Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özgül Çelik yazdı: Siyasal İslam’ın İktidar İmtihanı ve Entelektüel Yol Ayrımı….

özgül çelik

Türkiye’de modern muhafazakârlığın ve Siyasal İslam gelenekli düşünce dünyasının 21. yüzyıldaki en büyük kırılması, hiç şüphesiz AK Parti’nin kurucu iddialarından sapması ve buna paralel olarak partinin entelektüel omurgasını oluşturan yazar kadrosunun kitlesel kopuşudur. 2002 yılında, 28 Şubat’ın bürokratik ve askeri vesayet aparatları tarafından çeperlere itilmiş dindar kitlelerin hakkını aramak, kamusal alanda var olabilmek ve devleti demokratikleştirmek iddiasıyla yola çıkan bu kadro; evrensel hukuku, AB kriterlerini ve parlamenter uzlaşıyı kendilerine bir “can simidi” olarak seçmişti. “Milli Görüş gömleğinin çıkarılması” felsefi olarak İslamcılığın radikal/içe kapalı bagajından sıyrılıp, evrensel demokrasiyle senkronize olabilme çabasıydı.

Ancak askeri vesayetin geriletilmesinden sonra, iktidar mekanizmasının gücü tek elde toplama arzusu, kurumsal denetimi (kuvvetler ayrılığını) tasfiye etmesi ve nihayetinde 2017 referandumuyla birlikte asırlık parlamenter genetiği dışlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesi, bu entelektüeller için bir alarm zili oldu. Statükonun anti-demokratik aparatlarından şikayet ederek yola çıkan bir hareketin, bizzat devlet aparatının en katı, denetlenemeyen ve güvenlikçi formuna dönüşmesi; muhafazakâr aydınları temel bir varoluşsal sorgulamaya itti: Dindarlar denetimsiz güçle girdikleri ahlaki imtihanı kaybediyor muydu?

Bugün gelinen noktada bu yazarlar (Fehmi Koru, Ali Bulaç, Ahmet Taşgetiren, Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Ocaktan, Akif Beki ve Etyen Mahçupyan); Siyasal İslam’ın ve dindar toplum kesimlerinin çoğulcu bir ülkede ahlaken, siyaseten ve fikren hayatta kalabilmesinin tek güvencesinin tam ve katıksız bir demokrasi olduğunu savunmaktadır. Gücün mutlaklaştığı yerde liyakatin, adaletin ve en nihayetinde dinsel ahlakın çöktüğünü bizzat tecrübe eden bu kadro için demokrasi artık taktiksel bir araç değil, varoluşsal bir zorunluluktur.

 

 

 

 

 

Entelektüel İsim

İlk Dönem Destek Gerekçesi (2002-2010)

Kopuş Gerekçesi & Demokrasi Vurgusu

Temel Makale Örnekleri / Kaynak

Fehmi Koru

Ortak akıl, istişare kültürü, vesayete karşı çoğulculuk.

Siyasi genetiğe aykırı tek adam modeli, parlamentonun tasfiyesi.

Yeni Şafak (2002): “AK Parti 1 Yaşında…”

 

Fehmikoru.com (2017): “Sandıktan Çıkan Mesaj”*

Ali Bulaç

İslam’ın adalet ilkesinin kamusal alanda demokratik inşası.

Güç yozlaşması, liyakatsizlik, denetimsiz iktidarın ahlaki çöküşü.

Zaman (2002): “AK Parti ve İslamcılığın Geleceği”

 

Zaman (2014): “Güç Devşirmek ve Adalet”*

Ahmet Taşgetiren

Milli iradenin üstünlüğü, Meclis onuru, vesayetle mücadele.

Kurumsal aşınma, istişaresizlik, dindarların güçle imtihanı kaybetmesi.

Yeni Şafak (2007): “Milli İrade ve Meclis’in Onuru”

 

Karar (2019): “Haki Değerleri Kaybettik?”*

Mustafa Karaalioğlu

AB reformları, evrensel hukuk normları, sivil meşruiyet.

Kurallı meşruiyetin terk edilmesi, ekonomide ve adalette çöküş.

Yeni Şafak (2004): “AB İlerleme Raporu…”

 

Karar (2019): “Sistemin Genetiğiyle Oynamak”*

Mehmet Ocaktan

Aparat siyasetinden kopuş, parlamentonun mutlak üstünlüğü.

Partinin bizzat ceberut devlet aparatına dönüşmesi, nesillerin dinden soğuması.

Yeni Şafak (2007): “Milli Görüş’ten Muhafazakârlığa”

 

Karar (2021): “Dindarların Demokrasi Derdi Yok mu?”*

Etyen Mahçupyan

Dindarların çeperden merkeze rasyonel ve demokratik taşınması.

Rasyonelliğin kaybı, entelektüel sığlık ve dar kadroculuk.

Zaman (2010): “Vesayetin Sonu…”

 

Karar (2018): “Yeni Rejimin Geleceği…”*

Akif Beki

Radikal bagajlardan sıyrılma, merkez sağda şeffaf yönetim vaadi.

Mağdurların yeni aparatlarla muhalifleri mağdur etmesi, kutuplaşma.

Radikal (2006): “AK Parti’nin Kimlik Sözleşmesi”

 

Karar (2020): “Eski AK Parti’den Ne Kaldı?”*

 

 

Detaylı Entelektüel Portreler ve Makale Alıntıları.

 

(Yukarıdaki tabloda özetlenen tarihsel dönüşümün, yazarların kendi metinleri üzerinden kronolojik takibi aşağıda maddelenmiştir:)

1. Fehmi Koru

Kuruluş Metni (Yeni Şafak, 14 Ağustos 2002 – Paragraf 3): > “AK Parti, gerilimlerin partisi olmama kararlılığıyla yola çıktı. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, dışlayıcı bir dinsel söylem değil, evrensel demokratik normların bu ülkenin yerel değerleriyle harmanlanmasıdır. Muhafazakâr demokrat kimlik, sistemle kavga etmek yerine sistemi demokratikleştirerek genişletme vaadidir.”

Kopuş Metni (Fehmikoru.com, 17 Nisan 2017 – Paragraf 5): > “Türkiye’nin siyasi genetiği parlamenter sistem üzerine kuruludur. Meclis’i ve istişare mekanizmalarını zayıflatan, tek bir iradeye dayalı yeni sistem tasarımı, muhafazakârların yıllarca savunduğu ‘ortak akıl’ ilkesine terstir. Yüzde 51 ile geçilen bu sistem, toplumsal kutuplaşmayı artırır ve uzun vadede en büyük zararı dindarlara verir. Demokrasi ve denetim mekanizmaları lüks değil, dindarların da can simididir.”

Ek Eleştiri (Fehmikoru.com, 23 Mayıs 2016 – Paragraf 4): > “Biz AK Parti’nin kuruluş günlerinde, bu partinin bir ‘kadro hareketi’ olmasıyla övünüyorduk. Abdullah Gül, Bülent Arınç ve kurucu akıl, yanlış yapıldığında lideri frenleyen mekanizmalardı. Parlamenter sistem bu dengeyi doğal olarak koruyordu. Ancak bugün ortak akıl mekanizmaları yok edilmiş, istişare kültürü tamamen devre dışı kalmıştır.”

 

2. Ali Bulaç

Kuruluş Metni (Zaman, 20 Kasım 2002 – Paragraf 4):> “Milli Görüş’ün dar ve çatışmacı devlet algısından kopmak bir zorunluluktu. Müslümanların bu ülkede inançlarını özgürce yaşayabilmesinin yolu, devleti ele geçirip ideolojik bir aygıt yapmak değil, kamusal alanı demokratikleştirmektir. AK Parti’nin önündeki en büyük sınav, sivil toplumu ve çoğulcu demokrasiyi kurumsallaştırabilmektir.”

Kopuş Metni (Zaman, 15 Eylül 2014 – Paragraf 3): > “İslamcılar olarak bizler, geçmişte Batı tipi demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını küçümseme hatasına düştük. Ancak bugün görüyoruz ki, denetlenmeyen bir iktidar mekanizması en dindar kadroları bile yozlaştırabiliyor. Meclis’in tasfiye edildiği, yargının bağımsızlığını kaybettiği bir vasatta ne İslam kalır ne de ahlak. Siyasal İslam’ın, kendi varlığı ve toplumun selameti için evrensel hukuka… ekmek kadar, su kadar ihtiyacı vardır.”

3. Ahmet Taşgetiren

Kuruluş Metni (Yeni Şafak, 10 Mayıs 2007 – Paragraf 2): > “Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Sayın Abdullah Gül’ün önüne çıkarılan engeller, eski statükonun son çırpınışlarıdır. AK Parti’nin arkasındaki güç, sadece dindar kitleler değil, parlamentonun ve sandığın üstünlüğüne inanan demokratik kamusal vicdandır. Biz bu ülkenin genlerindeki meclis iradesini savunduğumuz sürece kazanacağız.”

Kopuş Metni (Karar, 21 Nisan 2019 – Paragraf 5): >”Yola çıkarken ‘ortak akıl’ diyorduk, ‘istişare’ diyorduk. Bugün ise tek bir merkezin aldığı kararları alkışlayan bir yapıya dönüştük. Parlamenter sistemin yüz yıllık birikimini bir gecede terk etmenin faturası ağır oldu. Dindarlar güç sahibi oldu ama adalet, liyakat ve şeffaflık gibi asıl kimliğimizi oluşturan değerleri kaybettik. Devlet aparatını ele geçirmek bizi dindar kılmadı, aksine gücün esiri yaptı.”

4. Mustafa Karaalioğlu

Kuruluş Metni (Yeni Şafak, 25 Ekim 2004 – Paragraf 4): > “Dindar kadroların eliyle yürütülen AB reformları, Türkiye’den yıllardır hüküm süren ceberut devlet anlayışını yıkıyor. Siyasal İslam’ın ya da muhafazakârlığın var olabileceği yegane meşru zemin evrensel hukuk standartlarıdır. Demokrasi geliştikçe, inanç özgürlüğü de güvenceye kavuşmaktadır.”

Kopuş Metni (Karar, 12 Kasım 2019 – Paragraf 2): > “Geriye dönüp baktığımızda, AK Parti’yi var eden şeyin kurallı meşruiyet ve kuvvetler ayrılığı olduğunu unutmuş bir yönetim görüyoruz. Parlamenter sistemin asırlık tecrübesini bir kenara itip ‘hızlı karar alma’ uğruna denetimsiz bir model inşa edildi. Neticede ne ekonomi ne de adalet dikiş tutuyor. Siyasal İslam iddiasındaki kadrolar, güçle imtihanı kaybetmiş ve demokrasiye olan hayati ihtiyacı göz ardı etmiştir.”

 

5. Mehmet Ocaktan

Kuruluş Metni (Yeni Şafak, 3 Kasım 2007 – Paragraf 3): > “AK Parti’nin en büyük başarısı, eski rejim aparatlarının ürettiği ‘laiklik elden gidiyor’ korkusunu, hukukun üstünlüğüne bağlı kalarak boşa çıkarmasıdır. Biz aparat siyasetinden koparken, parlamentonun üstünlüğüne inandık. Siyasal İslam, totaliter bir rejim vaat etmediği sürece bu ülkede kalıcı olabilir, bunun yolu da katıksız bir democraciesidir.”

Kopuş Metni (Karar, 24 Bayes 2021 – Paragraf 4): > “Sayın Abdullah Gül’ün her fırsatta dile getirdiği ‘parlamenter sisteme ve kurumsal liyakata dönüş’ çağrıları, aslında bizim kurucu ruhumuzun çığlığıdır. Maalesef bugün AK Parti, o koptuğumuz devlet aparatlarının kendisi haline geldi. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret gören bu yeni anlayış, dindar nesilleri adaletten ve dinden soğutuyor.”

6. Etyen Mahçupyan

Kuruluş Metni (Zaman, 12 Eylül 2010 – Paragraf 3): > “AK Parti, Türkiye’deki dindar ve muhafazakâr kitleleri sistem the çeperinden merkezine taşıyor. Bu taşınma eylemi askeri ve bürokratik aparatın tasfiyesiyle mümkün oluyor. Muhafazakârlar rasyonel bir yönetim, AB standartlarında bir hukuk düzeni vadettikleri için ülkenin geri kalan seküler kesimleriyle de asgari müşterekte buluşabiliyorlar.”

Kopuş Metni (Karar, 8 Temmuz 2018 – Paragraf 4): >”Bugün kurulan yeni yönetim modeli, rasyonel bir devlet aklından ziyade, dar bir kadronun iktidarını koruma içgüdüsüne dayanıyor. AK Parti, kendisini var eden kurumsal meşruiyet zeminini (yani parlamenter denetimi ve hukuku) bir ayak bağı olarak görerek tasfiye etti. Siyasal İslam, güç kazanınca koptuğu ceberut devlet aparatının yeni sahibi olmayı tercih etti.”

 

7. Akif Beki

Kuruluş Metni (Radikal, 15 Ağustos 2006 – Paragraf 2): > “AK Parti, kendisini Milli Görüş’ün radikal ve dışlayıcı bagajlarından sıyırarak merkeze konumlandırdı. Başarısının sırrı, ideolojik gerilimlerden uzak durup, ülkenin yönetim mekanizmalarını şeffaf ve demokratik bir çizgiye çekme vaadidir.”

Kopuş Metni (Karar, 4 Kasım 2020 – Paragraf 6): > “Geçmişte vesayetin aparatları tarafından mağdur edilen dindarlar, bugün yeni sistemin aparatlarıyla kendi muhaliflerini mağdur ediyor. Sayın Abdullah Gül’ün de sıklıkla işaret ettiği parlamenter denetim, liyakatli bürokrasi ve özgür medya ortamı olmadan, bu ülkenin dindarları da huzur bulamaz.”

 

Geniş Açıdan Kopuşun Nedenleri, “Havuz” Stratejisi ve Parlamenter Sistem Arayışı

Bu entelektüel kadronun kopuşunu sadece basit bir “hükümet muhalefeti” veya kişisel kırgınlık olarak okumak resmi eksik bırakır. Meseleye daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu kadronun ne yapmaya çalıştığı, kendilerini nerede konumlandırdığı ve Türkiye’nin siyasi geleceğine nasıl bir etkide bulunmak istediği şu dinamiklerle açıklanabilir:

A. Kendilerini Nerede Konumlandırıyorlar ve Ne Yapmaya Çalışıyorlar?

“Kurucu Hafıza” ve “Vicdan Hizası”: Bu yazarlar kendilerini partinin uzağında görseler de aslında kendilerini “gerçek ve meşru AK Parti felsefesinin”koruyucusu olarak konumlandırıyorlar. Yapmaya çalıştıkları şey, dindar kitlelerin hafızasını tazelemek ve onlara “Biz bu adaletsizlikleri, bu liyakatsizlikleri yapmak için yola çıkmamıştık” mesajını vermektir.

 

Siyasal İslam’ın Rehabilitasyonu: Güçle imtihanı kaybeden muhafazakâr düşüncenin yaşadığı ahlaki aşınmayı (yolsuzluk iddiaları, kurumsal çöküş, adalete güvenin bitmesi) entelektüel düzeyde rehabilite etmeye çalışıyorlar. Topluma, İslam’ın ve dindarlığın bu devlet pratiğinden ibaret olmadığını, demokratik bir düzende dindarların çok daha temiz ve adil kalabileceğini kanıtlamayı amaçlıyorlar.

 

B. Abdullah Gül’ün “Kartları Havuza Atması” ve Akil Akıl Rolü

Siyasi Aktörlükten “Hakemliğe”: 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, aktif siyaset sahnesine doğrudan bir parti lideri olarak girmek yerine, entelektüel ve siyasi bir “çekim merkezi / rezerv güç” olarak kalmayı tercih etti. Gül’ün kartlarını havuza atması, yani ismini doğrudan polemiklerin içine sokmadan arka planda tutması, bu entelektüel kadro için stratejik bir şemsiye oluşturmaktadır.

İstişare ve Köprü Fonksiyonu: Gül, bu yazar kadrosuyla düzenli dirsek temasını koruyarak, aslında devletin bürokratik hafızasını ve kurucu aklı diri tutmaktadır. Kendisini doğrudan bir muhalefet lideri gibi değil, sistem tıkandığında uzlaştırıcı bir “devlet aklı” ve “hakem” pozisyonunda bekletmektedir

 

C. Parlamenter Sisteme Dönüş Arayışları ve AK Parti Kadrolarıyla Temaslar.

Bu ekibin (ve dolaylı olarak Abdullah Gül çizgisinin) Türkiye’deki kurumsal dönüşüm üzerindeki en büyük etkisi, “arka kapı diplomasisi” ve AK Parti’nin mutsuz/sessiz kadrolarıyla yürüttükleri fikri temaslardır:

Görünmez Kırılma Alanı: Karar gazetesi ve sivil entelektüel zeminler üzerinden yürütülen parlamenter sistem vurgusu, mevcut AK Parti bürokrasisi, milletvekilleri ve eski bakanlar arasında ciddi bir yankı bulmaktadır. Yazarlar, sistemin ürettiki krizleri (ekonomik darboğaz, adalet krizi) doğrudan başkanlık modeline bağlayarak, AK Parti içindeki rasyonel isimlere entelektüel bir kaçış rampası sunmaktadır.

Geçiş Süreci Mühendisliği: Bu kadronun asıl büyük hedefi; Türkiye bir gün kaçınılmaz olarak yeniden parlamenter sisteme (veya güçlendirilmiş, revize edilmişmeclis modeline) döneceğinde, bu dönüşün muhafazakâr kitleler için bir “tasfiye veya intikam” sürecine dönüşmesini engellemektir. AK Parti kadrolarıyla kurulan bu fikri köprüler, geçiş sürecinde dindarların sistem dışına itilmeyeceği, aksine parlamenter sistemin dindarları da koruyan bir güvence olacağı garantisini her iki tarafa da anlatmayı amaçlamaktadır.

 

 

 

Sorumluluk Alma İsteğinde Niyet Paradoks’u

 

Bu genişletilmiş listedeki tüm yazarların entelektüel serüveni incelendiğinde netleşen bu entelektüel kopuş hareketi, geçmişin muhasebesini tutarak geleceğin demokratik Türkiyesi’nde muhafazakâr rasyonelliği yeniden inşa etmeye çalışan, parlamentoyu ülgenin yegane genetik şifresi olarak gören ve Abdullah Gül’ün kurumsal ağırlığını bu dönüşümde bir denge unsuru olarak kullanmak isteyen stratejik bir akıldır.şudur:

 

2002 yılında AKP’ye açılan kredi, İslami bir devlet kurma kredisi değil, Türkiye’yi demokratikleştirerek dindarlara meşru bir alan açma kredisiydi. Yazarlar, zaman içerisinde iktidarın gücü tek elde topladığını, kurucu ilkelerden saptığını ve Abdullah Gül çizgisi gibi dengeli, rasyonel ve parlamenter sisteme sadık kadroları tasfiye ettiğini gördüklerinde “muhalif” konuma geçmişlerdir. Bugün bu kadronun yazdığı tüm makalelerin ana fikri; siyasal İslam’ın denetimsiz güçle imtihanını kaybettiği ve dindarların toplumsal varlığının ve ahlaki meşruiyetinin yegane teminatının “birlikte yaşama kültürü” yani katıksız bir demokrasi ve güçlü bir parlamento olduğudur.