorunu” vardır! Geçen günkü yılın o ilk büyük yağmurunda “Mağusa felç oldu!” Ki yıllar önce Mağusa’da sağnak yağmurlar yağar, bir saat sonra yollarda sular göremezdiniz çünkü ayni zamanda “kumsallık” olan kentte hem suların akacak yolları açıktı hem de kısa sürede su birikintilerini kumlu toprak çekerdi..

Şimdi hiç düşünülmeden, plan programı yapılmadan dolayısıyla çarpık yapılaşmadan dolayı Mağusa’da da yağmur sularının akacak yatakları kalmadı.. Artık Mağusa’lı da yağan her yağmurla birlikte suların içinde kalmaktadır!

Ne var ki yaşamlarımızı olumsuz etkileyen, canımızı sıkan bu “musibetlik” bizim eserimizdir..

KESKE diyorum. Keşke Rum’dan hiçbir kent, köy, yerleşim yeri, yol, okul, hastane vesselam hiçbir meskûn yer kalmasaydı!

Hep ve yeniden biz yapsaydık! Planlı, programlı, akıllı uslu!…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı