Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yine Türkiye’den yüzde 10 fazla fakirleştik…

2019 yılı Şubat ayı enflasyon rakamı, bir önceki aya göre %-0.15 olarak açıklandı.

Son 3 aydır da eksi çıkmaktaydı.

Ancak bir önceki yıla göre artış %28.67.

Yaklaşık yüzde 30 fakirleşmişiz…

Eve giren paranın dörtte birinden fazlası yok olmuş.

Aynı para birimini kullandığımız Türkiye’de bu rakam yüzde 19,67.

Yüzde 10’dan fazla bir fark var.

Dövizin fırladığı geçen yılın ilk 8 ayında, durum daha da kötüydü; KKTC enflasyon oranı, Türkiye’dekinin tam 2 katıydı. Birinde yüzde 24, diğerinde yüzde 12…

Sebep, ithalata, daha doğrusu tüketime dayalı bir ekonomimizin olması. Üretemiyor oluşumuz.

O kadar da değil.

Bir de buna piyasada alım-satımların, kiraların, okul ücretlerinin dövizle olmasını ekleyin.

O da yetmedi mi?

Ciddi bir sorun daha var.

Türkiye’yle bile ticaretimiz döviz üzerinden.

Üstüne üstlük Türkiye ile KKTC arasında gümrük var. En azından tarımsal ürünlerde bile gümrüğü kaldırmayı beceremiyoruz.

Daha ne olsun…

Haydi ithalatı düşüremiyoruz, üretimi artıramıyoruz da, onun dışındakiler için çareler bulunabilirdi.

Enflasyon rakamı deyip geçmemek lazım.

Altında, ekonomimizin temel sorunları yatıyor.

Hani ‘kendi ayaklarımızın üstünde durmak’ denir de, içi doldurulmaz ya; onun içini dolduracak olan sırlar burada yatıyor.

Fakat bakıyorsun, siyaset dünyasının ağırlıklı bir kısmı durumdan rahatsız olmuyor.

Dışa bağımlılık hiç dertleri değil.

Hatta bazılarının ‘daha da bağımlı olalım’ diye bir politikaları var.

Bir de, bu durumdan nemalanan kesimler çok geniş.

Onun için dokunmak istemiyorlar.

Doğru bir politika mı?

Asla değil…

“Bağımsız devletiz” dediğimizde ağzımız dolar; gereğini yapmaya cesaret edemeyiz.

Geçtiğimiz yıl yaşananlar, herkesin külahını önüne alıp, çare üretmesi için bir fırsattı.

Ne yapılması gerektiği zaten ortadaydı.

Ama, iki tarafta da uzun vadede bunu planlayacak ve uygulayacak bir kararlılık ortaya konamadı.

Ekonomi Bakanlığı’nın Kıb-Tek gibi suni gündemlerden paçasını kurtarıp, bu konulara çare bulmasını bekledik hep.

Türkiye’yle gümrük birliği, ticarette TL kullanımı bütün bir yıl haberleri süsledi, ha oldu, ha oluyor derken, yine de hep kağıt üstünde kaldı ne yazık.

Sonuç, işte iki ülke arasında fahiş bir enflasyon farkı.

Nereye kadar gider, neye varır, belli değil…

YERİN KULAĞI VAR

BİRAZ MANTIKLI OLUN:

Kıbrıs konusunda “yeni fikirler” üretilmeli diyen sağ cenah bunu, “AB çatısı altında iki devletli çözüm” modeli ile savunuyor. Olmaz ya, diyelim ki bu formül kabul gördü. Siz AB kriterlerinin kuzey devletinde uygulanmasına razı mısınız? Serbest dolaşım, iş kurma, ikamet etme gibi konulara itirazınız olmayacak mı? Kısacası Rumların kuzey devletinde yerleşmesine razı olacak mısınız? Öyle hamasi söylemler yerine ayakları yere basan önerilerle çıkın halkın karşısına…

 SONUNDA KABULLENECEĞİZ:

Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta üs açması konusunu değerlendiren Emekli Büyükelçi Onur Öymen,”Türkiye, Kıbrıs’ta söz sahibidir. Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin onayı alınmadan, Kıbrıs sorunu çözülmeden, adada stratejik yapılanmalara gitmek; hukuken de, siyaseten de yanlıştır. Türkiye, artık çok fazla sessiz kalmamalıdır bu konularda” dedi. İyi de bugüne kadar yaptıkları hangi konuda Türkiye ve bizim onayımızı alma gereği duydular. Bu konuda da birkaç protesto, bir iki demeç patlatıp kabulleneceğiz…

 ZOR BİRAZ:

TBMM yeni Başkanı Mustafa Şentop, “KKTC’den bir milletvekili heyetinin Azerbaycan’ı ziyaret etmesinde fayda görüyoruz. Bilhassa Kuzey Kıbrıs halkına moral anlamında Azerbaycan’ın somut desteği çok önemlidir” demiş. “Turist” olarak gitmelerinde bir sakınca yok da öyle “resmi” sıfatla biraz zor. Bunun olmayacağını herkes biliyor ama, yine de adettendir diye konuşuyoruz. Bu zamanda dostluk bile çıkarlarla  ölçülür oldu…

 BU NE RAHATLIK:

Rum basını İngiltere’nin Başbakanı’nın ağzından, “Taraflar arzu etmediği sürece, İngiltere’nin garantör güç olmaya devam etmek istemediği”  görüşünde olduğunu yazıyor. Bunu İngiltere daha önce de telaffuz etmişti, şimdi yineliyor. Oysa ortada çok taraflı uluslararası bir anlaşma var. ‘Vazgeçtim’ deyince vazgeçilemeyecek cinsten. Hukuki bir mesele. Ama çok rahatlıkla söylemeye devam ediyorlar. Karşılığı verilmeli. Bu rahatlık bozulmalı. Bu da, basın yoluyla yapılacak açıklamalardan çok fazlası olmalı…

AÇIK ÖĞRETİME DÖNMÜŞÜZ DE HABERİMİZ YOK:

Dün İhlas Haber Ajansı yayınladı. KKTC’de bir üniversite, devam mecburiyeti getirince, sınıflarda oturacak yer kalmamış da öğrenciler tepki göstermişler. Bildiğimiz, bu karar Eğitim Bakanlığı’nın kararı. Ne kadar doğru olduğunu haberi okuyunca anlıyorsunuz. Meğer öğrencilerin çoğunluğu KKTC’ye sadece sınavlarda geliyormuş. İHA uygulamayı eleştiriyor. Ardından başka tepkiler de gelebilir. Aman sağlam duralım, sakın geri adım atılmasın. Okulların kalitesi, öğrencilerin kontrolü ancak böyle sağlanabilir…

AK MI KARA MI ÇIKSIN:

Hüseyin Özgürgün’ü Yenidüzen’de okuyanlar, hakkının yendiğini falan düşünebilirler. Oysa ortada kasıtlı veya kasıtsız bir ihmal var. Baksanıza, kendisi dokunulmazlığının kaldırılmasına onay vermeyeceğini, partisinin Genel Sekreteri ise, tersini söylüyor. Olay bir ev, bir araba meselesi miydi? HP milletvekili Gülşah Manavoğlu da buna açıklık getiriyor ve Özgürgün ile ilgili poliste de araştırılmakta olan dosyalar olduğunu belirtiyor…

ZİRVEDEKİLER

Rasıh Reşat: “Kıbrıs sorunu konusunda eskiden CTP kanadı slogan atıp akıl ve mantıktan uzaklaşırken, bu münazara konusunda Erhürman federasyonu savunurken, Tatar, sloganlar atıp, attığı sloganlarda geçen kavramların altını doldurmaktan aciz kaldı. Eleştirileri ile Başbakan’ı terletmesi beklenen Ana Muhalefet Partisi Başkanı, garip bir şekilde Başbakan’ı, öğrencinin hocasını dinlediği gibi dinlemek zorunda kaldı. Bu durumun izleyenler tarafından anlaşılacağını bildiği için ise Erhürman’ın sözünü keserek dikkatleri dağıtmaya çalıştı. Belli ki hazırlanmamış ya da ekibi onu hazırlamamış”…

 DİPTEKİLER

Asbestli Şehir Planlama: Şehir Planlama Dairesi’nin duvarlarının asbestli olması kadar absürd bir haber olamaz. Ama öyle. Sendika bina önünde eylem yaptı, çalışan iki kişinin kansere yakalanmasının buna bağlı olabileceği iddia edildi. Konuyla mesleki olarak yakın ilgisi olan, mühendislerin müdürlük yaptığı bir dairede böyle bir durumun yıllardır bilindiği halde sürüyor olması akıl alır gibi değil…