KÖŞEMDEN
Öteden beri siyasi soruna yönelik müzakerelerin neden fiyasko ile sonuçlandığına bakıp akıl yürütmeye çalıştığımda “saplantı” haline de gelse o “büyük dengesizliği” görürüm..
Şöyle ki yerden bir karış bile kıpırdamayan “tahtaravallinin” bir ucundaki Rum tarafına karşılık, öteki ucunda ve havalarda ayakları elleri boşlukta sallanırken düştü düşecek Türk tarafı..
Tabi ki ortada birbirlerini tartan Tahtaravalli oyunu yoktur! Ne var ki birisi dünyada tanınmış Devlet diğeri de bırakın tanınmamışlığı, üstüne üstlük “korsan, Kuzey’i işgalinde tutan” gibilerinden suçlamalara maruz kalan tanınmamış bir devlet! Öyle de oldu mu müzakerelerde salâh aramak, çözüm ummak hayal bile olamaz!
Ki bugüne kadar “Federasyonlar” siyasi yönden tanınmış Devletler arasında oluştuydu. AB bu konuda tutun ki 27 Devletle en büyüklerinden biri olmalı..
Oysa 1960’da Kıbrıs’ta iki toplum arasında oluşturulan “Üniter Kıbrıs Cumhuriyetini” yıkan, Türk toplumuna saldırıları nedeniyle Barış Harekâtının gerçeklemesine dolayısıyla adanın ikiye bölünmesine neden olan Rum toplumu; 45 yıldır tüm adanın tanınmış Devleti rolünü oynar ve “Kuzey’i Türkiye’nin işgalinden kurtarıp yeniden Güney’deki topraklarına katmak amacında sahip olduğu tüm siyasi argümanlarını tepe tepe kullanırken…
Gelin de “çatlama patlama” pahasına da olsa çözüm sağlayın!
PEKİ çare? Eğer Türk ve Rum iki halkın liderleri BM’ler gözetiminde “çözüm müzakerelerini” toplumlarının siyasi iradeleri doğrultusunda sürdürüyorlarsa ayni zamanda bunun “iki bölgenin” siyasi eşitliğinin kabulünün tescili olması gerekmez mi?
Anastasiadis istediği kadar burun kıvırsın! İstediği kadar felsefe yapsın! İstediği kadar muzırlık çıkarsın!
Masada karşısında oturan (öyle tanınmamış bir Devletin Cumhurbaşkanıdır demek yetmez) eğer çözüm için konup pazarlık yapıyorsa bal gibi de siyasi yönden tanımaktadır. İster kerhen olsun isterse mecburiyetten..
İŞTE bu “tanınmayı” iki Devlet arasındaki müzakereler düzeyine yükselttik mi zaten “siyasi yönden iki meşru devletin birbirlerini tanımaları” sorunu ortadan kalkarken, geriye “KKTC ile Güney’deki Rum Dev letinin tüm adayı ilgilendiren “siyasi” ve “enerji” ile “çevresel” sorunlar konusunda oluşturacakları işbirliği kalır. Bunlar da zaten “insanlık sorunlarıdır” ki neden iki Devlet böylesi anlaşmaları başaramasınlar?
Yok ama “ille de Federasyon! Hadi bakalım görelim!
*****
UBP NEREYE KOŞUYOR?
Sendikalar yavaştan uyarılarının dozunu artırmaya başladılar.. Yakın gelecekte peşi peşine grevler, eylemler olabilir.. Gerçekte KKTC pek çok çözümsüz sorunun sarmalında dönbaba oluyor.. Çözüme kavuşturdukları da bir süre sonra toplum gereksinmelerini karşılayamadıklarından “değişiklik yasalarıyla” yenileniyorlar ama buna rağmen “toplumun beklentilerine” cevap veremiyorlar..
(Somut örnek günlük yaşantımızın kapsamındaki sorunların çözümsüzlüğünden kaynaklı huzursuzlukla istikrarsızlığın patlama noktasına geldiğidir. “Pahalılık, ölümcül trafik kazaları, Eğitimdeki eksiklik ve arızalar, tabi her zamanki sorunlarıyla Sağlık Hizmetlerindeki sorunlar…)
Yani “kısa zaman dilimi de olsa çok konuşan az iş yapan Tatar Koalisyon Hükümeti başlarda fitilini ateşlediği toplumsal kalkınmaya yönelik icraatların artık çok gerisine düştü!
TAM bu esnada gelecekte UBP bünyesinde ne kadar “hayırlı” ne kadar “hayırsız” olacaklarını bilemediğimiz olaylar patlamaları da yaşanmaya başlandı!
MESELA Kendisini tanıdığım için bildiğim “Sunat Atun’un” çıkışı! İyi yetişmiş, donanımlı, Enerji Bakanlığı yaparken TCD’den KKTC’e elektrik akımı projesini başlatan genç politikacı..
Ne var ki geçen gün yaptığı açıklama şaşırtıcı oldu. Nitekim “artık ülkede ekonomik büyümeye gidilmesi, yeniden yapılanma” gibi konulara dikkat çekerken; Hükümetin Kumarhaneler Yasasını Meclis Komitesine getirmesini (sert bir uslupla) kabul edilemez olarak nitelendirdi.. Ve ekledi:
“KKTC’de inançlı insanlara Devlet eliyle baskı yapılıyor!..”
SUNAT Atun’un hem Tatar Hükümetinin Ekonomik politikasına hem “Devlet” kademelerinde “İnançlı” dediği “dini bütün” insanlara yönelik baskılar yapıldığı iddialarına ileride UBP’nin bir kez daha yeni bir siyasi parti doğuracağı olasılığı yanı sıra; kendi içinde kamplara ayrıldığının da ispatını çakıyor..
Nitekim Sunat Atun bu uyarısının ardından nasıl saldırılara uğrayacağını bilecek kadar “olayların dolayısıyla kulislerin” içindedir ve zaten mesajı da “artık kendi kesimini oluşturan zümrelerdir.” Ki zamanı geldiğinde tutun ki bir “dindar bir siyasi parti” devreye girebilir..
MAHZURU var mı? KKTC Laik bir Devlettir. Atatürk inkılaplarını benimsemiştir. Buna karşın her devrede “dindar insanlar” camiye, dini akidelere bigane kalan insanlara hep “dinsiz” gözüyle baktılar! Hoş o “dinsizler” de dini vecibelerini yerine getirenlere “yobaz dediler!
Neyse ki TC’de olduğu gibi büyük çatışmalar yaşamadan bu günlere kadar “cami cemaatleri” ile “camiye bayramdan bayrama anca giden yada hiç gitmeyen insanlar birbirleriyle dalaşmadan bugünlere geldiler.. Olanlar ve olaylar kaşınmaz dozunda bırakılırsa öyle de gider..
































