Esas marifet BULUTTAYDI ama herkes YAĞMURA şiir yazdı…

22 Temmuz 2018 Pazar | 08:16

‘Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şiir yazdı.’ Cahit Zarifoğlu’nun unutulmaz sözlerinden biri… Bir şeyin oluşumundan önce, onu var eden kaynağı bilmek, onu korumak, onu sevmek lazım. Varlığından da önemli, onu her zaman daim kılacak olan şey kaynağıdır.

Birçok kişinin merak konusu bulutların oluşumunu kısaca anlattım. Gökyüzünde farklı şekillerde karşımıza çıkan bulutlar nasıl olur? Yağmur bulutları nasıl anlaşılır? Bulutların bazıları beyaz olurken bazıları neden gridir?

Bulutlar nasıl oluşur sorusunun cevabını bilmeyenler için kısaca bulutların nasıl oluştuğunu anlattığımız içeriğimizde gri renkte olan yağmur bulutlarının oluşumuna da değindim. Peki, bembeyaz ve yumuşacık görünen bulutlar nasıl oluşur ve nasıl havada durur?

Deniz, göl ve nehirlerdeki suyun küçük bir bölümü buhara dönüşerek havaya karışır fakat bu buhar gözle görünmez. Yukarı doğru çıkan buhar yuvarlak bir şekil alır fakat bu buharın havada yayılmasıyla değişik şekiller oluşabilir. Gökyüzünde gördüğümüz bulutların şekillerinin farklı olması ve bazı şekillere benzetmemiz de bunun sonucunda gerçekleşir. Zamanla soğuyan buhar tekrar sıvı haldeki suya dönüşerek ilk geldiği yere, yani deniz ya da göllere geri döner.

Bulutlar nasıl havada durur?

Görünmez bir gaz olan buharın bu hareketi şu şekilde gözlemlenebilir: Sıcak su dolu bir tencerenin üzerine koyduğunuz kapağın üzerinde küçük su damlacıkları oluşturur. İşte bulutlar da aynı şekilde oluşur. Deniz ya da topraktaki su buharının gökyüzüne yükselmesi ve soğuk havaya rastladığında küçük damlacıklara dönüşmesi bulutların oluşumunun temelinde yatan şeydir ancak bu damlacıklar o kadar küçüktür ki toz zerrecikleri gibi havada asılı kalır. İşte bulutlar nasıl havada durur sorusunun cevabı da budur.

Orta büyüklükteki bir bulut yaklaşık bir kilometre çapındadır ve hacmi 4 milyar metreküptür. İçinde ise 1-5 milyon kilogram ağırlığında su bulunur. Peki, nasıl oluyor da bu su, yani bulutlar havada durabiliyor ve dökülmüyor?

Hiçbir bulut bir diğeriyle aynı değildir. Tıpkı yağmur damlaları gibi. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı gibi o kadar etken vardır ki, değişken atmosferde iki ayrı yerde tüm bu şartları eşit olarak saymak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde gökyüzüne yükselir. Bu su buharları belirli bir yükseklikte basınç azaldığı ve hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerek bulutları oluştururlar. Damlalar başlangıçta birkaç mikrometredir, yani bir yağmur damlası için milyonlarcasının bir araya gelmesi gerekir. Bulutların havada asılı kalmalarının sebebi bu damlacıkların çok küçük olmasıdır. Yağmur yağarken aslında yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulutlar bir anda kaybolmaz.

Bulutlar, havadaki su buharının soğuyarak, çok küçük parçacıkların üzerinde yoğunlaşıp sıvıya dönüşmesiyle oluşur. Kimi bulutlarda bu sıvı damlacıkları çarpışarak daha büyük damlacıklar oluştururlar. Bu çarpışmalar sonucunda damlacıklar havadan daha ağır hale gelirler ve düşerler. Buna, yağış denir.

Yağmur bulutlarının nasıl oluştuğuna bakacak olursak; bu minik damlacıklar, küçük olmaları sebebiyle ışığı doğrudan yansıtırlar. Bu yüzden bembeyaz görünür. Yağmur bulutları nasıl anlaşılır sorusuna gelince, su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtacağı için daha koyu ve gri görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlacıklar tabanda yoğunlaşacağı için bu tip bulutların tabanları daha koyu renktedir.

Bulutlar, yaklaşık % 62 oranında kuru havadan oluşur. Okyanuslardaki suyun nereden geldiği, yanıtı en çok merak edilen sorulardan biridir. Bu sorunun yanıtının peşinde olan bilim insanları, Dünya’nın ilk zamanlarında, suyun iki temel etkenle ortaya çıktığına inanıyorlar.

Birincisi, yanardağlardan fışkıran gazlarla birlikte su buharının da çıkması ve bu su buharının bulutları, ardından da yağmuru oluşturması; ikincisi de buzlardan oluşan küçük kuyrukluyıldızların ve donmuş asteroitlerin Dünya’ya çarpmaları. O zamanlardan bugüne değin geçen yaklaşık 4 milyar yıl süresince su, Dünya’da bulunuyor. Suyun, Dünya’daki bu uzun süreli ve kalıcı varlığının en önemli nedeni de bir “su döngüsünün” olması. Su döngüsü, sürekli tekrarlanan, suyun kaybını önleyerek geri kazanımını gerçekleştiren bir sistem. En basit anlamıyla su döngüsünün, su moleküllerinin Dünya ve atmosfer arasındaki gidiş gelişlerinden oluşan büyük bir sistem olduğu kesin. Bu sistem, Güneş’ten gelen enerjiyle harekete geçiyor ve okyanuslar, atmosfer, karalar arasında sürekli bir su buharı alışverişi gerçekleşiyor. Araştırmalara göre, okyanuslar, akarsu ve göller, atmosferdeki suyun % 90’ını sağlıyor. Buharlaşmaya bağlı olarak bu kaynaklardan su ayrılıyor, yani su sıvı halden gaz haline dönüşerek atmosfere geçiyor. Su, yalnızca sıvı halden gaz haline geçmiyor, katı halden gaz haline de geçiyor (süblimleşme). Ancak doğadaki su döngüsü içinde buz ya da kar halinde olan suyun buharlaşması, çok az oranda gerçekleşiyor. Atmosfere geçen suyun %10’unu da, terleme sonucunda bitkilerden açığa çıkan su buharı oluşturuyor. Su buharı, hava akımlarıyla atmosferin yukarı da bulunan bölümlerine taşınır. Bu bölgelerde hava sıcaklığı daha düşük olduğundan havanın su buharını tutma kapasitesi de daha düşüktür. Bunun sonucunda miktarı iyice artan su buharı bulutları oluşturacak şekilde yoğunlaşır, yani yeniden sıvı hale döner. Bu bulutlardan da yağış oluşur ve böylece su yeniden Dünya’ya döner. Su, yağış olarak Dünya’ya düştükten sonra ya hemen buharlaşarak yeniden atmosfere karışır, ya yeraltına geçer ya da akarsulara karışır. Yeraltına ya da akarsulara geçen suyun hemen hepsi sonuçta yine okyanuslara dökülür. Böylece döngü yeniden başa döner.