Ersin Tatar yine Türkiye’de bir televizyon kanalında kendi vatandaşlarını şikayet etmiş.
Buna şikayet demek az gelir, govlamış resmen. Federasyon yanlısı bazı muhaliflerin “başka niyetler” taşıdığını, federasyonla hedeflenenin Kıbrıs Türkü’nün Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olması olduğunu söylemiş.
Yani her kim ki federasyon ister, onlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olmak isterler…
Adada yaşayabilir bir çözümün federasyon olduğuna inananların hepsi, Rum’a yama olmak ister…
Kendi bir şekilde seçilmiş, artık onun tuttuğu yol “hakkın” yoluymuş, herkes de onun iradesine uyarmış…
Hem bunları söyleyip halkını ikiye bölüyor hem de birlik beraberlikten söz ediyor.
Anayasa’nın Egemenlikle ilgili 3. Maddesinin, 4. Fıkrası “Hiçbir organ, makam veya merci, kaynağını bu Anayasa’dan almayan bir yetki kullanamaz” diyor. O Anayasa da federasyon öngörüyor. Bu bir…
İkincisi, Cumhurbaşkanı’nın yemininde “her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa ve yasalara bağlılıktan ayrılmayacağıma” diye bir ifade var. O insan hakları içinde düşünce özgürlüğü de var. Yine Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın görev ve sorumluluklarından biri şöyle; “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Devletin ve toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder”…
Bu mudur birlik bütünlüğü temsil etmek? Kendine oy verenler bir yana, diğerleri düşman…
İşine gelmediği için anlamazlıktan geliyor ya yine yazalım; 2018 seçim sonuçlarına bak, solun toplam oyuna bak, Mustafa Akıncı nasıl olmuş da yüzde 48 oy almış ona bak, ondan sonra iradeden söz et.
Bu ülkede kimsenin kimseye yama olmaya niyeti yoktur. Kimsenin KKTC karşıtlığı yoktur. Hele “muhalefet” diyor ya, bu daha ayıp. O insanlar KKTC’nin milletvekilleri, siyasileri…
Herkes aklından memnun, kimse geri zekalı değil.
Sen öyle bir kılığa girmeyi kabul ettin diye herkes de peşinden gelecek değil.
Kendi halkına kötülük yapmaktan vaz geç. İnsanları birbirine düşman etme…
Koltuk uğruna yapılacak şey değil bu…
YAPARKEN YIKMAK DENİR BUNA…
İki gün üst üste yazdım, aşı olmayı reddedene hayatı zorlaştıracaksın. Kamunun sağlığını korumak öncelikli görevinse, bunu yapacaksın.
Dün nihayet Güney Kıbrıs’ta başlayan uygulamaya karar verdiler, aşısızlar test paralarını ceplerinden ödeyecek. Yetmez… Aşı ya da test sorulmadan gidilen toplu mekanlar var. Bunların başında da marketler geliyor. Rum tarafı, markete girerken de aşı soruyor, test sonucu soruyor. Devlet dairelerinde bu şartı getirebiliyorsun madem ki, koy bakalım marketlerin ya da diğer tüm ticari işletmelerin kapısına bu denetimi, yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı? Denetim budur. Hem de hiç zor değil. Her işletme kapıya birini koyacak, kontrol yapacak. Sen de random denetimler yapacak, kendini, otoriteni, orada olduğunu göstereceksin…
Bunu yaparken, diğer yandan, aşılıları PCR testlerinden muaf tutuyorlar.
Neden? Aşılılar hem bulaşıyor, hem bulaştırıyor. Aşı hastalığın yayılmasını önlemiyor ki. Testler yoğunlaştı, içinden çıkamaz hale geldiler diye, işin kolayına kaçtılar. Yayılmayı önleyen temel etkeni ortadan kaldırıyorlar. Bilimsel yanı yok.
2020’nin başından beri hep “yanlış kararlardan” bahsediyoruz ya, işte yeni ve en tehlikelisi bu bence.
Bir taraftan yaparken, diğer taraftan yıkmak böyle bir şey olsa gerek…
YERİN KULAĞI VAR
KKTC’NİN ADI NE ZAMAN DEĞİŞTİ:
KKTC’nin adı değişmiş ama bizim haberimiz yok. 20 Temmuz sonrası özellikle de Türkiyeli siyasiler burası için “KKTC” yerine “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adını kullanmakya özen gösteriyor. Son olarak da Bahçeli KKTC ismini kullanmadı. Devletin ismini değiştirmek bu kadar kolay mı? Hani bir Meclis kararı, referandum olur, anlarım. Sanki adını değiştirince farklı olacak… Kendi kendilerini kandırmaya devam etsinler…
İNSAN BİRAZ UTANIR:
Türkiye alev alev yanıyor ama, şükran çekerken on harmanlık yer isteyen biri, böylesi bir ortamda İstanbul’da düzenlenen kokteyle eşiyle birlikte katılabiliyor. Bunların sevgisi de şükranı da inanın hep göstermelik. Davet kimden gelirse gelsin böylesi bir zamanda gerekçesi ne olursa olsun bir kutlamaya katılmak en hafif tabiriyle Türk halkına karşı yapılan en büyük ayıptır… Resmi ziyaret de değil ha, zamanında başkanlığını yaptığı derneğin kokteyliymiş. Ödeyin vergilerinizle…
SARAYDAN VAZGEÇ, YANGIN UÇAĞI AL:
“Benim halkım” falan diyor ya Tatar, işte halkının uzlaştığı bir konu; saray istemekten vazgeç, o parayla yangın uçağı alınsın”… Sosyal medya bu tür yorumlarla dolu. Ciddiye alıp almamak kendi bileceği iş. Yoksa bunlar da yıkıcı, bölücü, yama olmak isteyen federasyoncu gafiller midir? Ya da mesela Başbakan, askeri helikopterlere yangın aparatı takmanın bisiklet pedalı olmadığını falan söylüyordu ya; o parayla kim bilir kaç helikoptere o aparattan takılır. İtibarın en birinci göstergesi, ülkeyi koruyabilme kapasitesidir, lüks saraylar değil…
SEVİYE YERLERDE SÜRÜNÜYOR:
Arıklı ve Şahiner arasındaki söz düellosu saygı sınırlarını aştı. Salahi Şahiner Arıklı’nın kendisine yönelik “tetikçi” suçlamasına, “Öncelikle kendisine bir bakan ve milletvekili olduğunu, ona göre hareket etmesi gerektiğini belirtmek isterim. Saygıdan ve seviyeden yoksun bir üslup bulunduğu makama yakışmıyor” derken Arıklı ise “Elinden geleni ardına koyarsan adam değilsin. Bütün rantiyecileri gömmezsem de ben adam değilim. İtibarımın zekatını versem, senin bile itibarın olur”
diyor. Seviyeye bakar mısınız? Ama kabahat Salahi’de, Arıklı’yı ciddiye alıp cevap veriyor…
DENETİM ŞOVU:
1 ve 2 Ağustos günü, tek bir cafenin kapalı alanında PCR testsiz müşteri bulmuşlar. Ertesi gün tek bir minibüsün kuralların üstünde yolcu taşıdığını tespit etmişler. Birer tane. Oysa benzeri çok… Ya yanındaki koltukta tıka basa yolcu taşıyan taksiler? Hiç mi görmemişler? Ana caddelerde bir gezinseler, çoğunun aynı durumda olduğunu görecekler. Hani sürücüyle yolcu arasında bölme olacaktı falan, on tanede bir tane bulurlarsa şaşarım…
TAM BİR LAÇKALIK:
Kargoyla tam 3,5 kilo uyuşturucu getirmişler. Yakalandılar diye sevinemedim. Bu Afrikalılar bu sefer ele geçmiş, tamam da ele geçmeyip ülkeye giren yok mu acaba? Buna cesaret edebilmek kolay değil. Demek ki boşluğu yakalamışlar ve yol etmişler. Laçka olduk, laçka… Şimdi ne olacak? Yıllarca sürecek bu dava… Belki de tutuksuz serbest bırakılacaklar, ta ki mahkeme bitsin, cezalarını çeksinler, bunun içinde kalacaklar, hapishaneleri dolduracaklar. Lanet olsun, anında deport et gitsin…
BUNLARI OLSUN HEBA ETMEYİN:
“AB’den” diye yaydıklarına inanmayın, güneyden yine 51 bin doz aşı geldi. Anastasiadis AB’ye karşı “Bunlar da benim vatandaşlarım” dediği için gönderiyor aşıları. Parasını da kendi ödüyor. AB’nin aşı bağışladığı falan yok. Her neyse, umarım bunları da heba etmezler. Hani dünya kadar Biontech’in tarihi geçti de imha edildi ya, insan kuşkulanıyor. Dünya aşı bulmanın derdinde, biz çöpe atıyoruz…
































