Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yerli yatırımcı ve cesaret…

Neyle kavga ederiz uzun zamandır farkında mısınız?

Bu topraklara aidiyeti düşük” siyasilerimiz…

Paketlerle…

Özel anlaşmalarla…

Sanki bu kara parçasında “hiç insan” yokmuş gibi davranıyorlar…

“Kıbrıs Türkü yapamaz…”

Cümleler de böyle başlıyor…

Oysa…

O kadar iyi biliyoruz ki Kıbrıs Türkü’nün 1974 sonrası neler başardığını…

Hem de “başarmasını istemeyenlere” rağmen.

Başardık…

Ürettik…

Sattık…

Ambargolar…

Ek gümrük vergileri…

İzolasyonlar…

Yılmadık…

Üretmeye devam ettik.

Kendi markalarımızı yarattık.

Kendi başarı hikayelerimizi yarattık.

Bundan korktular…

Buna engel olmak istediler…

Üretimin önünü kesecek o kadar çok adım atıldı ki…

İthalat ihracat politikaları ile Kıbrıslıyı yıldırmak istediler…

Yalan mı?

Açın arşivleri bakın…

Yılmadık.

Kendi markalarımızı yarattık.

Coştuk… Çağladık… Koştuk…

Hem de, 80 milyon Türkiye’nin, 3 milyar Çinlinin, yanı başımızdaki “AB üyesi” yarım Kıbrıs’ın üretme- ithalat- ihracat avantajlarına rağmen.

Taşeronlara izin vermeyeceğiz

1974’den 2016’ya geldik.

Yılmadan, bıkmadan bu topraklara sarıldık.

Şimdi mi vazgeçeceğiz.

Yapmamız gereken ne biliyor musunuz?

“Taşeronlara” izin vermeyeceğiz.

Onlar ki, “Kıbrıslı yapamaz” diyerek, bizi ezmek ister…

Onlar ki, “aldıkları emirleri uygulamak için” siyasette makam tutar…

Onlar ki “içinde bulunduğumuz durumu” görmeyerek, Kıbrıslıyı yerden yere vurur…

Onlar ki “salt milliyetçiliği” öne çıkararak, dünyalı olmamızı istemez…

Bu topluma düşmandırlar…

Taşerondurlar…

Görevleri “var olan üretim dinamiğini” bozma görevleri vardır.

1974 sonrası öyle ya da böyle oluşan ve içselleştirilen “vatandaş yapısını” kullanarak, düşmanlığı tetikleme gayretindedirler…

“Buralıyım” diyemeyen ama “buranın” statükosundan yararlananlar var ya…

En büyük kötülüğü yapan da onlardır…

Neden mi?

Çünkü statükocudurlar…

Aymazdırlar…

Nankördürler…

Bu kara parçasına ve insanına ihanet içerisindedirler…

Emekçisine düşmandırlar…

Bu kara parçasını “Dipkarpaz’dan Yeşilırmak’a seviyorum” diyeni sevmezler…

Hele, “Dipkarpaz’dan Baf’a bu vatan bizim” dediniz mi… Hainsiniz…

Çünkü onlar Türkiye’yi de “Edirne’den Kars’a” sevmezler…

Dünyadaki krizlerden de bölgedeki krizlerden de beslenirler…

Çünkü politikalarının temeli budur.

Varlık nedenleri bu krizlerdir… Aksi halde bir “hiç”tirler…

Bundan beslenirler…

Geçit yok…

Fırsat vermemeliyiz…

“Politikasının zemini ayrılık” olanların ağzına “pabuçla” vurmalıyız.

Gücümüzün farkında olmalıyız

Bu ülkede çok sayıda başarı hikayesi vardır.

Yeni başarı hikayeleri de yazabiliriz.

Su konusunu hatırlayın…

“Biz yapamayız…”

Elektriğin özelle işbirliği yapması gündemde…

“Biz yapamayız…”

Limanların bir bütün olarak özelleştirilmesi gündemde…

Yine aynı terane…

“Biz yapamayız”…

Ölünüzün goca körü da yapamayız…

Bal gibi de yaparız…

Yaptık çünkü…

Her biri kendi arasında büyük başarı hikayelerine sahip iş insanlarımız var…

Kamuda bunca laçkalığa rağmen, sistemi ayakta tutan yürekli inanlarımız var…

Çağdaşlığa sahip çıkan, ilim ve bilimi gericiliğin önüne koyan her baskıya rağmen, ayakta duran laik nüfus yapımız var.

Gerisi ne biliyor musunuz?

İşinsanlarımızın kendilerine ve bu ülke nüfus yapısına duyacağı güven…

Bir araya gelerek yaratacakları sinerji…

Hem de “işbirlikçi siyaset taşeronlarına” rağmen…

Aksi bu toplumun yok oluşudur…

Kısa bir aradan sonra, bu ülke insanına olan sevgim ve saygımla, inancımla, merhaba…