Annan planına baktığınızda.. Ana başlıkların başında.. Dolayısıyle müzakerelerde.. Evvela görüşülecek konunun “yönetim ve güç paylaşımı” olduğunu görürsünüz.
Şubat 2016 başlayan Akıncı Anastasiadis görüşmelerinde de önce bu başlıkla müzakerelere başladılardı. Zannedersem bu konuda çok da güçlük çekmedilerdi çünkü önlerinde ve ellerinde (her zaman yazıyorum daha detaylısı olmaz) Annan planı vardı. Dün bu Yönetim ve Güç paylaşımı konusuna değinirken bildiklerimizle bilmediklerimizi yazdıktı. Çünkü çok kereler “üzerinde uzlaşıya varıldı” denilen bu “başlık” hâlâ müzakere edilmeye devam ediyor ve “anlaştık” falan lafları da havada kalıyor!
ÇÜNKÜ: Tabi ki Sn. Akıncı çözüm istiyor ve bunun için elinden geleni yapıyor.. Anastasiadis ise çözüm değil adanın “işgal altındaki Kuzey’ini istiyor!” Eğer müzakereler sürecinde bu nüansı göremezseniz al gülüm ver gülüm şeklinde olagelen pazarlıkların çözüm yolunu açacağını sanırsınız ve tabi yanılırsınız! Şu nedenlerden dolayı: Eğer nihai anlaşmada iki bölge değişmeyecek, iki yönetim değişmeyecek, iki devlet değişmeyecekse Rum tarafı neden masada zaman harcasın?
“Yönetim ve Güç Paylaşımı” da bu Rum yargısının esasıdır. Zaten sürekli işgal altındaki topraklarımızı kurtaracağız” derlerken bunu sık sık hatırlatıyorlar. Hedef iki kurucu devletin “birleştirilmesinden” doğacak “federal devleti” yönetecek “mekanizmanın” esas sahibi, patronu olmaktır. İşte bunun için diyoruz ki “eğer Rum Yönetimi nüfus ve mülk çoğunluğuna dayalı bir “Federal Meclis” yapısı oluşturamayacaksa neden müzakerelere devam etsin?
Nitekim “dönüşümlü başkanlığı” istemiyor! Oysa bu “tutum” siyasi eşitlik ahkâmlarına aykırıdır çünkü Rum tarafı “Temsilciler Meclisinde de siyasi eşitlik istemeyecektir. Daha şimdiden ortaya koyduğu “dörtte bir” oranına dayalı bir Meclis oluşumunu öne çıkaracaktır!
“Nerden biliyorsun” derseniz, “Güney’in yarım asrı aşkın süredir sürdürdüğü politikasından” derim!
KISACA: “Yönetim ve Güç Paylaşımında” yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki henüz tam bir uzlaşı sağlanmış değildir. Mesela “Dönüşümlü Başkanlık” gibi! Ki bu sorun çok önemlidir çünkü iki kurucu devlet arasındaki siyasi eşitliği bu “başkanlık paylaşımı” tesis edecektir.. Neyse, müzakerelere devam laflamaya tamam diyelim!
İNSANLARI GÜNLÜK HAYATLARININ MAHKÛMLARI YAPMAYIN!
İnsanın hayatla ölüm arasındaki çizgide koptuğu anları olur. Hayata sarılırken ölüme meydan okur..
Bazen böylesi “kopuşları” yaşarım. Kendimi bırakır, hangi sınırları aştığımı hiç düşünmeden kalabalık insan topluluklarının şaşkın bakışları arasında zıplayarak, uçarak göçer giderim! Oynar, güler, söylerim! Sonra, denizlerin sahile vuran ve hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden o köpük köpük dalgaları gibi ötesi olmayan kabarmışlığımın son sınırında ve yorgunluğumun soluksuzluğunda durulur, kendi kabuğumun içine kıvrılırım.. Hangimiz öyle değiliz ama? Ben buna “hayatı dolu dolu yaşamaktan” çok “hayattan koptuğum an” derim.. Çünkü hayat o an yaşadığım değil, içinden çıkıp geldiğim o iblisin başkaldırısıdır!
Bunları “laf’ı güzaf” olsun diye değil, Kıbrıs Türk halkının değerli sandığı “hayatına” dokunmak için yazdım… Ekleyeceğim de şudur: Arabası, akıllı telefonu, tapusu elinde olan evi ve ailesi… İşte bunlara sahip olduğu için “ben çok mesudum” diyen bir Kıbrıs Türk insanı olması gerekmez mi? Hayret ama: Bu insan neden gülmez! Bu insan arabası ile trafiğe çıktı mı neden canavar olur! Bu insan neden çevreyi kirletir? Bu insan evinde niçin barut gibidir? Neden sağa döner bağırır sola döner bağırır! Bu insan neden kendinden öte tüm insanlara kızgındır! Bu insan neden taraftarı olduğu siyasi partiyi tabu haline getirir?Ve bu insan neden bu kadar çok borçludur?
Ayni fasit dairenin içinde döne döne başlar da dönüyor! Buraya bir mim koyuyorum! Gitgide ilkeli, ne istediğini bilen bir toplum olmaktan uzaklaştık. Bakın gazetelere. Yaprak kımıldamıyor! Ne bir “icraatın sesi ne bir yatırımın nefesi!”
Bölük pörçük kararlar alınıyor zaten onların uygulanmaları da gerçekleşmiyor! Mesela daha düne kadar kavgası yapılıyordu. Şimdi “TC-KKTC mali ve ekonomik protokol”ünü kim hatırlıyor ki?
Seyrüsefer ruhsatları akaryakıta bağlanacaktı. İnsanlar günlerce bunun tartışmalarını yaptıydı! Kapandı gitti.
TC’den akan su Lefkoşa’da da akmaya başladı ama kimsenin umurunda olmadı çünkü hem unutuldu hem eskidi!
Ve tüm bunları düşünüp ne olacak hallerimiz derken bu kez de TC’deki darbe olayı vurdu bizi! Bundan sonra da vurmaya devam edecek!
Vesselam halkı günlük hayatında “gailelerden kurtarıp yarınları için güven veremezseniz önce mevcut siyasi iktidar, ardından devlet, kaybedersiniz!” Gidin yarın seçime, yüzde altmış oranında katılım bile olmadığını göreceksiniz…
KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLETİN CEBİ DE CEPKENİ DE DELİK!)
Eğitim Bakanı Özdemir Berova önümüzdeki ders yılında 100 öğretmene ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.
Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu Hastahanelerde hastalara bakacak doktor kalmadığını, personel sıkıntısı çektiklerini söylüyor!
Turizm Bakanlığı 18 milyon olan bütçesinin 40 milyona çıkarılmasını istiyor.
Öteden beri biliyoruz: Polis teşkilatının da en az 500 polise daha ihtiyacı var.
Kısaca devletin hem cebi hem cepkeni delik! Ve icraat bekleyin! Kendisi muhtac’ı dide kaldı ki KKTC’e himmet ede!
































