YERALTI TANRISI HADES VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

22 Temmuz 2018 Pazar | 08:15
Bedia Balses

2010 yılında yapılan Salamis Harabeleri’ndeki kazı çalışmalarında kuzenim Cemal’da görev almıştı. Doğu Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji ve Kültür Varlıklarını Araştırma Merkezi (AKVAM) adına Doğu Akdeniz Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi iş birliğinde yürütülen Salamis kazılarında müthiş tarihi zenginlik su yüzüne çıktı. 2010 yılındaki bu kazılarda Yunan mitolojisinde ölülülere hükmeden yeraltı tanrısı Hades’in heykelinin bulunduğu açıklanmıştı. Yeniboğaziçi Pulya Festivali kitapçığında mitolojik motifleri kullanmak için Hades’ten bahsedince bu bölgede yaşayanların çoğunun bile bundan haberi olmadıklarını anladım. İlginçtir Kıbrıs’a ait sitelerde, tanıtımla, turizmle ilgili hiçbir bilgide bu haber geçmiyordu. Oysa bu tarihi mirası bakımından turizm için de övünülecek bir gelişme değil miydi? O kadar ki kendi kendimden şüphe eder duruma girdim. Hatta komitedeki arkadaşlarım dahil “emin misin Salamis Harabeleri’nde Hades heykeli bulundu mu?” diyerek uyardılar beni. Herhangi bir magazinsel haber, sanatla ilgili olmayan bir etkinlik, bir popüler şarkıcı medyada çok önemli bir yer tutarken, Salamis Harabeleri’nde bulunan Hades heykeli için Kıbrıs’la ilgili bir bilgiye hiçbir sitede rastlamadım. Toprağından tarih fışkıran Salamis Harabeleri’nde bulunan heykeller için bu bilgi sadece Türkiye’nin www.tarihhaber.com sitesinden ulaşabildim. E bu Kıbrıs için önemli bir haber değil miydi? Bu büyük tarihi zenginliğe sahip ülke bunu ön plana çıkarmaya çalışmıyor muydu? “Hades kimdir?” diyerek internete soracak olsanız size çok detaylı bilgiler verecektir. Hades heykeli ve Salamis ilişkisinden pek haberi yok Salamis’le bilgi veren kaynaklarımızın en çok bundan haberdar oldum!

Bu birkaç haftada kitapçıkla ilgili bilgi ararken Salamis’te bulunan Hades heykeli ile ilgilendiğimden Hades’in kim olduğuna da bir kez daha bakayım dedim. Oğullarımla izlediğimiz Selana diye bir diziden tanımışlardı oğullarım da Hades ‘i. Orada da yer altında yaşayan ve kötülüğü temsil eden, çocukların sevmediği kötü karakterdi izlediğimiz.

“Hades Yunan mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. Zeus, yeryüzünün hakimiyetini kardeşleri arasında paylaşırken Zeus’a gökyüzü, Poseidon’a denizler ve Hades’e yeraltı düşer. O artık ölüler ülkesi tanrısıdır, korkunç bir tanrıdır ancak kötü değildir. Yer altının tüm hazineleri Hades’in olduğu için Romalılar onun adını varlıklı yani, Pluton olarak değiştirmiştir. Karısı, Demeter ve Zeus’un kızı Persephone’dir.

Kelime anlamı olarak “Hades” görünmez manasına gelmektedir. Onu görünmez yapan bir miğferi vardır. Yeraltı zenginliklerinin sahibidir, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Acımasız ve hatta korkunçtur; ama sözünden dönmez ve birçok tanrının aksine kaprisli bir tanrı değildir. Mitolojik öykülerde adı çokça yer almamaktadır. Bilinen en önemli öyküsü karısı Persephone’yi kaçırması ile ilgili olandır.

Ancak Hades’in en önemli sıfatı, ölümün tanrısıdır. (Ölüm de başlıbaşına bir tanrıdır: Thanatos). Hades aynı zamanda ölüler ülkesinin de adıdır. Hades ülkesi Asphodel, Tartaros ve Elysium olmak üzere üçe ayrılır. Ölen insanlar, fani yaşamlarında iyilerse Elysium’da, ne kötü,ne de iyilerse Asphodel’de yaşamlarını sürdürürler. Zeus ve Olimpos tanrılarının düşmanları, katiller vb. kişiler ise ceza olarak Tartaros’a atılırlar.

Enteresandır ki, Hades’in yeraltı ülkesine yaşayanlar da ölmeden geçebilmektedir. Ancak diyarın girişini üç kafalı şeytani bir köpek olan Cerberus korur. Herkes o köpeğin dehşetinden korkar ve kimse o kapıyı geçemez. Herkül bir macerasında bu köpekle yüzleşmeye gider.

Hades her ne kadar birçok zenginliğe sahip olsa da ortalıklarda pek gezinmez, övünmez, konuşmaz, kendi yeraltı ülkesinde oturmayı tercih eder. Çünkü sahibi olduğu yeraltı ülkesi o kadar çirkin bir ülkedir ki, efendisi sürekli saklanır. Bir keresinde Poseidon, Hades’i utandırmak için üç başlı mızrağını yere saplar ve yeryüzü boydan boya yarılarak Hades’in çirkin yeraltı ülkesi meydana çıkar. Hades sinirlenmiştir, daha sonra yetmiş bin kişilik Ölüler Ordusu ile Atlantis Denizini kurutur. (kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hades)”
Taşımış olduğu bu özelliklerle bu mitolojik kahramanı her okuduğumda içime bir ürperti gelir. Kötülüğü temsil edip ölülere hükmeden bu yeraltı tanrısı beni hep karanlıklar içinde bir yerlerde farklı görüntüdeki halleriyle seyreder sanki. Onu okurken bu korkutucu özelliklerinin yanında okuduklarım beni şaşırtmadı değil hani. Hades’in taşıdığı iyi özellikleirinin de altını çizeceğimi ve aslında kötülüğün içinden bile iyi birşeyler çıkabileceğini seziyordum. Yaşadıklarım bana, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, ölüm ile yaşamı sorgulatıyor. Ben tam da bunların hesabındayım. Hades bir yanda duracak olursa, yaşatmanın ve öldürmenin nerde olduğunu sorguluyorum. Kendi yerimizin ne kadar altında?

Kendi içimizde yaşattıklarımız ve öldürdüklerimiz nerde ve kimler? Bunu hangi yöntemle, hangi silahla, hangi tavır, konuşma ya da suskunlukla yapıyoruz? Sakladıklarımız veya saklandıklarımızla nereye kadar saklanabiliyoruz?

İnsanlar bu dünyada dehşet yayarak, öldürerek, zenginleşmeye çalışarak, sevmeyi beceremeden ve sayamayacağım kadar vahşet, kötülük, savaş yaparak insanlık maskesi altında gönül rahatlığı ile utanmadan ve kötülüklerinden saklanmadan ortalarda dolaşabiliyorlar. Sözlerini de özlerini de kaybediyorlar. Tarihin içinde mitolojik kahraman olarak yer alan bu korkutucu figür Hades’ten çok daha kötüdür insanoğlu. Çocukları katleden, zenginlik uğruna savaşlar çıkaran, kanla, silahla sonu gelmez acılara sebep olanlar kimler? İlişkileri üzerinde de verdiği sözleri tutmayanlar, sevgide, aşkta Hades’tan daha kötü davranabilenler bizleriz.Bir düşünün derim ve bir inceleyin onca kötülüğe rağmen korkunç Hades’in taşıdığı özelliklerine:

“Acımasız ve hatta korkunçtu ama sözünden dönmezdi”

“Hades her ne kadar birçok zenginliğe sahip olsa da ortalıklarda pek gezinmez, övünmez, konuşmaz, kendi yeraltı ülkesinde oturmayı tercih eder. Çünkü sahibi olduğu yeraltı ülkesi o kadar çirkin bir ülkedir ki, efendisi sürekli saklanır.”

Hades sahip olduğu çirkinliklerden utanan, övünmeyen, sözünden de dönmeyen bir korkunç tanrı. Bunca kötülüğe rağmen utanabilen özelliklere sahip. Çirkinliğinin görünmesini istemeyecek kadar bir rahatsızlığı kalbinde duyabilen bir hikayesi var.

Evet, Yeniboğaziçi Festival kitapçığıydı, tüm organizesiydi derken aslında herşey beni aynı yola çıkarıyor: İnsan olabilmenin ne kadar zor birşey olduğuna. Yaptığım herşey beni buna götürüyor. Bazen kendi içimde, bazen yaşamın türlü renklerinde, bazen bir mitolojik kahramanda arıyorum ben bunun anlamını ve inanın gülümsüyorum etrafıma baktıkça. İnsanlar kalıplaşmış yargılarıyla kendilerini iyi olarak tanımlayıp, hiç birşeyi sorgulamadan kendilerini kolayca nasıl da sudan çıkmış ak kaşık yapmalarına gülüyorum acı acı. Sadece somut olarak da hesaba çekilecek birşey değildir elbette kötülük, iyilik, ölmek, öldürmek ve yaşatmak… Ve insana dair değil mi yaptıklarından pişmanlık duyup, utanmak? Taşıdığı çirkinliklerden dolayı rahatsız olmak. Kötülüğü temsil eden YERALTI TANRISI HADES bile SÖZÜNDEN DÖNMEZken sözcükler üzerinden yapılan bu ihanetler hangi iyiliğin bir sonucudur? Sözünden dönen bu kalabalık ÖZünün kirlendiğinin farkında değil mi?

Günün Sözü: Bozulduğu zaman insandan daha korkuç bir yaratık yoktur.
(Sofokles)

Yalnızlığa çıkan sokaklarıyla

Gülümsedi şehrin,

Sen yoktun içinde…

Çöpçüler sabaha doğru temizlediler

Dün/ş/den kalan artıklarını insanların

Evlerden poşetlenmiş bulantıları

Gökyüzünden ertelenmiş dokunuşları

Topladılar…
Şehrinin gülümsemesine

Kimyasal korkular karıştı

Mesailer başladı, okullarda zil çaldı
Karanlıktan aydınlığa yürüyen çocuk

Kustu içindeki çıkmaz sokaklarını

Sensiz doğan güneşin hüznüne

Gün ağardı, yeni bir gün doğdu

Şehrinde sensiz nasıl sabah oldu?