Köşe Yazarları

Yine Raif… Bu Nasıl Bir Öngörüdür…

Sosyal medyada en çok kullanılan gönderiler, büyük düşünürlerin sözleri ve bazı aforizmalar.

Herkes kendince beğendiği bir fikri kopyalayıp, dağıtıyor. Bir anlamda “ben de böyle düşünüyorum” demek için…

Bizde toplumsal bellek zayıf olduğundan, dünyanın hiç bilinmeyen fikir adamlarının ne dediğini biliyoruz da, yakın geçmişimizde kim, ne demiş haberimiz yok.

Sevgili dostum, Raif  Denktaş’ın en yakın yol arkadaşlarından Hasan Nidai Mesutoğlu’nun oğlu Avukat Serkan Mesutoğlu, aydın, düşünen, ülkesiyle ilgili endişe duyan bir genç. Zaman zaman Raif’ten alıntılar yapıyor. Öyle zamanlarda yapıyor ki, Raif’in öngörülerinin bire bir çıktığını görüyor insan…

Dün yine öyle bir postu vardı. Tam da bugünlerde, hala tartıştığımız konularda.

Raif bunları göreli, 30 yıldan fazla oldu. Tehlikeleri sürekli işaret ederdi. Bir yandan Kurucu Meclis kürsüsünden, bir yandan köşe yazılarıyla… Ama toplumca hiç umursamamışız ki, o öngörüler gerçek oluyor…

Bir an o günlere döndüm baktım; düşündüğüm ilk şey, “boynuz kulağı geçti” oldu. Ama iyi anlamda değil…. O günlerde yolsuzluk, suistimal, kötü yönetim adına eleştirilenlerin beş beterini yaşıyoruz bugün. Ve, sanırım biz kötü olanı geliştirdik. Siyasetin çıkar için yapılanını… Halkın, ülkenin değil, kişisel, partisel, zümresel çıkara dayalı siyaseti yeni taktiklerle geliştirdik. Şu anda da en üst noktadayız…

Sonra, bağımsızlık, egemenlik kavramlarına inanmak yerine, yokmuş gibi davranmayı geliştirdik.

Kurduğumuz devletin bağımsızlığı için aylarca dil döküldü o Meclis’te. ‘Aman Anayasası tamam olsun, aman bağımsızlığını kaybetmesin, kalkınsın, kendi ayakları üstünde dursun’ diye. Durum ortada… Aksine bağımlı, aksine daha muhtaç bir KKTC var şimdi otuz küsür yıl sonra…

Sosyal medyada görmeyenler için Serkan’ın gönderisinden, Raif’in düşüncelerini buraya aldım. Yurtsever Aydınlar Birliği ve Sosyal Demokrat Parti’nin yayın organı Yön Gazetesinde yayınlanan, “Bağımsız Devlet” başlıklı yazısından…. 6 Mayıs 1983, Henüz KKTC kurulmamış, ama tartışmaları başlamış… Yazı çeşitli ara başlıklardan oluşuyor. Aşağıdaki bölüm; “Toplumumuzun Şahsiyeti” başlıklı bölümden…

“Kuzey Kıbrıs’ın işgal altında bir bölge değil, bir demokrasiye sahip Federe Devlet olduğunu göstermek bugün dış politikada her şeyden önemlidir. Dolayısıyla, gerçekte ve görüntüde bunu sağlamak için ilk şart şahsiyet sahibi bir KTFD hükümetidir. Siyasette şahsiyet ise politika ile kazanılır. KTFD hükümetinin iktidarda kalmak ve devlet olanaklarını eşe dosta dağıtmaktan başka politikası olmadığı herkesçe bilinmektedir. Bu şekilde suistimaller ülkesi haline getirilen KTFD’nin dünyada itibarından bahsetmek komik olur.

Dışarıdan bakıldığında Kuzey Kıbrıs, durumdan istifade eden birtakım adamların vurgun vurdukları bir bozuk düzen ülkesi olarak görülmektedir. Böyle bir ülkenin varlığını ve devamını sağlamak zordur. Bunu dahi yapamayan KTFD hükümeti, KTFD’nin varlığının savunulmasını yalnız askeri alanda değil, diplomatik alanda da Türkiye’ye bırakmakta ve Kıbrıs sorunu sahnesinde etkin bir yer alamamaktadır. Silik ve şeffah bir hükümet yerinde kaldıkça her alanda olduğu gibi dış politika alanında da Kıbrıs Türkü şahsiyetini yitire yitire sıfırlayacaktır”…

Aynı yazıdan bir başka bölüm… Başlığı; “Bağımsızlık, Bağımsızlık”. Babasını eleştiriyor.Tam da bugün tartışılan ilhak bağlamında…

“Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi bugüne kadar çok önyargılı bir biçimde, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanması şeklinde veya buna doğru bir adım şeklinde algılanarak eleştirilmiştir. Bunda tabii ki KTFD Başkanı Denktaş’ın ‘her alanda anavatanla bütünleşmek’ sloganıyla Makariosvari hatanın payı vardır. Makarios nasıl hem bağımsız Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olup hem de Enosis demeçlerine devam etmekle şüphe ve güvensizliğe sebep oldu idiyse, Denktaş da ‘anavatanla bütünleşmek’ sloganıyla milli duygularını dile getirmiş ancak her bağımsız devlet girişiminde maksadının gerçekten bağımsız devlet değil Türkiye’yle bütünleşmek olduğu şüphelerinin ayaklanmasına sebep olmuştur”… (Babam ilhak isterdi demiyor, “o şüphelerin ayaklanmasına sebep olmuştur diyor. Ben de aynı fikirdeydim, Sayın Denktaş başından sonuna Türkiye ile kardeş iki devlet isterdi…MM).

İşte böyle… Bugün yaşadıklarımızı 34 yıl önce tahmin etmiş Sevgili Raif. Keşke yaşasaydı. Çok şey değişirdi, inanıyorum…

 


YERİN KULAĞI VAR

KRİZ ÜRETMEYİ SEVİYORUZ:

KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Rum ve Marontilere Güney Kıbrıs’tan gönderilen malzemelerden ilaç dışında olanlardan vergi alınmak istemesi, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni bir krize neden oldu. Hükümetin bu kararına olumlu bakanlar kadar tepki koyanlar da oldu. Geçmişte onlar da bize aynısını yapmışlardı diye, şimdi bunu haklı çıkarmak ne derece doğru bilemem ama, yarın gelen baskılar ile bu karardan vazgeçersek, “tükürdüğümüzü yalamayacak mıyız?” Keşke missilleme yapmak yerine, daha akılcı bir yöntem denenseydi…

 

CUMHURBAŞKANI İLE HÜKÜMET LİMONİ:

Hükümetin KKTC’deki Rum ve Maronitlere gelen yardımlarla ilgili kararı sadece Güney ile Kuzey arasında değil, Cumhurbaşkanı ile KKTC hükümeti arasında da yeni bir krize neden oldu. Kararla ilgili olarak, “kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz” diyen Akıncı, “Sayın Dışişleri Bakanı bu tavrıylarıyla tamiri zor yaralar açmaya devem etmektedir” değerlendirmesinde bulundu. Sizin anlayacağınız, bu kriz başımıza daha çok iş açacağa benzer…

 

İNANMAK KAZANMANIN YARISIDIR:

CTP Milletvekili Hamzaoğluları, kendisinin kesin olarak Meclis’e gireceğini ancak, mevcut 35 milletvekilinin ilk seçimde giremeyeceğini iddia etti. Kendisine bu kadar güvenmesinin nedeni olarak da, 400 şoför arkadaşını gösterdi. İnsanın kendisine güvenmesi güzel bir şey, inanmak kazanmanın yarısıdır ama, başkalarına güvenme konusunda biraz daha temkinli davransaymış…

 

“TAYVAN+” MODELİ Mİ:

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, çocuğun adını “Tayvan modeli” koymuş. Siyasi olarak tanınmayan ama ticari olarak tanınan bir yapı. Çok tartışıldı. Keşke bunca yıldır becerebilseydik. Şimdi nasıl olacak birden bire anlayamadık. Bir de o modelde, savunma, dışilişkilerin başka bir ülkeye devri yok… Herhalde akıllarındaki “Tayvan+” modeli olacak…

 

SONUCUNU MERAK EDİYORUZ:

CTP’nin 58 vatandaşlık için açtığı davada, CTP’nin avukatları ve Savcılık bu kişilerin dosyalarını inceleyecekmiş. Umarım o gerekçeleri isim isim değil ama, sonuçlarıyla bir bir açıklarlar… Hele Sağlık Bakanı Sucuoğlu’nun “neden vatandaş yaptığımızı bilmiyoruz” sözünden sonra, iyiden merak ettik… Kimse de çıkıp, “Bilmediğin şeyi niye onayladın be gardaş” demedi…

 

TAVLA TESLİM:

Bu ülke çok Eğitim Bakanı gördü ama, Berova gibisini hiç görmedi. Koltuğa oturduğu ilk günden beri, olanı da bozmak için elinden geleni yaptı. Son marifeti ise,  KKTC öğrenci ve öğretmen verilerinin Ankara’ya aktarılması kararı oldu. Bu çok masum bir hareket olarak görülebilir belki ama, kendi insanınızın bilgilerini bir başka ülkeyle paylaşmanın ileride bazı sorunlar yaratabileceğini, hiç mi düşünemediniz? Eğitimde Berova dönemi, uzun süre silinemeyecek hatalar ve teslimiyetçiliğe neden olan bir dönem olarak hatırlanacak…


ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Nijeryalı gencin Kuzey Kıbrıs’ta öğrenimi sırasında kaleme aldığı anılarını okurken insanın içinin sızlamaması hiçtendir. Bu anılar, bu acılar, uzak yakın ne kadar bilinse de Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların kendi kurdukları düzenle yüzleşmelerine de bir olanak sağlıyor.

Öyle işkembeden atıldığı gibi her gelen öğrenci “KKTC elçisi “olarak gitmiyor buralardan!”…

DİPTEKİLER

Turizme Destek Adı Altında, Memura Ödenek: Turizme 3 milyonluk destek haberini gördüğümde, sektöre doğrudan katkı zannettim. Meğer içinde Bakanlık personelinin eğitimi, hizmet alımı yapılan ajansın iğneden ipliğe giderleri ve resmi giderler falan varmış. En sonuna da “hibe almaya hak kazanan proje sahiplerinin ödenmesi” konmuş. Artık düşünün siz, ne büyük bir katkıysa…

 

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı