Kuzey Kıbrıs’a Ocak ve Mart aylarını kapsayan dönemde 298 bin 342 yolcu gelmiş.
2015 yılının aynı dönemine göre %11,6 oranında artış yaşanmış.
Resmi veriler, gelenlerin çoğunun Türkiye’den olduğunu gösteriyor. Türkiye’den gelen yolcu sayısındaki artış yüzde 14,5, üçüncü ülkelerden gelenlerin sayısındaki artı işe, yüzde 1,6.
KKTC’ye gelen yolcu sayısında her zaman için en büyük pay Türkiye’dendir.
Turistti, işçiydi, öğrenciydi… Gelen ve giden şeklinde bir hareketlilik söz konusuydu.
Ancak son dönemde, Türkiye’den KKTC’ye sürekli yerleşim amaçlı da yoğun bir akış var.
Diğer bir rakam bunu doğruluyor. Yolcu sayısı artmakla birlikte, otellerin doluluk oranları düşüyor. Yani gelenler kısa süreli turist değil.
Emekliler, sanatçılar, KKTC’de kurumsal firmalarda çalışan üst düzey yöneticiler, yapılan binlerce yeni inşaatlardan yazlık amaçlı ikinci ev almaktalar.
Dolayısıyla aktüel nüfus, sadece yaz aylarında değil, her dönem için artıyor.
Bizler, “çok katlı binaların artışı kentlerin dokusunu bozuyor” söyleminde takıldık kaldık.
Ama ortada bir gerçek var. KKTC’de tarihinde hiç görülmemiş oranda yatırım yapılıyor.
Konut inşaatlarına paralel bir şekilde, her geçen gün, çok büyük kapasiteli yeni oteller bitiyor.
Dediğim gibi ülkede yaşayan insan sayısı da, araç sayısı da, alt yapı ihtiyacı da katlanarak büyüyor.
Önce yol sıkıntısı…Girne’ye yıllar önce yapılan çevre yolu dışında, kent trafiğini rahatlacak bypass yeni bir yol yapılmış değil. Varolanın dökülmüşlüğü ayrı konu.
Sonra, su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, istihdam geliyor. Bunlar da artan nüfusa hizmet verecek kapasitede değiller. Bakıyorum, ne geçen hükümetlerin, ne de şimdikinin böyle bir derdi olmadı…
Yatırımlar güzel, ama devletin de bu yatırımlara uygun olarak artan gerkesinmeleri karşılayacak, KKTC’nin yaşanabilirliğini koruyacak planları, projeleri olmalı. O, ortada yok.
Neden yok?
Çünkü hem vizyon yok, hem para yok…
Acaba devlet, bu akıl sınırlarını zorlayan yatırım bolluğundan, gereken kazancı elde edebiliyor mu?
Elde etmesi gerekir ki, bu eksiklerini tamamlasın.
Ortaya şu sonuç çıkıyor.
Bir yandan yatırımlar, bir yandan da nüfus arttığına göre, bayındırlık, ulaştırma, sağlık, eğitim, yerel yönetimler hiç biri artık bugüne kadar izlenen dar kapsamlı, gündelik politikalarla yönetilemez. Tabii maliye de öyle, turizm de, çevre de…. Gümrük mevzuatları da, teşvikler de, gelir vergisi kuralları da günün koşullarına uydurulmak zorunda
Eğer bu çılgınca gelişmeye uygun politikalar bir an önce oluşturulmaz, planlamalar yapılmazsa, sonumuz hüsran.
Korkarım, kısa bir süre sonra, tüm KKTC boşaltılmış Maraş’a dönecek.
On beş yıl kadar önce başlayan İngiliz akınını unutmayın. Büyük çoğunluğu mallarını satıp kaçtılar.
Çevresi temiz, suyu-elektriği tamam olmayan; trafiğinde her gün birilerinin öldüğü, insanca yaşamak için şartları uygun olmayan bir ülkeye yatırım yapan da kaçar, konut alan da.
Biz zavallıların çekeceğimiz çile de cabası.
Bakın Hürriyet’te Erdal Sağlam ne diyor; “Türkiye ne kadar zorlasa da, değişimi KKTC halkı istemeyince olamıyor. TEPAV’ın son anketleri artık KKTC’de devletin işleyişinin başta sona değişmesini isteyenlerin çoğunlukta olduğunu gösteriyor. Ama Türkiye’deki gibi KKTC’de de, belli ki; ülkenin geleceği için günlük popülist taleplere boyun eğmeyecek, gerçek liderlik yapacak politikacılara ihtiyaç var”.
Hem de bir an önce…
YERİN KULAĞI VAR
DAHA NEYİ BEKLİYOR: Bu kez öğretmenler, gazeteciler değil, YÖDAK Yönetim Kurulu üyeleri bir açıklama yaparak, YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’un Yüksek Öğrenim Yasası’nın ihlal ettiğini iddia ettiler ve istifasını istediler. Üniversiteler, sendikalar, hatta cumhurbaşkanı dahil herkes Gökçekuş’tan şikayetçi. Ortada böyle bir durum varken, Gökçekuş’un bunlara kulak tıkayıp, istifa etmek yerine, hala o makamda oturmasını anlamak mümkün değil. Artık yürünecek yol kalmamıştır. Bir kez daha yazalım, Cumhurbaşkanı’nın YÖDAK Başkanı’nın istifasını isteme yetkisi var. Bu yetkiyi bugüne kadar kullanmamıştır. Ancak artık kullanması zorunlu hale gelmiş görünüyor…
AMAN DİKKAT: Ben dahil birçok meslektaşım, yeniden hortlatılmaya çalışılan “Türkiyeli-Kıbrıslı” ayrımcılığıyla ilgili üzerimizde oynanmak istenen oyunlara dikkat çekmeye çalışıyoruz. “Hak savunuculuğu” yapar gibi, kendilerine menfaat sağlamaya çalışanlara dikkat etmekte fayda var. Bu tiplerin, birilerinin hakkını savunacağı falan da yok, sadece temsil ettikleri iddiasında oldukları topluluğu bahane ederek, kendilerine siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar, aman dikkat…
EN ÇOK 5 TL: Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Çavuşoğlu, suyun çeşmelerden akacağı tarih olarak bu kez de 1 Ağustos’u işaret etti. Bir ayın içinde 3 kez tarih değiştirdi. Bir de vatandaşlar arasında en çok tartışılan fiyat konusuna açıklık getirerek, fiyatın 5 TL’yi geçmeyeceğini söyledi. Sanırım kimse çıkıp da bu kalitede bir su için “fiyat pahalı” deyemez. Artık kavgayı bir yana bırakıp, suyun musluklardan akacağı tarihin yeniden ertlenmemesinin yollarını aramalıyız…
MÜNECCİM OLDU: CTP Genel Başkanı Talat, “Bu hükümetin ömrü bir yıldır. Ufukta bir erken seçim görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Kusura bakmasın ama, son zamanlardaki tahminleri hep tersine çıktı. Keşke bu öngörüleri CTP-UBP hükümeti için de yapabilseydi, o zaman iktidardan gitmez, hükümet olmaya devam ederlerdi. Hoş erken bir seçim CTP’ye ne kazandırır o da ayrı bir mesele…
VAR MI: Ülker Fahri soruyor; “Cuma akşamı yapılan ‘Dini’ etkinliği düzenleyen derneğin, 2 Öğrenci Yurdu ve 50 de evi bulunduğundan, devletin haberi var mı? Ne tür faaliyetler içinde olduklarını bilen devlet yetkilisi var mı? Denetleyen oldu mu..?” diye. Hakikaten devletin bunlardan haberi var mı diye merak ediyor insan…
HEP BÖYLE OLSA: Dünkü Meclis birleşiminde geçmiş hükümet döneminden kalma birçok yasa geçti. Dünün iktidarı, bugünün ana muhalefeti de kendi dönemlerinde hazırlanan bu yasalara olumlu oy verdiler. Doğru olan da bu olmalı. Sırf muhalefet etmek için işi yokuşa sürmek yerine, doğru olan her konuda Mecliste konsensus sağlamayı başarabilseler. Halkın onlardan beklentisi de bu…
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Ahmet Okan: “Lefkoşa’nın ortasında, daha önce Dr. Küçük parkında, ilahi okudular. Şimdi meydanlara taştılar…Her dönemde bu hünkürmeleri yapan, bunlara yüz veren Vahdetiler de olmuş, siyasiler de. İçimizde mollalar da çıkmış, gerici imamlar da. Kıbrıs Türkü bunları değersizleştirmesini bilmiştir. Ahalinin en iyi tarafı budur…”.[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Sunat Atun: Benim bildiğim Müslümanlıkta inanç da iman da Allah’la kul arasındadır. Şovun yeri yoktur. Hel de siyasetçilerin dini toplantılarda konuşması hiç hoş karşılanmaz. Ama Sunat bey fazla coşmuş. Dini toplantıda kürsüye çıkmış, “en değerli makam kul olabilmek” demiş. O zaman dünyevi makamları bırakıversin bir zahmet diyeceğim ama, tam tersine yaptığı din üzerinden siyaset… Yükselecek ortamı bulmuş. Onun için hiç bir şey demiyorum…[/quote]
































