Köşe Yazarları

Yolsuzlukda, yüz üzerinden 81. Sıradayız…

Geçen ay Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2017 yolsuzluk raporunu yazmıştım.

Hani Türkiye’nin 81., Güney Kıbrıs’ın 42. sırada olduğu liste.

Rapordan bir alıntı yapmıştık;

“Politikada yolsuzluk sadece ‘seçim rüşveti’ anlamına gelmez. Politikacılar kendi çıkarlarını, toplum çıkarlarının üstünde tutabiliyorlar…. Bunu nasıl durdurabiliriz? Politikada dürüstlüğü, sesimizi çıkararak, liderlerin hesap vermelerini talep ederek sağlayabiliriz”…

Sonra da şöyle yorumlamıştık;

“Merakla beklediğinizi biliyorum ama, tabii ki KKTC bu sıralamada yok. Aslında tanınmamış topluluklar da sıralamaya girmiş ama, demek ki, o ülkelerde bağlantı kurdukları sivil toplum örgütleri var. Bundan, KKTC’de yolsuzlukla mücadeleye inanan örgüt olmadığı sonucuna mı varmalıyız acaba? Öyle değil mi..?

Uluslararası temasları olan nice insanımız, derneğimiz var. Uluslararası Af Örgütü, Avrupa İnsan Hakları Dernekleri, ABD Kongresi İnsan Hakları raporuna bilgi veren arkadaşlar var. Neden biri de çıkıp Şeffaflık Örgütü’yle bağlantı kurmamış acaba..?”

Şimdi bu yazdıklarımızdan dolayı, Toparlanıyoruz Örgütü’nden ve akademisyenler Ömer Gökçekuş ile Sertaç Sonan’dan özür dileyip, duyarlılıkları ve çabaları için teşekkür etmek gerekiyor…

Oturmuşlar, Yolsuzluk İndeksi’nde takip edilen araştırma yöntemini birebir KKTC’ye uyarlamışlar ve KKTC için “Yolsuzluk Algısı Raporu”nu ortaya çıkartmışlar…

Sonuçta, tahmin edilebileceği gibi, KKTC Türkiye ile aynı sırayı paylaşmış 81…

Anket iş insanları arasında yapılmış.

Yanıtlar içerisinde en yüksek oran yüzde 89’la “KKTC’de yolsuzluk ve rüşvet vardır” konusunda…

Demek ki, yolsuzluk ve rüşvet konularıyla en çok karşılaşan bir toplum kesimi olan işadamları, bu konuda net konuşmuşlar…

“Evet vardır”….

“Siyasiler ve siyasi partiler yolsuzluk içindedir” diyorlar…

Yüzde 67’si siyasetçilerin, yüzde 62’si ise siyasi partilerin yolsuzluk yaptığını düşünüyor…

Yapılan yolsuzluklar da, tahmin edilebileceği gibi kamu kaynaklarının dağıtımıyla ilgili.

Katılımcılar denetim ve caydırıcılık için varolan kurumların yetersiz olduğunu söylemişler.

Bağımsız yargıya güvendiklerini söyleyenler bile, sadece yüzde 38…

Aslında bilmediğimiz şeyler değil.

Malumun ilanı…

Ancak bilimsel yöntemlerle ortaya konuldu bir kez daha.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün, yolsuzluğun yüksek olduğu ülkelerin halklarına yönelik uyarıları, çağrıları var…

Daha doğrusu uyandırma gayretleri…

Bence Toparlanıyoruz’un bundan sonra yapması gereken bu çağrılara katılmak, halkı bilinçlendirmek  ve tepki göstermesini sağlamak olmalı…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

SADECE PROTOKOLDU:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC ziyareti için ne senaryolar yazıldı. Kimi ekonomik protokolun, kimi Kıbrıs konusunun öne çıkacağını savundu, yapılacak açıklamaların bundan sonrası için işaretler vereceği yorumları yapıldı. Oysa bir kaç saatlik bir protokol ziyaretiydi. Erdoğan’ın da böyle bir günde, daha icraata başlamamışken, çıkışlar yapmasını beklemek saflık olurdu…

 

HAYALİ BİLE GÜZEL:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC ziyareti sırasında bence en önemli açıklaması, KKTC’yi Doğu Akdeniz’de bir çekim merkezine dönüştürerek, kişi başına düşen milli geliri 2 katına çıkarmak hedefini tekrarlamasıydı. Müzakere süreci falan boş işler, nasıl olmasa bir şey olacağı yok. Gelirimizin 2 katına çıktığını bir düşünün, toplum olarak köşeyi döneriz vallahi. Olacağından değil ama, kısa süreliğine bile olsa bunu hayal etmek güzel… Neden olmaz diyenlere, şu andaki rakam da bizi ihya ederdi. Ama öyle bir adil dağılım yok.

 

KISA VE ÖZ:

Yapılan zamların ekonomik akla aykırı olduğunu,  ülkeye hem sosyal hem de ekonomik olarak zarar vereceğini söyleyen Sanayi Odası Yönetimi hükümete, “halkı sokağa dökmeyin, açıklanan son zam hemen gözden geçirilmeli ve geri alınmalıdır” çağrısında bulundu. Gerçekten de döviz krizi henüz sürerken, üstüne yapılan bu zam vatandaşın yaşamına tuz biber ekti. Her ikisi de, domino etkisi yaparak tüm sektörleri olumsuz yönde etkileyecektir…

 

“GEVŞEK FEDERASYON”:

Anastasiadis’in Partisi DİSİ’nin Sözcüsü Tornaridis, “merkezi olmayan federasyonu düşünmeliyiz” demiş. Bunu bir Rum yetkilinin ağzından ilk kez duyuyoruz. Ne demek “merkezi olmayan”, tam da rahmetli Denktaş’ın savunduğu, “gevşek federasyon”… Tornarides nasıl bu noktaya gelmiş, sözleri DİSİ’yi de bağlıyor mu, merak konusu…

 

SUÇLU BULUNDU:

Kıb-Tek’in yaptığı %30’luk okkalı zammın suçlusu meğerse yakıt maliyetiymiş. Kıb-Tek Müdürü Gürkan, ortalama bin 129 TL olan bir ton yakıtın maliyetinin, bugün yüzde 85 artışla 2 bin 94 TL’ye çıktığını ve zammın kaçınılmaz olduğunu savundu. Aslında bu zammın müsebbibi ne hükümet, ne de Kıb-Tek’miş. Esas suçlu yakıttaki fiyat artışıymış. Yani diyor ki yetkililer, zammı biz yapmadık, yapan belli, siz de kuzu kuzu bu faturaları ödeyeceksiniz, yok eğer mesela, zamanında Kudret beyin dediğini dinler ve ödemezseniz elektriğinizi keseceğiz…

 

NELER OLUYOR:

Sahilde, piknik alanında ve son olarak da apartman önünde. Bize neler oluyor anlamıyorum. Nerdeyse hergün bir ceset haberi okuyor ve duyuyoruz. İntihar mı, cinayet mi belli değil ama, insanlar sapır sapır ölüyorlar. Kimdirler, neden öldüler, hepsi bir muamma. Ülke adeta birlerinin hesaplaşma alanına döndü. Husumeti olan, hesabını bu ülkede görüyor. Belli ki, onlar da güvenlik zaafiyetimizi biliyorlar…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mehmet Çağlar (Yenidüzen): “Ekonomi elbette ki önemlidir…Elbette ki çağın bir gereği olan iktisadi yapı güçlendirilmelidir.Ancak üretmeden kalkınmanın mümkün olmadığı, kültürel değerlerini yitirenlerin toplum özelliklerini yitirdiği de unutulmamalıdır. Ülkede üretim neredeyse sıfırı tüketmiş, sanayi geliştirilmemiş, Bilim yapmak yerine bilgi aktarımına yönelinmiş, ticaret tüketim toplumuna uygun bir başat sektör olmuş! Sanki yaşam, ekonomik katkı bekleyen iki yüz-üç yüz ya da birkaç yüz bin insan arasında bir yarışmaya dönmüş, herkes kendi ihtiyacının ötekinin ihtiyacından ‘daha beter’ olduğunu ileri sürer olmuş!”…

 

DİPTEKLER

Gençliği Saran Tehlike: Cezaevindeki hükümlü ve tutukluların büyük bir çoğunluğu uyuşturucu suçundan yatıyorlarsa iyice düşünmek gerekir. Anlaşıldı ki bu iş, “uyuşturucu masası” kurmakla olmayacak. Bırakın kullanımın azalmasını, her yıl daha da artıyor. Hükümetin bu işe daha ciddi eyilmesi ve farklı önlemler için değişik kararlar üretmesi gerekiyor. Yoksa geleceğimiz dediğimiz gençleri, gün gelecek bulamayacağız…




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı