Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YOLLARA DÜŞELİM DE: (NASIL BİR ÇÖZÜM, NASIL BİR GELECEK İÇİN?)

Geçtiğimiz  gün CHP-BG Genel Sekreteri Kutlay Erk Güney’le Kuzey kapılarının açılmasının 11. yılı ve referandumun 10 yılının yıldönümleri vesilesiyle yaptığı değerlendirmede çok belirgin bir gerçeğe  dikkat çekerken şunları söyledi:
“Liderlerin oyalama taktiği ürünü açıklamaları hiçbir umut vermiyor. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yapılan planlar bizim dışımızda birileri tarafından bir yerlerde elbet pişirilecek ve önümüze konacaktır. Oysa Kıbrıs Türkleri bu süreçte sürecin yaratıcısı,  sürükleyicisi ve öncüsü olmalıdır…”
Ve Erk devamla,  “bir anlaşma isteyen Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar iradelerini birlikte sokağa yansıtmalı ve liderlere anlaşma yönünde baskı yapmalıdırlar”  dedikten sonra şu tespitte bulunuyor:  “Halkların  kardeşliğinin A planı  B planı C planı yoktur. Kıbrıs’ta federal çözüm en kısa sürede gerçekleşmelidir.”
BU  TESPİTE BİR KATKI DA BİZ KOYALIM: Kutlay Erk yılların politikacısıdır.  Türk halkını ve de Rum halkını çok iyi tanıdığı da kesindir.       Mesela bilmektedir ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini Türkler değil Makarios’lu Rum liderliği yıkmıştır.   Bilmektedir ki 1963 Kanlı Noel’i ile Türklere kan kusturan,  kıyan,  yüz üç karma   köyden kopartıp göç yollarına atan,  hayat hakkını elinden alıp istikballerini karartan,  Türkleri kaçırıp kurşunlayıp  toplu mezarlara koyan  Rum EOKA’cıları,  milis güçleri,  Grivas çeteleridir…            Bilmektedir ki eğer 1974 harekâtı olmasaydı şimdi adadaki Türk halkı  sadece  “Kıbrıs Helen adasının”  cemaat esamesindeki bir azınlığı olmakla kalmayacak,   “esir Türk”  de olacaktı…          Sn. Erk bilmektedir ki barışa ve çözüme en çok yaklaştığımız Annan planına “evet” diyen Türk tarafı “hayır” diyen Rum tarafıdır…        Bilmektedir ki   şu anda  devam eden müzakerelerde de Anastasiadis’in yanı sıra başta 2. Hrisostostomos olmak üzere ellerinden gelen muzırlığı yapmakta sizin de ifade ettiğiniz gibi bu nedenle müzakerelerde ilerleme sağlanamamaktadır. 
Ve diyorsunuz ki  “Türk ve Rum halkları sokağa dökülsünler,  liderlere anlaşmaları yönünde baskı yapsınlar…”  Hay hay! 
FAKAT NASIL BİR ÇÖZÜM İÇİN?  Mesela  “biz federal bir çözüm istiyoruz”  demek için mi?  Anastasiadis de ayni şeyi söylüyor!  O da federal çözüm istiyor ama evvel emirde 160 bin Rum’un Kuzey’e dönmesi ve Güzelyurt’un hatta bu kez Yeşilırmak’ın yanı sıra Kutsalı olduğu için Karpaz’ın da verilmesi koşulunda.  Artı,  ana başlığı oluşturan  “tek egemenliği” dayatmaktadır ama  “Kuzey’in kendi içinde egemenliğine şerh koymakta siyasi eşitliğe karşı çıkmaktadır,   vesaire…
Pekala bu ahval şerait içinde sokaklara dökülecek Türk halkına nasıl bir  çözüm sloganı tavsiye ediyorsunuz?           Mesela CTP’nin de siyasi  çözüm görüşü  olan  “iki bölgeli,  iki toplumlu,  siyasi eşitliğe  dayalı,  Türkiye’nin güvencesinde bir federal sistem mi?”       O zaman neden bu siyasi  görüşü   telaffuz edip Kıbrıs Türk halkının parça körçe  siyasi görüşlerden kurtulmasına  tek ve ilkesel hedefte bütünleşmesine katkı koymuyorsunuz?          Neden  bu görüşünüzü ikili ilişkiler sürecinde Güney Rum’unun kafasına çakarak çözüme açılacak yolları,  karanlıklarla türlü çeşitli düşünce kirliliğinden kurtararak açık ve net  hale getirmiyorsunuz?     Kısaca:  Diyoruz ki nasıl çözüm istediğinizi söyleyiniz,  biz de yollara düştükte, söyleyip çağıralım!”   
**********
TÜRK HALKININ KADERİ İLE OYNAYANLAR  (TOPLUMU GİTGİDE DAHA ÇOK GERİYORLAR)  

  Geçen gün öteden beri siyasetin bam telinde çalan  görgüsü irfanı yükseklerde  bir arkadaşla konuşuyoruz.  Veya hafiften tartışıyoruz.  Son zamanlarda  hemen  her  Türk yurttaşının da farkında olduğu can sıkıcı gelişmeleri  aktarıyorum.   Müzakerelerin  Rum tarafının tutumu nedeniyle ya duvara toslayacağını yahut Ankara’yı sıkıştırıp aldatırlarsa elde ettikleri   kazanımlarıyla birlikte   Kuzey’e taşınıp   derme çatma bir çözüm oluşacağını söylüyorum,  çünkü delinen iki bölgelilik iki halka da yar olmaz!              Ve ekliyorum:  Bu müzakereler toplumu çok gerdi.  İnsanlar   yağmuru önceden sezen karıncalar gibi  korku ile  nefes nefese bir yerlerden bir yerlere   adeta kaçıyorlar!            Bunu trafikte görüyorsunuz.  O ne sürat ne dikkatsizlik!           Bunu  her tarafa inadına atılan çer çöplerle  gitgide beterince kirlenen memleketin coğrafyasında görüyorsunuz!            Bunu kalabalıklar arasında saygısızca davranışlarla dikkat çekmeye çalışan insanların tuhaflığında görüyorsunuz!           Bunu Televizyonlarda konuşan insanların haykırışlarında,  her şeye muhalefet yapmayı alışkanlık haline getirmişliklerinde  görüyorsunuz!    Bunu Meclisteki milletvekillerinin agresif konuşmalarında izlerken   sonunda o konuşmalarına   süre kısıtlaması getirildiği gerçeğinde  görüyorsunuz!   Bunu yetişen gençliğin okullardan, yollardan,  sokaklardan taşan   şaşkın amaçsız taşkınlıklarında görüyorsunuz!  Yahut çarşı pazarda yediğiniz kazıklarda,  Kıb-Tek’in insanların elektriklerini keserken duyduğu hazda görüyorsunuz!         Bunu Türkiye dışarı Rum içeri diyerek inadına söylemlerde görüyorsunuz! 
KISACA MEMLEKET GİTGİDE GERİLİYOR:  Diyorum arkadaşa.   Ve laf lafı açtıkta  “devletin kendine çeki düzen vermesi gerektiğini”  bunu da siyasi partilerin devlete olan  “inançlarının”  başaracağını söylüyorum. 
Bana,  “devlet mi vardır”  cevabını veriyor!  İşte git gide yitirilen o inanç!  Ki bu devletin olanca nimetlerinden, ikballerinden  yaralananlar  “devlet mi vardır”  diyebiliyorlar! 
O zaman bu adada hangi amaç için   mücadele ediyoruz?  Neden müzakere masası kurduk?  Haklarımızı kaptırmamak,  topraklarımızı yitirmemek için neden  masa başında kıran kırana Rum’la mücadele ediyoruz? 
Ve asıl sorun şudur:  “Gitgide nasıl olursa olsun yeter ki bir çözüm olsun”  fikri insanlarda hakim görüş durumuna geldi! Daha bir feci olanı da  “Türkiyesizleştirilmiş,  askersizleştirilmiş,  1974 öncesinden tek kelimeyle söz etmeyen   sözde  “barışçı” denilen tutum!  Bir yandan o kanlı günler  “Tarihten” atılırken  öte yandan  Rum’un paskalyasına  İsa’sının tabutu ile kucak açılıyor!  Memlekette kırk yılda bir cami yapılacak  olsa,  karşı çıkmak   “ilericilik” olarak görülüyor!  Ve bu zihniyetler çoğalırken memlekete kendi görüşlerini empoze etmeye çalışıyorlar!   Kıbrıs Türk halkının kaderi ile Rum bile bu kadar oynamadıydı!       

      **********       

  GÜZEL  İŞLER DE OLUYOR
    Mesela Anayasa’da yıllar sonra bazı maddelerin değiştirilip yenileştirilerek  halkın oyuna sunulması için  çalışmalar yapılıyor… 25 yıl sonra  Meclis İç Tüzüğü  “yenileniyor.”  Ve öteden beri   “her şeye karşın”  dediğimizce  “Meclis çalışıyor!”  Hem de “hayret” diyeceğimiz bu şartlarda! 
ÖNEMLİ KARAR:   Bu arada Bakanlar Kurulu  Kıbrıs Türklerinin de Rumlar gibi Taşınmaz Mal Komisyonuna müracaat etme haklarını veriyor.  Bu karar tutun ki  “Kuzey’le Güney’in Türk ve Rum mülkleri konusundaki ilk somut girişimini vurguluyor,  “aşama” kabul edilmesi gerekiyor…  Karardaki  üç müracaat şekli şu şekilde belirtiliyor:
BİR:  Kuzey’de Rum mülkü tutan Türk yurttaşla  Güney’de Türk mülkü tutan Rum  arasında  “takas”  yapılmasına olanak sağlanması için.
İKİ:  İskân Topraklandırma ve  Eşdeğer Mal Yasası kapsamında hak sahibi olan fakat Güney’deki taşınmaz mallarına karşılık Kuzey’de taşınmaz mal alamayan veya yeterince alamayan eşdeğere sahip Türk yurttaşların haklarını aramaları için.
ÜÇ:  Kuzey’de Rum mülkü üzerinde tasarruf ve kullanım hakkını elinde bulunduran Türklerin Bakanlar Kurulunun iznine bağlı olarak;   “takas yoluyla”  veya “satın alma yoluyla”  veya  “elindeki mülkü ödeme”  yoluyla devredebilmelerine olanak sağlanması için…
Zannedersek bu üçüncüsü baş ağrıtacaktır çünkü Rum mülkü üzerinde kırk yıllık kemikleşmiş bir  “mülkiyet, tasarruf ve kullanım hakkı”  söz konusudur.   Nitekim yıllarca Kuzey’deki   Rum mülkü”  olayını bu kuşkular nedeniyle didikler ve  “tahsis”  ötesinde  “tapu”  olayına prim verilmemesini seslendirirken  “puanlarla satın almalara”  da karşı çıkıyorduk…
Şimdi daha iyi anlıyoruz:  Bu tip tasarruf ve kullanım haklarının   “bedelleri”  ödenip bir fonda tutulması gerekirdi…  O   zaman  “kim kimin malını gasp etti”  olmazdı. 
Her şeye karşın şimdilik  “karar”   muğlaktır.  Uygulamaya geçildiğinde çok daha somut  “kararları”  göreceğiz.  Hemen ekleyelim ama:  “Yapılması gerekendi,  geç de olsa karar verildi.”