Dört parçadan ancak yamalı bohça çıkacağı gerçeğinde “koalisyon hükümetimizden” ne bekleyebiliriz ki? Buna karşın daha Bakanlar kurulu açıklanmadan “neler beklediğimizi” başladıktı yazmaya!
Çünkü “umut etmeden” devleti yaşatmak ve ileriye taşımak mümkün değil.. Kaldı ki ilk kez UBP dışında tüm KKTC’li seçmenler muhalefet yapmak isteseler de yapamayacak bir üyelik bağıyla “dörtlü iktidara” ait oldular! Nitekim ne dediydik bu beklenmedik gelişime? “Alın size ulusal bir kabine ki ayni zamanda “konsey” esamesinde!”
BU nedenle “dörtlü koalisyon hükümetini köşemize taşıyıp didiklemek zorunda kalırken, “iyimserlikle kötümserlik” arasında gidip gelmek, bundan sonrası için kaçınılmaz gözüküyor. Tabi öncelikle hükümetin (aslında öncesi hiçbir hükümetin de uygulayamadığı) programını görmek gerekecek! Her halde önümüzdeki günlerde Meclis’te tartışması yapılırken “ne kadar siyasi iradeye sahip olabileceğiyle; yoksa “yamalı bohça” olarak mı kalacağının durum vaziyetleri de ortaya çıkacak!
YİNE de yazalım ama: Güney’deki komşumuzun önümüzdeki Pazar Anastasiadis ile Malas arasında geçecek 2. tur başkanlık seçimi var. Malas’a şans verenler var ama her halde Anastasiadis kazanır. Çünkü iktidarda olanın seçilme şansı her zaman daha fazladır.
Büyük olasılıkla Anastasiadis’in hemen gündeme sokacağı konulardan biri her halde müzakerelerin yeniden başlamasına zemin teşkil edecek arayışları olacak.
YANİ kaç zamandır “memleketin demokrasisi” ile “fikir özgürlüğünü” kurtarmanın seferberliğinde bayrak açmış Sn. Akıncı, bir yandan “meclis damındaki kemancıları içeri tıktırıp, Afrika gazetesinin Levent’ini aklayıp paklamaya soyunmuşluğunda, tutun ki asli görevine dönecek ve kendini “müzakerelerin yeniden başlama sürecinde bulacak…
ANCAK bu kez “hadi rastgele” diyeceğiz de eğer müzakerelere başlama kararı verilirse Sn. Akıncı’nın işi geçmişe göre daha zor olacak.. Çünkü karşısında öncelikle “ya onayı ya da şerhi” ile aşması gerekeceği alacalı bulacalı “dörtlü bir koalisyon hükümeti” bulacak!. (Serdar Denktaş’lı ve Kudret Özersay’lı tabi!)
ŞİMDİLİK uzak yakın, görebildiğimiz köyün minareleri bunlar… Ki hükümetin ömrünün ne kadar olabileceği de meçhul! Ne var ki biz toplum olarak bu tip siyasi devinimlere mayalıyız.. Vız gelir tırıs gider yani!
********** AYRISIZ GAYRISIZ EKONOMİK BÜTÜNSELLİK
Türkiye sınır ötesi askeri harekât ve harekâtlarına daha çok “uzun süre” devam edecek gibi gözüküyor.. “Uzun süreyi” tırnak içine aldım çünkü bilinen gerçektir: “Savaşan ülkeler zorunlu “savaş ekonomisi” oluştururlar.. Bu “ekstra ekonomi,” cephedeki askerin ihtiyaçlarının daha çok artması nedeniyle, üretimin de artmasıyla oluşur! Ve sanıldığının aksine “savaşan ülkelerin” ekonomisinde kanlı canlı hareketlilik yaşanır.. Nitekim savaş nedeniyle TL’nin yerle yeksan olacağı sanılırken, dolara kafa tutmaya devam ediyor olması bundandır…
Fakat sosyoekonomik yapısallığı ve TC’ye bağımlılığı nedeniyle KKTC için böylesi ekonomik değerlendirmeler yapmak mümkün değildir. Çok kısaca ve sadece “Türkiyesiz bir KKTC ekonomisi düşünülemez” diyoruz!
Buna karşın dörtlü koalisyon hükümetinin de Maliye Bakanı olan Serdar Denktaş’a göre “artık KKTC’nin gelirleri giderlerini karşılar durumdadır.” (Cari giderleri olmalı.) Fakat bu artada yapılan açıklamalarda asıl önemli olanın mesela şimdilerde “ihracatın geçen yıla göre yüzde 2,81 oranında düştüğü” açıklamasıdır.. Bu “ayni zamanda üretimin de düştüğü anlamına” gelir ki zaten sır değildir!
Gene “dörtlü koalisyon hükümetine” dönüyorum: Daha göreve başlamadan “yapması gerekenler” parantezinde Bakanlar Kuruluna yüklenen görev mesela eski başbakanlarımızdan Soyer’e göre bakın ne olmalıdır:
“Yeni kurulacak hükümetin görevlerinden biri “yolsuzluk iddiaları olan siyasilerle ilgili süreci yargıya taşımak, diğeri de siyasi, sosyal ve de cepheleşmeye doğru giden siyasal atmosfere karşı ciddi tedbirler alınması…”
Neresinden baksanız bir “hesaplaşma ile temizlik hareketi” çağrışımı yapan bu öneri, KKTC’i “bütünleştirmekten” çok beterince “ayrıştırmaya” yönelik gibi anlamlaşıyor! Ki benzer söylemleri Sn. Akıncı’nın son Afrika ve Meclis olayları nedeniyle, (kimin kime saygı duyması tartışmalı olan) şu açıklamasında da serdedildi: Sn. Akıncı KTTO’nın genel kurulunda konuşurken, “Kıbrıslı Türklere saygı duyulmalıdır” dedi! Tabi “leb demeden leblebiyi anlıyoruz!” Tam 43 yıldır kaşıya kaşıya kanatılan yara halini alan şu “Kıbrıs’lı Türkiyeli ayırımcılığı!”
Ki yazımıza sosyokonomik sorunlarımızı konumuz yaparak girerken şunu söyleyecektik: “Artık KKTC’de salt bir Kıbrıslı ekonomisi, üretimi, ihracatı, ithalatı yoktur!” Hatırı sayılır oranda bir TC ve TC’li sermayesiyle yatırımı da vardır..
Dolayısıyla “kesimler” arası “sen ben davası” yerine “bütünselliğiyle ve ayrısız gayrısız KKTC’e yönelik sosyoekonomik büyümeye odaklanmak zorundayız…” **********
KISACA TAKILDIĞIM: (AYIRIM GAYIRIM ŞART OLDU!)
DAÜ’de Nijeryalı bir öğrencinin başına vurularak ve ezerek öldürülmesi olayı (hemen yazalım) ne ilk olacaktır ne de son!
Dolayısıyla 16 yaşındaki bir kızın bile karıştığı bu hunharca olaya DAÜ’nün Sn. Rektörünün, “her öğrencimizin hak ve hukukuna, kökensel kimliğine bakmasızın sahip çıkmaktayız” açıklamasına katılamıyoruz. Çünkü KKTC üniversitelerinde yahut DAÜ’de istenmeyen illegal öğrenci olayları artmışsa, bunun nedeni işte o “ayrısızlıkla gayrısızlığın” tüm öğrenciler için genel bir politika haline getirilmesidir. Yani “iyilerle kötüleri” ayni potada tutmaya çalışmaktır! Yarın bu “felaket” konuya devam edeceğim…
































