KKTC’nin kaderinde, “çözülmedikleri” için geçen yıllarla birlikte daha çok artarak çoğalan “sorunların” dizi dizi dizilerek ve yeni yeni sorunlarla beslenerek büyümesi, alnına kazınmış yazgısıdır! İspatı mı? Çok eski sayılmaz ama hadi 2018 yılının Ekim ayının böylesi günlerine gidelim ve medyaya yansıyan bazı haberlere bakalım:
MESELA tirajı büyük bir gazetemize göre “vergiden kaytaran bir çok zenginimiz varmış!..” (Eee! Hâlâ hem de Pandemi mandemi, dünyanın halleri, pahalılık falan derken zaten zaten artık vergi verenin de kalmadığı bir gerçeği yaşamıyor muyuz?)
MESELA bir başka haber. Bakın ayni yıl ayni gün Turizm Direktörü Ali Polatkan ne dediydi: “Ülkede çakma ve uydurma bir turizm vardır… Turizm Gasinoların peşine takılmış sürükleniyor!.. Turizm iyi olsaydı dövizin yükseldiği bu dönemde biz mutlu alacaktık..”
(HALÂ öyle değil mi? Üstelik artık Güney’den alış verişler artarken çarşı pazarlarda avrolar uçuşurken hangi feryadı kopartıyoruz biz? “Yandık anam pahalılıktan!” Üstelik uçak biletlerine de zam üzerine zam bastırıyor, akaryakıtın fiyatını gökyüzüne çıkarıyoruz ki “pahaya pahaya ulansın!)
VE Polatkan ekliyor: “Turizmde yılda 700 milyon dolar gelirimiz var ama bu rakam sanaldır! Çünkü KKTC de turizmden elde edilen bu gelirleri Kıbrıs Türk halkı görmüyor, yararlanamıyor! Çünkü KKTC’de kalmıyorlar!…(Hâlâ öyle değil mi?) ***
DEVAM EDEYİM: 25 Ekim 2018 Bu kez de üreticiler “kuraklıktan” şikâyet ederlerken (ki doğdum doğalı üreticiler şikâyet etmekte gelip giden hükümetler de kös dinlemektedirler!) Bakın gazetelere haberleri nasıl yansıyor?
“AFRİKA sineği, kuraklık, Afrika’dan gelen toz bulutları.. Gibi sorunlar nedeniyle üreticiler çok kötü günler geçiriyorlar! Zeytin de dibe vurdu mahsul az!”
DEDİK ya hayat tekerrürden ibarettir! Ama sadece KKTC’de! Hasat zamanı geldi, bakın üreticilerden yine benzer feryatlar işitilecek!..
VE AYNİ sıralarda araya sıkışan bir haber: UBP Kurultayında 12 bin üye oy kullanacak! (Başka ne işimiz var! Ardından bir koalisyon hükümeti yıkılacak bir yenisi kurulana kadar haftalar geçecek, yeniden kurultaylar yapılacak kavgalar kopacak…) Fakat sorunlar hiç azalmadan çözülmeden çoğala yoğala birikmeye devam edecek!.. Devam ediyorum:
…MESELA gene 2018 Ekim ayında “adaya çalışmaya gelen “3. Ülke insanlarının haklarını bilmedikleri için dolayısı ile sömürüldüklerinden,” “Trafikte yeni yapılanmalara gerek olduğundan,” “Mağusa, Boğaziçi, İskele emirnamelerinin kıyameti kopardığından,” Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik’in “bizim için kâbustur” dediği seçim yasasının değiştirilmesi konusunda meclisi uyarmasından…” Ve ötesi yığınla sorunlardan bir teki bile çözülmeden ta 2018’den kalma eskimişliklerine karşın hâlâ kendilerini yineleyerek uzatmaları oynayan “yeni sorunlarımız devam etmiyorlar mı? ***
YANİ? Hani masallarda “az gittim uz gittim dere tepe düz gittim bir de geriye dönüp baktım ki meğer bir arpa boyu yol gitmişim” tekerlemesi var ya? İŞTE tıpkısı ile biz de ileriye gittiğimizi sanırken, aslında üzerimizden sadece zamanlar geçmiyor mu? Geçip giderlerken de arkalarında çözülmemiş sorunlar, yarım kalmış projeler bırakmıyorlar mı? Yaraları daha çok kanayan bir toplum bıraktıklarınca! YANİ biz olduğumuz yerde çakılıp kalmışız ki işlerimiz ya hey! Nitekim: ***
YAKIT yine bitiyormuş! Ansızın karanlıklarda kalabiliriz deniyor. Düşünebilir misiniz? Bırakın 2018 gibi yakın zamanları.. Başından beridir üzerine artık romanlar yazılabilecek kadar büyük bir toplumsal bir “trajedi midir yoksa düzenbazlıkla karışık alavereli dalavereli işler midir bilinmez ama artık bir kanayan yara haline gelen KIB-TEK’in akaryakıt sorununu bile halledemedik! Ki rahmetlik pederim de bazı sakarlıklarımla ihmalkârlıklarımı gördüğünde canı sıkılır, “sen derdi bir kalbur samanı iki eşeğe pay edemen!”
***
TABİ kendini meydanlara atan, seçmenlerinden oy isteyen, sandıktan hükümeti kuracak yetki ve sorumlulukla çıkan sayın vekillerimizi Bakanlarımızı Başbakanlarımızı zan ve zem altında tutmuyorum buna haddim olduğunu sanmıyorum! Ancak bilerek ve isteyerek.. Siyasi iradelerini kullanarak.. Üstelik toplumsal sorunları herkesten daha iyi bilmeleri gerekir ve bilerek kendilerini seçmenlerinin önüne atarken “beni seçerseniz pişman olmayacaksınız” diyerek oy isterlerse işte bu son aşama iplerin de koptuğu andır!
NE DİYORDUK: Meydana düşen kurtulmaz sengi hezimetten.. İsteyerek ve bilerek memleketin yönetimne talip olunmuşsa halkın beklentilerine cevap vermek boyunlarına borçtur!
AMMA! Umurlarında bile değil. Şöyle ki “istifa etmesini bile bilmezler, becermezler!” ***
KISACA TAKILDIKLARIM: Bartın’daki maden ocağında grizu patlamasından kaynaklandı denilen büyük faciaya çok üzüldük.. Yerin metrelerce altında, her an bir ölümcül felâketle karşılaşmaları olasılığı hep varken; madencilerin kendi mezarları olabilecek tünellerde çalışırlarken topluca göçükler altında kalarak ölmelerinden daha büyük bir facia olabilir mi? Düşünmesi bile insan yüreğini yakar kavurur!
Ölenlere Allah’tan rahmet dilerim.. ***
BUNDAN DÖRT BEŞ YIL ÖNCEYDİ: İlk gelişleriydi. Mağusa’nın yollarını mahallelerini yine kazdılardı. Hendekler açtılar, koca koca borular döşedilerdi! Aylarca evlerimizde mahsur kaldıktı! Bırakın yollarda araba klullanmayı evlerimize girecek çıkacak yol bile kalmadıydı çünkü olanları köstebek yuvaları gibi kazdılardı. Arabalarımızı tarlalara, kazıları başlamamış uzaklardaki mahallerde yolların kaldırımların kenarlarına park ediyor, evlerimize kazı yerlerindeki hendekleri çukurları atlaya zıplaya ulaşabiyorduk.
TÜM bu ezgi ve cefalara da “Kanalizasyon şebekesi oluşturulması” nedeniyle katlandıktı! Sonuçta bitirdiler evlerin atık sularını şebekeye bağladılar.. ***
DERKEN GEÇTİĞİMİZ AY gene geldiler!” Makineleri kamyonları işçileriyle! Ve bir sabah beş yıl önce kazıp boruları döşedikleri yerleri yine kazamaya başladılar!“HAYIRDIR” dedik! Meğer beş yıl önce döşedikleri borulardan kod farkından dolayı atık sular düzgün akmıyor, etraf kokulara boğuluyor, son ulaşım yeri olan Mağusa’daki göl leş gibi kokular savuruyordu.. Zaten Doğru dürüst arıtma tesisi de yapılmadıydı..
VE BİR AYOLUYOR. Mağusa’nın bazı yerlerinde, mahallelerde kazılar, hafriyat yine başladı devam ediyor. Yine evlerimize girip çıkamıyor yine arabalarımızı uzaklarda rest gele uygun yerlere park ediyoruz. DİKKATİNİZİ ÇEKERİM: Şu anda mesela Mağusa Sosyal Konutlarının bulunduğu mahallede kalbiniz teklese ambulans giremez! Tüp gazınız bitse taşıyamazsınız! Sucu” da gelemez! DOLAYISIYLA diyoruz ki mahalle mahalle kazıp açılan sonra kapatılıp asvaltlanmaya bırakılan yollardaki toprak kanallara asvalt dökülse! Ki dökseler hem yürümek hem evlerimize girip çıkmak hem de arabalarımızı kapı önlerine garajlara getirmek fırsatı bulacağız! Yapmıyorlar!
***
VE İNANIR MISINIZ? Bugüne kadar çok yavaş ilerleyen hafriyat nedeniyle tozun toprağın içinde kalan bu mahallelere tek bir yetkili uğramadı. Ne muhtarı ne Belediye Başkanı! Ne vekili ne Bakanı! En azından mahallerinde savaş varmış gibi evlerinde mahsur kalan insanlara “nasılsınız” demek, kazıyı yapan ilgili firmanın yaptıklarını görmek, gerekirse işleri süratlendirmek için de olsa ilgilenmek falan… Hak getire!
Aşağıda hafriyatı yapan firmanın işçileriyle makineleri, yukarıda Allah, bir de çile çeken yüzlerce insan!
YAHU çok Sayın Yöneticilerimiz? Gerçekten ama siz ne iş yaparsınız? Hangi sorunlarla ilgilenir, hangi sorunları çözersiniz! İnsanlar gidecekleri yerlere yada uzaklara park ettikleri arabalarına varmak için mahallerinde açılan Kanalizasyon hendeklerinde develer gibi hoplaya zıplaya yürümek zorunda bırakılırken sorunlarını kime anlatıp kime söylesinler ki? Meydanda yoksunuz! Hiçbir zaman da olmadınız seçim arifelerinden gayrı!
































