Mülk sorununun çözümü tabi ki zor olacaktır. Çünkü (kimseler Güney’deki Türk mülkünden söz etmek gereğini duymazlarken) Kuzey’deki bir sahibi de Türk olan Rum mülkü, kurulacak Mal Tazmin Komisyonu ile çözülmesi beklenen 42 yıllık sorundur.
Büyük olasılıkla sorun “bireysel” müracaatlarla çözülecek. Ve büyük olasılıkla ilk söz ve tasarruf hakkı 1974’den öncesi tapu sahibi Rum’un yahut varislerinin olacak. Sızan haberlere göre bugünkü “kullanıcı” Türk’ün de (ki KKTC devletinin tapusuna sahiptir) Mal Tazmin Komisyonuna müracaat hakkı olacak.
BU DURUMDA: Her iki tarafın müracaatları da gösteriyor ki Kuzey’deki Rum mülkü aradan 42 yıl geçmesine karşılık hâlâ “mahkemelik dava” olarak kabul edilmektedir!
Bu çok karmaşık ve eğer çözüm olursa “mahkemelere” düşecek mülk davaları, her halde dünya hukuk çevreleri için müthiş bir olay ve emsal teşkil edecektir!
Yine sızan haberlerde deniyor ki “üzerinde inkişaflar olan Rum malları Mal Tazmin Komisyonuna taşınmayacaktır. (Aradan 42 yıl geçerken KKTC’de hangi Rum mülkü inkişaf ettirilmedi ki? Bu da ayrı bir sorun!)
ANCAK: Çözüm olduktan sonra mülk sorununun çözümü için tüm Rum mülklerinin alım satımları durdurulacak, Mal Tazmin Komisyonu karar verene kadar hiçbir Rum mülküne tek felik konamayacak karar nedeniyle Kuzey Kıbrıs’ta “inkişaflar” büyük oranda olumsuz etkileneceği için Türk ekonomisi de olumsuz etkilenecektir…
Tabi şunu da yazalım. Mal Tazmin Komisyonu büyük yetkilerle donatılacak, aksi halde sorunları çözmesi mümkün olmayacaktır!
BİR EKLEME: Tabi “hemen çözüm isteriz” diyenlere yapıyorum! Siyasi çözüm gerçekleşse de iki halk arasında hemen çözüm olmayacaktır! Yıllar sürecek sorunlar, kavgalar, tartışmalar devam edecektir! (Hatta Annan planında bu Rum Türk kavgaları olasılıkları dikkate alınarak BM’ler Barış Gücü askerlerine “vur emri” verildiydi!)
Devam ediyorum. Bir hukukçu arkadaşım bir zamanlar bu konuyu hukuk açısından yorumlarken şöyle dediydi: “
“…bu nedenle Kıbrıslı Türkler geçmişte sahibi oldukları ve satabildikleri mallarını yıllarca satamayacaklar sadece kullanabilecekler. Dünyada Kıbrıs Türklerinden başka hangi halk hem de zafer kazandıktan sonra böyle bir anlaşmaya razı olmuştur? Dünyada hangi halka böyle bir ceza verilmiştir? Bunun bir teslim anlaşmasından başka anlamı olabilir mi?”
Ben bu değerlendirmenin altına şu notu düştüydüm: “Türkiye Barış Harekâtını Kıbrıs’ta zafer kazanmak için gerçekleştirmedi. Garantörlük hakkından doğan anlaşmalara dayanarak Rum-Yunan askerlerinin Makarios’a yönelik darbe hareketi ile adanın Yunanistan’a ilhakını önlemek için gerçekleştirdi..”
Nitekim TC’nin müdahalesidir ki adanın Kuzey’inde ve Güney’inde iki güvenli bölge oluşmakla kalmadı 42 yıldır barışa tek fiskelik gölge de düşmedi! Şimdi sormak gerek: Olası çözüm bu barışın sürmesini sağlayacak mı?
HÜKÜMET VE UYGULAYACAĞI PROGRAM
Daha önce de yazdık. Özgürgün Koalisyon hükümetinden hele yaz mevsimine denk gelmişliğiyle 4 ayda programına uygun icraatlar beklemek zaten mümkün değildi.
Fakat Özgürgün hükümetinin de Meclis’in tatilde olduğu, devlet dairelerinin rölantiye yattığı, insanların turistik gezilere çıktığı böylesi bir “kısır dönemi” dikkate alarak “Hükümet Programını” buna göre oluşturması beklenmez miydi? Desek ki hükümet “hükümet” olduğunun farkında değil” haksızlık yapacağız! Çünkü Bakanlar Bakanlık makamlarının o kadar çok farkındalar ki bir alımda 17 makam aracı aldılar! Tabi ki bu “makam araçları” hükümet programında yoktu! Geçiyoruz ve geçen hafta Havadis gazetesinin de “Sancılı Dönem” diyerek manşetine çektiği hükümet programının uygulanmasına bakıyoruz:
PROGRAMLARI KİM UYGULAR? Kurumları ile birlikte “bürokrasi!” Dolayısıyle programların uygulanmasına geçmeden önce “uygulayıcılarını” yetiştirirsiniz. Reformsa reform. Programda da var olduğu gibi “Yeni kamu Görevlileri Yasasını” çıkartıp tutun ki “devleti” bürokrasinin elleri ile aklına teslim edeceksiniz!
Ki o eller ak pak olmalı, akıllar da liyakatla çalışmalı! Oysa KKTC’de uzun yıllardır Bürokrasi “iktidara gelip giden siyasi partilerin partilileridir!” Dolayısıyle çalışıp uygularlarken devleti değil, mensubu oldukları partilerin çıkarlarını gözetirler… Bu nedenle reform yapsanız da tepedeki bu “partizanlık” sona ermeden programları uygulamak mümkün olmaz!
UYGULAMADA TELAŞ: Ve acemelik! Mesela deniyor ki 2016 yılı içinde yasalaşması gereken 32 reform maddesi vardır. Şimdi bir parantez açıp soruyorum: “Bunların kaçı olası çözümü dikkate alarak hazırlandı?” Hiç biri! Çünkü ne müzakereciler çözüm olasılığı konusunda hatta hükümete bile doğru dürüst bilgi verdiler ne de bir araya gelerek çözüm olasılığını görüşüp ne yapmaları gerektiği konusunda bir konsensusa vardırlar. Çünkü hükümet çözüme inanmazken, Sn. Akıncı’ya yaklaşımı da “çözüm dilenen müzakereci”den öteye geçmedi! Sn. Akıncı da hükümeti kendine muhalif bir siyasi parti esamesine düşürdü! Sonuç? İşte hükümet programı! İşte o program gündemde salınırken devletin Kayıt Dairesinin feci durumu! Ve işte “denetimsizlikler” nedeniyle asla uygulanamayan programlar… Yapılacak çok iş var çokkk!
KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLET KURMAK KOLAYDIR!)
Devlet mi insanları yaratır, insanlar mı devleti? Cevabı erbabına bırakalım ama hatırlatalım: “Kıbrıs Türk devletini Kıbrıslı Türkler yarattıydı!” Şimdi insanların yarattığı bu devlete insanların yaptıklarına bakın:
Olanca artık ve çer çöpleriyle pislik deryası haline getirdiler! Trafik kurallarını çiğneyerek ve saygısızca davranarak trafik faciası yaratılar! Kamu görevlerini savsaklayarak devletin yapısallığını bozdular! Popülizmi partizanlığı azdırarak hukukun üstünlüğünü çiğnediler! Seçim kazanma uğruna yalan vaatlerde bulundular! Çarpık yapılaşmalarla memleketi rezil ettiler! Ve tüm olumsuzlukları yan yana getirerek yarattıkları KKTC’yi batırdılar! Demek ki neymiş? Devlet kurmak kolay, yaşatmak zormuş!
































