Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Belki De Bu Yüzden…

Venedikliler, Kıbrıs’ı fethe gelen Osmanlılara kafa tutacaklarını sanmışlardı.

Bu, normal bir içgüdüydü.

Nihayetinde Venedikli askerler donanımlıydılar,

Ve hiçbir asker yenilgiden önce yenilgiyi düşünmez.

300 Ispartalı bile düşünmemişti.

Lakin mis kokulu Lefkoşa düzlükler içinde kurulmuş etrafı birkaç tepeden ibaretti.

Rüzgarlara açık olduğu kadar, saldırılara da açıktı.

O tepeler tutulmayınca, Lefkoşa kalesini almak hiçtendi…

Sonuç olarak askerler zafer kazandıkları gibi,

Yenilgiyi de kazanırlar!

Venedikliler gitmiş, Osmanlılar gelmişti…

Kıbrıs’tan her gelip geçen bir şeyler bırakarak gitmiştir.

Gitmeyenler de olmuş, nesillerini sürdürmüşler; bu adanın kültüründe bata çıka hem kendileri şekillenmiş, hem bunları kendinden sonra gelenlere bırakmışlardır.

Her gelen eski ile yeni arasında bocalasa da, eskinin yanına bir şeyler koyarak yoluna devam etmiştir.

Kaç nesil gelip geçti kim hesabını tutabilir?

Lüzinyan, Venedik, Türk, Rum, İngiliz kültürleri harmanlanmıştır bu adada.

Her gelip gidenden biraz adet, biraz görenek yani bölük pörçük ama kendiliğinden harmanlanmış kültürler kalmıştır geriye.

Bunu konuşulan dilde, yemek ve mimari kültürde,

Tutum ve davranışlarda,

Adet ve göreneklerde görmek mümkündür.

Her nesil bir diğer neslin devamıdır,

Ve biri diğerinin bayrağını olabildiğince taşır durur ister istemez.

İşte,

Kıbrıslı bunlardan doğdu.

Bu harman yerinden…

İnsan topluluklarının kültürel eğilimleri akşamdan sabaha oluşamayacağına göre,

Kültürel değerlerin o mezarları bile bilinmeyen nesillerden bir miras olarak kaldığı kolayca anlaşılabilir.

Ve o nesilleri öldü sananlar yanılır.

Yaşayanlar, ölenlerin kültürleri ile donatılmışlardır.

Bu konuda şöyle bir saptama var:

“Bütün ölmüş nesillerin gelenekleri yaşayan insanın düşünen kafası üstüne bir kabus gibi çullanıyor.” (Karl Marx)

İnsanoğlu bu çemberin içindedir,

Ve toplumların kültürel değerleri ile hayata dair alışkanlıklarındaki değişimi oldukça uzun zamanlara ihtiyaç duyar, değişime uğraması için ya da başkalaştırmak için dıştan yapılan tazyikler kaos doğurur, tepki görür…

Başka bir düşünür şunları belirtir:

“Bugünün büyüklükleri geçmiş yüzyılın emek ve çabaları sayesinde inşa edilmişlerdir. Bir ulus ne tek bir günün, ne tek bir devrin değil, bütün dönemlerin, bütün geçmiş günlerin, bütün karanlıkların ve bütün aydınlıkların bir ünüdür.” (Jean Jaures).

Haliyle, birlikte yaşayan insan topluluklarının oluşturduğu kültürel kabuğun kırılması ne kadar zorsa,

Ona başka bir kabuk bağlamak da o kadar zordur…

Ne demiştik?

Kıbrıslı böyle doğdu.

Ne garip ki,

Kendini olduğundan başka göstermeye meraklı.

Kim bilir belki de bu yüzden başı beladan kurtulmuyor…