Her baktığımda bu şehre bir başka şehirdir sanki.
Bir bakarsın ay’a benzer, bir bakarsın güneşe.
Yağmur yağdığında başkadır, güneş açtığında başka, bulutlar parçalandığında bambaşkadır, her baktığımda bu şehir.
Mevsim dönüp kış olduğunda soğuk bir düş düşer surlara, surlarına her baktığımda sanki bambaşka.
Zaman olur sokakları çocuklar kadar neşelidir, zaman olur yas tutan insanlar gibi kederli.
Bir tepeden bakıldığında başkadır, bir sokaktan bakıldığında başka.
Bazan 45’lik bir plağa benzer, bazan bir çalar saate, ve sanki gün olur düşlerde bir ahşap radyodan ibaret.
Her mevsimde başkadır.
Bulutların paramparça olduğu havalarda parçalanmış gölgelere gire çıka yürürsünüz, ve böyle vakitlerde bu şehir bambaşkadır işte.
Sabah başkadır, öğleyin başka ve güneş ufka çekilirken ve geceleri bambaşka.
Bazan bir çocuğun sesine benzer,
Kimi zaman bir türküye,
Bu şehre neresinden bakarsan bak her seferinde…
…
Sanki bir kalem gibidir, böyle hissedilir zaman zaman; yazılmak ister gibi.
Bazan da bir şarkı gibidir söylenmek ister gibi, her hecesi her cümlesi bambaşka.
Neresinden, ne tarafından, hangi açıdan bakarsan bak bir başka şeye benzer.
Bir gramafona,
Bir dikiş makinesine,
Toprak bir su küpüne,
Ya da ne bileyim bir tel dolabına benzer; nasıl hissederseniz öyle ama her defasında bir başka şeye benzer.
Kimi vakit kumral saçlı bir sevgiliye, kimi vakit kömür gözlü bir dilbere, hatta bazan bir kaldırım yosmasına benzediği de olur…
…
Yazları yasemine, kışları nergise benzer; her mevsimde başkadır…
…
Fakat öyle zamanlar olur ki bir silahın namlusuna benzediği de olur.
Hatta kimi zaman İsa’nın gerildiği çarmıha, kimi zaman bir ay-yıldıza benzediği olmuştur…
Ve bazan ezan sesine benzer, bazan çan…
…
Sanki bir çift gözün üstünde hilal şeklinde kaştır,
Bazan dudaklara sürülmüş kızıl renginde bir ruj,
Ama bütün bunlar bir yana bazan bir pankart gibidir bir kortejin en önünde
tutulan…
…
Bu şehre neresinden baksan, hangi gün, hangi vakit, hangi mevsim, bambaşkadır, deli eder insanı…
































