Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dört Mehmet

 

Menemen olayları çoktan tarih oldu.

Ama ibretliktir.

O olaylar da imamların, hacıların, hocaların bir din kalkışmasıydı.

Menemen olaylarında dört elebaşı Mehmet vardı,

Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet ve Emrullah oğlu Mehmet Emin.

Yobazdılar; çıktıkları meydanda tekbir getiriyorlardı.

Din istismarcısıydılar,

Halifelik ve şeriat falan istiyorlardı…

Genç teğmen Kubilay’ın ölümü ile ilgili olay şöyle anlatılır:

“Mehdi (Mehmet’lerden biri A. O) genç ve yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir ayağını yaralı omzuna koyuyor, bir eliyle saçlarından tutuyor ve diri diri boğazlıyor. Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak,

 –Gördünüz mü? Kafirlerin akıbeti işte budur diyor. Sonra,

–Getirin bir ip! diye bağırıyor.

Biriken halk yığınının arasından biri dükkanına koşarak bir ip getiriyor. Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağlıyorlar.”

Günümüzde biri tekbir getirdiğinde, Kubilay’ın mezarında yankılanıyor…

Zikir yaparak,

Tekbir çekerek,

Allahuekber diyerek demokrasi hangi ülkeye geldi?

Türkiye’de olup bitenler artık gün gibi ortada.

Nice yıllar sonra kim bilir bu çakma darbenin gerçek yüzü kimi CIA emeklilerinin anılarında okunacaktır.

İstenilen,

Bölgede güçsüz, dizlerinin üstüne çökmüş İslami bir Türkiye olabilir;

Türkiye Iraklaştırmak, Suriyelileştirmek istenebilir…

Paralel olduğu söylenen iki çizginin de yolu dillerinden düşürmedikleri “Kutsal Yürüyüş” tür.

Bu ikiz kardeşler yani kendi demeleri ile paralel yapılar birbirlerini besleyerek büyümüşlerdir.

Her iki taraf da tekbir çekmekte,

Her iki taraf da camilerde örgütlenmekte,

Her iki taraf da devleti zapt etmek istemektedir…

Ne yazık ki,

Paralelin her iki ayağına Türkiye coğrafyası sığmadı.

Çarşaflarını, şalvarlarını, türbanlarını, kapalı yaşam anlayışlarını, tekkelerini, takkelerini, zikirlerini, tekbirlerini Kıbrıs’a da taşımak istediler.

Kuzey Kıbrıs’ta yurtlar açtılar, bu yurtlarda genç beyinleri kafasını yıkadılar,

İlahiyat fakültelerinin açılması için elden geleni yaptılar.

Kur’an kursları açtılar; küçücük çocukları camilere ve kamplara aldılar.

Lefkoşa’nın ortasında tespih ve Kur’an dağıtma etkinlikleri düzenlediler.

Lefkoşa’nın göbeğinde toplanarak ilahiler okudular.

Ki Lefkoşa Lefkoşa olalı,

Kıbrıs Kıbrıs olalı böyle şeyler görmemişti…

Bunların birbirlerinden farkı olduğunu kim söyleyebilir?

Şimdi her neredeyseniz,

Camilerde, kışlalarda, okullarda, yurtlarda, derneklerde, dairelerde.

Yavaş yavaş,

Ağırdan,

Telaşa gerek yok,

Ne kadarsanız,

Takkelerinizi ve tespihlerinizi,

Badem bıyıklarınızı,

Çember sakallarınızı ve sarıklarınızı toplayın,

Geldiğiniz yere gidin,

Kıbrıs Türkünü rahat bırakın…

Burada dört Mehmet’lere ihtiyaç yok…

Bütün bunları niye yazıyorsun derseniz,

Belki enişte bizi de duyar diye yazıyorum…