Köşe Yazarları

YENİ KIBRIS POLİTİKASI OLUŞUYOR

Eşref Çetinel yazdı


Hantal ve yaşlı Avrupa ülkelerine karşın dinamik ve genç nüfusuyla gün günden daha ileriye doğru koşar ve atılırcasına ileryen Türkiye’yi belki rejim ve demokratik teamüller yönünden eleştirmek, henüz işsizlik gibi büyük oranda sorunlarını çözememiş olmasının zafiyetlerini taşıdığını söylemek tartışmalı da olsa mümkündür.. Fakat Türkiye’nin kalkınan, özellikle sanayileşirken ve ihracatını artırırken belirgin bir askeri güce ulaştığını dikkatlerden kaçıramayız..

Nitekim kaçırmıyorlar!. Hatta büyük oranda kaygılanıyorlar! Çünkü ne komşuları ülkeler ne AB ülkeleri ne Amerika ne Rusya Türkiye’nin güçlenip bölgede AB’ye karşın yeni bir güç oluşturmasını hiç mi hiç istemiyorlar.. Çünkü Türkiye şu andaki mevcut rejimi ve bir İslam ülkesi oluşunu da aşmak gayretinde, Libya’yı da içine alan Müslüman Ortadoğu’nun liderliğine oynuyor.Bu da bir başka mantıkla “enerjiye” ulaşmak anlamına geliyor!

***YUKARIDAKİ düşüncelerden hareketle ve Türkiye karşıtı ülkeleri işaretleyerek diyebiliriz ki “devenin de sevmediği diken burnunda biter!” Uzun yıllardır Ege denizini adaları nedeniyle kendi gölü haline getirmeye çalışan Yunanistan ile şimdilerde Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları için kaparozladığı münhasır Ekonomik bölgelerinde sondaj çalışmaları yapan Rum kesimi bu ülkelerin başında gelir.. Öte yandan Akdeniz’de kıyısı bulunan ülkeler de Türkiye’nin bir yandan bölgede oluşmaya başlayan etkin askeri gücünü kıskanırlarken, öte yandan siyasi ve ekonomik rekabetinden de kuşku duyuyorlar! Mesela Makron’lu Fransa bunlardandır… ***

KISACA artık bölgedeki gelişmeler yukarıda vurguladığım hususlardan dolayı tutun ki olası savaş tamtamlarıyla kulakları delmeye başlamıştır. Ki bir Libya olayına yan çizemezsiniz.. Keza Ege denizinden Girit’e, oradan Meis adasına Kıbrıs’a derken; Doğu Akdeniz’de büyüyen bir Yunan yayılmacılığını da gözden kaçırmak mümkün değildir!

…İşte geçtiğimiz günlerde bu gelişmeleri odağına alan ve sorunları bircik bircik delerken “Kıbrıs’ta çözüm için ilelebet bekleyemeyiz” diyen Cumhurbaşkanı yardımcısı ve KKTC’den sorumlu koordinatörümüz Fuat Oktay, “gereken yapılacaktır” diyerek ve Yunanistan’ı işaretleyerek, “Yunan adalarının silahlandırılmasının asla kabul edilemez olduğundan” söz ettiydi.

Milliyet gazetesinin sorularını cevaplandıran Fuat Oktay’ın bugüne kadar böylesi “sert” açıklamalar yaptığına tanık olmadımdı. Adeta leblebi çiğneyerek ateş püskürüyor Ege’deki 90 yıllık anlaşmaya karşın Yunanistan’ın adaları silahlandırmaması gerektiği halde silahlandırdığını söylüyor ve üzerine basa basa Doğu Akdeniz’de artık Libya’dan Kıbrıs’a kadar var olan hakların çeke söküle alınacağını vurguluyordu.. Ege ve Kıbrıs başta olmak üzere bölgedeki yol haritası ile Kırmızı çizgilerin saptandığını anlatıyordu. ***

ÖTE yandan son günlerde Sn. Başbakan Tatar da (her halde Türkiye’nin hilafına olamaz) sürekli Maraş’ın mutlaka açılacağını söylüyor” ki Fuat Oktay da söz konusu röportajında bunu teyit ediyor***

…BU gelişmeler karşısında zannedersem şunu söyleyebiliriz: Bugüne kadar Türkiye ısrarla Kıbrıs siyasi sorununun BM’ler parametrelerinde iki toplumun müzakereleri sonucunda çözüme kavuşturulmasını savunuyordu.

Bugün ise açıklamasında da vurguladığınca “Kıbrıs’ta çözüm için ilelebet bekleyemeyiz, gereken yapılacaktır” diyor.. Oktay Vural’ın Bu açıklamasını Kıbrıs siyasetinde yeni bir politika kulvarına girildiği biçiminde yorumluyorum.  Üstelik çok kararlı.. Ki Maraş’ın açılması olayı da bu kararlılığın somut ispatı oluyor.

Bir başka hatırlatma daha yapayım. Oktay Vural’ın bu açıklamalarının hemen ardından gelen bir olay daha gerçekleşti: Malum Kıbrıs’ta konuşlu bulunan BM’ler Barış Gücü Misyonu görev süresi Güvenlik Konseyi tarafından 6 ay daha uzatıldı. Fakat bu uzatma kararı alınırken.. Sanki adada ve Kuzey’de bir Türk Devleti yokmuş.. Sanki ada Rum devletinin malıymış gibi.. Ne KKTC Cumhurbaşkanına ne Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanına bildirme gereği bile duyulmadı. Karar için  Rum tarafının onayı ile yetti!. Türkiye Dış işleri Bakanı Çavuşoğlu da sanki adada tek bir Rum devleti varmış gibi davranılmasını sert bir açıklamayla kınadı.. “Ve eğer adada BM’ler görev yapıyorsa bunu Türk tarafının onayı nedeniyle yapıyor” uyarısında bulundu. ***

KISACA anlıyoruz ki artık Kıbrıs’taki Türk halkının tanınması ve yenen hakları nedeniyle oluşan sorunlara yönelik Türkiye’nin tepkileri hem diplomatik yollarla hem de metazori dayatmalarla siyaset sahnesine sürülmeye başladı. Bu da Kıbrıs sorununda bir değişimin habercisi olmalıdır. O değişimleri merakla bekleyeceğiz çünkü sittin sene daha öyle geldi böyle gidemeyiz..


KISACA KENDİME “TAKTIM…”

YILLAR yılıdır iyi kötü yazıyorum. Ve doğrusu yazılı basını da çok seviyorum. Bu nedenle “sosyal medya” dedikleri bu internet gazeteciliğine hiç ısınamadım! Kaldı ki çok da önemsememe karşın beni kaç kişi okur bilmiyorum. Sadece bugüne kadar şu internetteki Havadis Gazetesi “köşecilerinin” köşe yazılarının bittiği yerin altında “beğen” denen mavi işaretli yerde benin “ya 2 ya 3 kişi beğendi” yazar, bunu bilirim ve Allah razı olsun derim. Ve ya onlar da olmasaydı tesellisinde bu okuyucularıma teşekkür ederim…

HA ne söyleyecektim? Yazılarıma biraz ara veriyorum. Bayramı tabi ki evde geçireceğim ama her günkü gibi denizde yüzerek..

Sn. okuyucularım Kurban Bayramınız mübarek ve virüssüz olsun.. Nice bayramlara sağlık afiyetlerle..

Ve bir başka gerçek: Sürekli yazdım mı kafam ambale oluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Başa dön tuşu