Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

YILLAR GELİP GEÇİYOR BİZ YERİMİZDE SAYIYORUZ!

Başından beridir toparlanamadık! Bu nedenle olmalı yıllar yılıdır  “devlet olduk ama olamadık” diyoruz. Ve yakınıyoruz:

Siyasi partiler başta en büyüğü olması gereken UBP bir türlü durmuş oturmuş kadrolarını oluşturamadılar! Şuradan buradan felikledikleri “politika meraklısı” kişileri partilerine sokuşturup sayısal gösteri ve “katılım” reklamı yaptılar ama bırakın iki yıl iktidarda kalabilme başarısı göstermelerini; koalisyonsuz hükümet bile kuramadılar! Hem de öyle iki partiyle falan değil! Bazen dördü bir araya gelerek anca!

DOĞRUSU bu sürecin    ne demokrasiyle ilgisi vardır ne de rejimle! Doğrudan ve harbi ifadeyle söylemek gerekirse  siyasi partilerimiz mevcut kadrolarıyla  “devlet yönetecek kabiliyet cibiliyette değillerdir.

NİTEKİM Adam öğretmendir aday olur meclise girer daha politika nedir ne değildir anlamadan  kendini bakan koltuğunda bulur.                              Adam avukattır, doktordur  aday olur seçilir daha mecliteki sandalyesini bile ıstımadan bakanlık koltuğuna oturur, “ne oldum” derken  durum vaziyetine kendi de şaşar!

Adam memurdur filan partinin  boş kalmış bir yerine sokuşturulup seçimlere itilir seçilir, söz konusu “Bakanlık” mertebesi oldu mu “olmazsam partiden ayrılırım” der Bakan olur!..

Kaldı ki sadece “Bakanlık  mertebeleri” de değil.. “Milletvekillikleri” de benzer hikâyeler, pazarlıklar  ve fantastik maceralarla doludur!..

***

HAYIR KÜÇÜMSEMİYORUZ! Ve estağfurullah diyoruz! Elbette insanlar meslek sahibi olacaklar. Politikacı dediğimiz elbette gökten zemibille inmez, sipariş üzerine imal edilmez!                                 FAKAT  önce toplum katlarında pişer. Parti bünyelerinde kademe kademe ilerler kendini kanıtlar..                                                                Liderlik dönemlerimizde,  şimdilerde çoğu Allah’ın rahmetine kavuşmuş ağabeylerimiz tutun ki öncelikle toplumla özdeşleşmiş insanlardı.. Her biri bir sosyal kurumun, bir örgütün önde giden lideriydi. Eğer “politikacı” olmayı kafasına koymuşsa yıllarca toplum katlarında türlü çeşitli hizmetleriyle pişerdi.

Kısaca toplumun karşısına sürpriz politikacılar olarak değil, “beklenenler” olarak çıkarlardı..

***

BUNLARI NEDEN YAZMAK GEREĞİNİ DUYDUM? Geçtiğimüz gün Başbakan Saner “az zamanda çok iş yaptık daha da yapacağız” falan demeye getirdiği bir beyanda  bulunduydu..

Keşke dediği olsaydı. Keşke  “koronavirüs” gibi büyük bir bela toplumun varlığını tehdit ederken en büyük “işin” bu konuda alınan  tedbirlerle,   vakaların  en aza indirilmesinin   bile hükümet hanesine başarı olarak kazınması yeterli olabilseydi…

OLMUYOR ama! Bakın daha dün medya haberlerinde  iftiharlık bir başarı olarak salınıyordu, iöyle: “Devlet Koronavirüsten dolayı faaliyetlerine ara veren işyerleri çalışanlarına destek ödemeleri olarak  17 bin 67 kişiye bin 500 TL, 21 bin 661 kişiye de bin TL ödeme yaptığının” haberi..

Ayni sıralarda şunu da yaptı ama: “Devlete  veya emlak malzeme dairesine ait bazı işyerlerinin binalarının kiralarına da zam yaptı! Yani bir yandan verdiğini öbür yandan yaptığı zamla aldı, parasal desteğin anlamı kalmadı!

Yine ayni sıralarda bir başka haber daha yayıldı:  “EL-Sen’in yaptığı açıklamaya göre elektrik üretiminde kullanılan akar yakıt 15 nisanda yani ben bu yazıyı yazarken biteceği uyarısını yaptı.. “Ülke karanlığa gömülebilir” deniyor…

YANİ ne? Bir yanda para dağıtan bir sosyal devlet öte yandan elektrikte kullanılan yakıtı zamanında tedarik edebilecek ihaleye çıkamayan veya çıkmayan ayni devlet!

Kaldı ki “Kıb-Tek deyip” geçmeyin! En az Kıbrıs siyasi sorunu kadar çözümsüz ve en az siyasi sorun kadar müüzmin bir dert! Yıllar gelip geçiyor ama Kıb-Tek’in derdi davası bitmiyor gitmiyor!

***

TALİPSEN SORUMLUSUN! Kimse kimseye “gel memleketin yönetimini yüklen” dememiş ve kimse kimseyi “politakaya” zorla çeke ite sokmamışsa ortada bir “gönüllülük” ve “talep” vardır demektir.. Şöyle ki “ben memleketi yönetmeye talibim” irade ve isteğinde!

Dolayısıyla halkın oylarıyla seçilip milletvekili olmanın “dokunulmazlığı” da yanına alarak olağan bir karizması olmasına karşın, ötesi bir fantaziyası olamaz! Aranan ve gözlenen toplum kalkınması ve ilerlemesidir..

UZUN yıllardır “seçilmişler” işte bu ödevlerini yerine getiremeyorlar! En çok konuştuğumuz “ekonomik kalkınma” olmasına karşın  hâlâ dallarındaki meyvaları, topraktaki sebzeleri, seralarda üretilenleri yeterince değerlendiremiyoruz..

Üstüne üstlük kooperatıfçilikten yoksunluk nedeniyle tüm zirai ürünlerimizi aracılara tefecilere kaptırıyoruz!

Hayvan besicilerini koruma zorunluğunda et  en pahalı gıdalardan biri olurken, en azından hayvancıya da zarar vermeden donmuş et ithaliyle denge oluşturmaktan bile korkuyoruz! Daha doğrusu gelip giden yönetimler  hayvancıların başkaldırısından, traktörleri, dozerleri, kamyonlarıyla Başbakanın Bakanlıkların  kapılarına dayanmasınlar korkuyorlar! Seçimlerde oylarının zarar göreceğinden    cekiniyorlar!                                                                  ***

BU İŞİN MEKTEBİ YOKTUR: “Siyasal Bilgiler Fakülteleri” gibilerinden okullar olsa da henüz   seçimlerden eçimlere koşacak insanlara “politikacı” yada nasıl “vekil yönetici” olunur dersleri  veren ne bir okul vardır ne de ilgili kurum.

Hatta hiç seçime gitmeden konularının ehli ve uzmanı olan insanların  bile seçime katılmadan hükümet kademelerinde yönetici olabilmelerinin  önünü açacak bir kurs yada özel öğretiler de yoktur..

Dolayısıyla “seçilmişlerin” ille de çok özel insanlar olması beklenemez..                                      NİTEKİM vakti  zamanında Sibel Siber çoğu dıştan atamalı üyeleriyle “geçici bir hükümetin” başına Başbakan olarak getirildiğinde, kısa sürede gösterdiği performansa şaşıp kaldıktı..  “Benim” diyen kelli felli hükümetlerin bile başaramadığı “toparlanmayı” kısa  sürede başararak toplumda sadece iç barışı değil “planlı programlı” çalışılırsa nasıl güven ortamı yaratılacağının ispatını da çaktıydı..

Ötesi zaten yoktur. Toplumun istediğı güvendir. Güvenmek istikrardır. İstikrar ise huzur.

ÇOK uzun yıllardır işte bu “huzuru” arıyoruz. Yani ne? Bir sabah kalktığımızda, “aman Allahım akaryakıt bitti elektriksiz kalabilirmişiz” lafının lök gibi alnı şakkımızda  patlamasını değil!

İşimize patlak çatlak yollarda gidip gelmeyi değil!                                                                               Yada trafikte ecel terleri dökmeyi, çarşı pazarın pahalılığı karşısında of puf çekmeyi, işe aşa ulaşmak için kan tere batmayı, evladı ayanın idamei derdinden dertlenmeyi değil…                                      İşe aşa hasret olmayı hiç değil…

FAKT oluyoruz! Yanlışlıkları düzeltemiyoruz.         Ki şimdilerde CTP erken seçim düğmesine bastı! Artık bundan sonra eerken seçimi, erken seçim gerçekleştikten sonra da yeni hükümeti konuşacağız! Ve ol alem bu minval devam edecek. Tek doğru düzgün işimiz de galiba sadece bu olmakta! Her yıl bir erken seçim yapma becerimiz!

Çok zman kaybediyoruz çokkk!