Kamuda çalışan doktorların ikinci iş yapmaları konusunda mahkemenin verdiği “yasak” kararının uygulanmasına bir ay kaldı ya, her kafadan bir ses çıkıyor.
Kimi, Sağlık Bakanlığı’nı duruma el koymamakla suçlarken, kimi de ikinci iş yapan doktorların dosyalarına işlem yapılması için hazırlık yapıyor.
Hali hazırda zaten büyük bir kaos olduğu halde, kimi “kaos çıkacak” diyor, kimi “çıkmaz”…
Yapılan tartışmalara bakıldığında, “kamu yararının” ikinci planda olduğu dikkat çekiyor.
Biri “aldığım maaş az” diyor, diğeri “e, yasa böyle ikinci iş yapmayacaksın, benim pastama ortak olmayacaksın” derdinde…
En korkuncu hastaneler boşalıyor. Doktorlar bir bir istifa ediyor. Kardiyoloji bile bir tatil gününde on call çalışıyor. Onkoloji desen tek bir kadrolu onkolog yok…
Hele de Serbest Çalışan Hekimler Birliği Başkanı Remzi Gardiyanoğlu’nun açıklamasını duyunca kan beynime sıçradı. Sağlık Bakanının yapması gereken en güzel ve en doğru şey, küçülmekmiş. Çıkar yol, küçülüp her şeyi Dr Burhan Nalbantoğlu çatısına toplayıp oradan büyümeye devam etmekmiş…
Kısacası, bu absürd tartışmaların bize bir faydası yok…
Sağlık Bakanlığı da, dünyanın çoktan keşfettiği, uyguladığı bir sistemi es geçip, Amerika’yı yeniden keşfe çıkıyor, ama daha ilk adımda okyanusta boğulup gidiyor.
Anayasa mı, Kamu Görevlileri Yasası mı, Sağlık Çalışanları Yasası mı her ne ise engel, değiştir be kardeşim.
Yasa dediğin Allahın emri mi yahu..?
Türkiye de denedi bunu bunu yirmi yıl kadar önce. Doktorları kapının önüne koydu. Çok kısa bir süre sonra, yaptığı hatayı anladı, değiştirdi.
Sen doktorun kaç saat hastanede kalmasını istiyorsun? Onu belirle. Eğer o saatlerde görevinin başında değilse, en ağır cezayı ver. Ama o saatlerin dışında, bırak dışarıda işini yapsın.
Doktor dediğin kolay yetişmiyor. Senin de bu ufacık memlekette uzman doktor sayın belli.
Üstelik elindeki para da belli…
“Atarım bunları, yerine gençler alırım”….
Oh, maşallah. Dünya kadar hekime erken emeklilik öde, vatandaş uzmanlaşmış hekimden mahrum kalsın, kimin umurunda..?
Kaldı ki, gençler bile istifa ediyor.
Sen yasaklamayı yap, yerine de gençleri al, onlar da bu sefer gizli gizli arkadaşlarının kliniklerinde çalışacaklar. Zaten böyle başlamadı mı bu işler.
Hem bir vizyon ortaya koyamıyorsun, hem hekimleri birbirine düşman ediyorsun, ülkenin en iyi yetişmiş insanlarını sokağa döküyorsun, vatandaş da adam gibi hizmet alamıyor.
Yıkık dökük hastanelerde bir tek doktorlara güvenen vatandaşı, bundan da mahkum ediyorsun.
Yasa, yasa, yasa…
Senin bu beceriksizliğinin yasada yeri var mı?
Sen vatandaşa en iyi sağlık hizmetini sunmakla mükellef değil misin? Hem de anayasal zorunluluk olarak…
Sağlık, senin aldığın oy karşılığı tuttuğun makamda sana verilmiş bir oyuncak mı?
En muhtaç dönemlerimizde bile olmadığı bir şekilde sağlık hizmetleri çöküyor, ama hekimlerden başkasının sesi çıkmıyor ya, ben de ona yanıyorum.
Kim savunacak vatandaşın hakkını?
Ne sendikalar, ne siyasi partiler olayın üstüne gereği gibi gitmiyor.
Resmen dalga geçen, bugün yaptığını yarın bozan, yanlış yolda giden bu siyasi idareyi uyaran, rahatsız eden yok…
Hep diyorum ya, demokrasimiz özürlü diye. İşte bir sonucu da bu…
Bal yapmaz arı gibi sağlığı kaosa çevrene “dur” diyen yok.
O zaman müstahakımızdır diyeceğim ama, bu da sağlık be kardeşim, şakaya hele hele beceriksizliğe gelecek tarafı yok artık….
İşin kötüsü ne biliyor musunuz, bir ay sonra hekimler hakkındaki dosyalar işleme girecek, çok iyi niyetle, diyelim ki hükümet yasa değişikliği yapmaya karar verdi. Yine bir şey olmaz, çünkü adamlar tatilde….
Yazıklar olsun!…
YERİN KULAĞI VAR
KADER HAFTASI:
İsviçre’nin Crans Montana kentinde devam eden Kıbrıs zirvesinde bu hafta kader haftası olacak. Krizle başlayan zirvede, BM Genel Sekreteri’nin müdahalesi ile yaşanan gelişmeler, bu hafta iyi ya da kötü bir kırılma yaşanacağını gösteriyor. Taraflar, “ya tamam, ya da devam” diyecekler. Eğer devam derlerse umutlar yeşermeye devam edecek, yok eğer tamam derlerse, herkes bilmelidir ki, adada hiçbirşey eskisi gibi olmayacak…
SİBER’DEN DOĞRU TESPİT:
Meclis Başkanı Sibel Siber, Kıbrıs sorununun Rum Liderin ısrarla öne çıkarmaya ve algı yaratmaya çalıştığı gibi bir güvenlik ve garantiler sorunu değil, siyasi eşitliğe dayalı yönetimde ve güç paylaşımında eşitlik sorunu olduğunu söyledi. Kimseler “aman bozulmasın” diye bir şey demiyor ama, bu çok doğru ve cesur bir tespit. Nereden çıktı şimdi güvenlik ve garanti meselesi? Kırk yıldır mal-mülk, toprak, harita konularında ısrar ettiler, bu yüzden defalarca masaları bozdular da ne oldu şimdi öncelikleri değişti? Türkiye’yi sıkıştıracaklarını sandılar. Ama Türkiye de bu oyuna gelmedi. Şaşkınlıkları ondandır… Sonra neden onların talepleri öncelikli olsun ki..? Kurulan sistem yaşamayacaksa, garantinin, güvenliğin ne önemi var?
GİDER DE, GİDECEK DE:
Güney’e geçen Kıbrıslı Türkler, Kuzey’e geçen Rumların üç katıymış. Şaşıran var mı? Olmaması lazım. Kızıp, sinirlenen varsa, kendine baksın. Doğal bir yönelimdir, insan güzele, iyiye yönelir. Sokakları temiz, bakımlı, trafiği düzenli, alışveriş merkezleri, yeme-içme olanakları pahalı bile olsa cazip. Bu rakamı tersine çevirmenin imkanı yok. Rumların Kuzey’e ilgisi, kumarla sınırlı. Ucuz da olsa, gelmiyor insanlar. Bir tek çare var, Güney’e yönelen insanların o paranın hiç olmazsa yarısını Kuzey’de harcamasını sağlayacak olanaklar yaratmak. Bunu yapmadığınız sürece hiç dövünmeyin. Bu oran istikrarını koruyacaktır…
SÜREKLİ BORÇLANARAK MAAŞ ÖDEMEK:
Birikim Özgür hükümetin maaşlar için 50 milyon borçlandığını açıkladı. Yani “maaşları gününde ödüyoruz” diye övündükleri buymuş demek. Her ay borçlanarak maaş ödemekseydi maksatları, bunu herkes yapardı. Mesele, bunu, kamuyu yeni borç altına sokmadan yapabilmekti. Bu arada, Türkiye’den para akışının da durduğu anlaşılıyor. E, onlar da gonnora yemez. Buradakilerin performansını, nelerle meşgul olduklarını günü gününe izliyorlar.
NİYET YOK:
Bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi denetimsizliktir. Eğer bugün ülkede ciddi bir denetim yapılabilse, bugün yaşanan birçok olumsuzluğu yaşamazdık. İnşaat sektörü, trafik, insan göçü ve daha birçok sorunun temelinde, ne yazık ki denetimsizlik yatıyor. Bu üleye giren çıkanı, hoyratça katledilen çevreyi korumak, denetlemek bu kadar mı zor, ama önemli olan niyettir. O da bizim siyasilerde olmayan birşey…
NEREDE O YÜREK:
Dün sosyal medyada bir otelin tuvalet atıklarını denize boşalttığını gösteren fotoğraflar yayınlandı. Birçok kişinin denize girdiği bölgeye boşaltılan atıklar için ne yazık ki, elimiz kolumuz bağlı seyretmekten, sosyal medya üzerinden tepki göstermekten öte birşey yapamıyoruz. Çünkü arkalarında koskoca devlet desteği var. Bir de turistik gemilerin insan pisliklerini denize gelişigüzel boşaltması var. Bugüne kadar böyle örnekleri çok gördük ama, ne bir uyarı, ne de bir ceza alanı göremedik. Turizm Bakanı, 42 yılın rekorunu kırdığı için övüneceğine, keşke biraz da bunlarla ilgilenseydi…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “KKTC maliyesini düzeltme hırsıyla çalışırken Denktaş rejiminin verimsizlikten güç alan çarpıklığı içerisinde, birilerinin işine gelmeyecek verimliliği artırma odaklı tespitlerim nedeniyle tabiri cayizse neredeyse bazı dostlarla düşman, bazı düşmanlarla ise dost oldum. Zerre kadar da pişman değilim çünkü kendi ayakları üzerinde durabilme politikasına inancım tamdır, ben dahil hiçbir birey ya da zümrenin çıkarları ise bu politikadan daha önemli değildir…”.
DİPTEKİLER
Ateşli Piknik Yasağı Nerede: Ülkenin dört bir tarafında yangın çıkarken, itfaiye hangi birine yetişsin. Sıcaklık 40’ın üstüne çıktığına göre, piknik alanlarında ateş yakmak yasaklandı mı? İşte Kalkanlı. Kormacit’e doğru ilerliyor yangın. Nerede çıktı, piknik alanında. Daha ne bekliyorsunuz? Ha, o yangın helikopteri meselesi ne olduydu? Yani bakan diye oturanların bizden farkı yok, sadece seyrediyorlar…
































