Yavaştan “hükümete ısınma praktisleri yapan yeni bakanlarımız kısa notlar halinde yaptıkları açıklamalarla “icraatlarından” da söz etmeye başladılar… Tabi biz hükümet programını bekleyeceğiz. Bekleyeceğiz de bir hatırlatma yapayım.
ÇOK gerilerde kaldı gibimize geliyor da bakın, (benim için artık Koalisyon hükümetlerinin çalışamadığı kırılma dönemlerinin başı sayılan şu Temmuz 2015 yılının CTP-UBP Yorgancıoğlu koalisyon hükümeti oluşurken) bile ne diyorduk:
“42 yılda 39 hükümet kurduk. 40. da kuruluyor!”
BEN her zaman geriye dönüp bakmayı severim. Gelip geçmiş olmalarına karşın, hatırlandıkça acı vermiş, kalbimizi kırmış olsalar da “bir daha tekrarlanmaması” gereken “yanlışları” öğrenmemiz açısından faydalı olmaktadır..
Ki 2015’den bu yana dur durak bilmeden ardı ardına Kalyoncu Koalisyon Hükümetinden Geçici Hükümetlere, oradan da Özgürgün koalisyon hükümetine gelirken aradan sadece 2 yıl geçti!
SİZ istediğiniz kadar bu hükümetler furyasına “demokratik ve siyasi teamüllerin çalışması” diyerek teselli bulabilirsiniz! Her yıl bir hükümet kurup yıkmayı “zıt güçler dengesinin” çalışmakta olduğuna misal gösterebilirsiniz!
O zaman neden her yeni hükümet göreve başlarken “dört yıllık planını yapar?” Laf ola beri gele dostlar “icraatta görsünler” diye mi? Yoksa “öyle geldi böyle gider” teamülünden dolayı mı? Yoksa “bakın biz diğerleri gibi bir yılda göçüp gitmeden dört yıl hükümet olmaya devam edeceğiz iddiasına dayalı inançtan” mı?
NERESİNDEN bakarsınız bakınız.. Bu “koalisyon hükümetleri süreci” ne memleketin faydasınadır ne siyasi partilerimizin iddialarıyla bağdaşmaktadır! Aksine her gelen hükümet öncelikle “kendi kadrolarını” oluşturmak telaşına düştüğünde “popülizmin” de tamı tamamına çarkları arasına düşmektedir!
GERİYE dönüp Özgürgün hükümetine bakın: Kısa süreli iktidarında “nesinden söz ettirdiydi?” Ve şimdilerde görevi teslim alan hükümet, “hesabını soracağız” derken o geçmiş hükümetin ortaklarından biri olan DP’ye karşın; “nesini kaşıyıp mahkeme yolları açacak?”
BAKIN kaç zamandır iktidara gelip giden koalisyon hükümetleri bu çelişkilerle kısır döngülerden dolayısıyla devleti kilitleyen “olaylardan” yakasını kurtaramamaktadır. Kaldı ki “hükümet programını” uygulayacak siyasi irade ile “zamanı” bulabilsin..
DÖRTLÜ koalisyon hükümetinin şimdilerde yavaştan yavaştan “işte tasavvurlarımız” deyip açıklamalarını yaptıkları icraatlarına bu nedenlerden dolayı kuşku ile baktığımızı peşinen yazalım..
HA tabi ki ellerinde fırsat vardır: Ancak icraat alanında büyük fedakârlığı ve koalisyon hükümetini oluşturan siyasi partilerin “kendi siyasi ve sosyoekonomik” görüşlerinden arınmalarını gerektirir! “Ben Sol partiyim bu yasa görüşlerime uygun değil” demek derdine düşmeden KKTC’nin çıkarlarını gözetecek fedakârlıklardan söz ediyorum…” TABİ beklentilerimiz de vardır: Mesela seçim yasasını değiştirmek gibi… Koalisyon hükümetlerinin gitgide “yamalı bohçalar” haline gelmesini önleyici tedbirlerin alınması için uygun sistemlerin ikame edilmesi gibi… Dolayısıyla “Başkanlık sisteminin” tartışılmasını gündeme getirmek gibi…
KISACA: Artık çok ayıp oluyor! Çünkü her yıl yeni bir hükümet kuruluşunu zorlayan seçimlere gitmek, sadece “yönetilemediğimizin” ispatı değil; “yöneteceğiz” diye ortaya atılan insanlarımızın gerçekte yeteneksiz ve basiretsiz olduklarını da çakmaktadır! Eee ama! Artık herkesin de haddini hududunu bileceği bir toplumsal “seviye” bir “siyasi kültür” sahibi olmamız gerekmez mi?
BEKLENTİLERİMİZ-UMUTLARIMIZ
Yeni koalisyon hükümetinin icraatlarına yönelik kuşkularımız da olsa, sonuçta “devlet” olduğumuz inancındayız.
(Her ne kadar mevcut koalisyonu oluşturan siyasi partilerin bazıları, “devletimiz” sayesinde hükümet olmalarına karşın KKTC’ye inanmıyor, önceleri Annan şimdilerde “Guterres ilkeleri” çerçevesinde Güney ile bir federal devlet peşinde koşuyorlarsa da…)
O zaman “kerhen” hükümet olduklarını da aklımızdan silerek şunu diyeceğiz:
KKTC’nin pek çok sorunu vardır. Fakat en büyük sorunlarından birisi artık almış başını giderken kronikleşen ve kapsamına “çarpık yapılaşmayı” da alarak rant ekonomisinin bir parçası haline getirilen “arazi spekülasyonlarıdır…”
Ki ne diyorum ben sık sık bu sorunla ilgili: “Artık kentlerimizde bir okul, bir hastane, bir dispanser ya da çocuklarımıza gençlerimize oyun yerleri, parklar yapacak tek karış toprak parçası kalmadı!… “Düşünün ki doluluktan dolayı artık mahallesindeki okuluna bile gidebilme olanağı bulamayan öğrenciler, otobüslerle uzaklardaki okullara taşınmaktadırlar!
Kentler “hâlâ planları çıkarılmadığı” için keyfi inşaatlarla “geleceği” hiç düşünmeden insanları sıkboğaz eden açık hava hapishaneleri haline gelmeye başladı…
Öte yandan, TC’den akıtılan su dolayısıyle artık tarım topraklarımızın büyük değer kazanacağı, üretim patlaması yapacağı gerçeklerde bir karışının bile harcanmaması gerekirken bakıyoruz, “plansız programsız” inşaatlarla tarlalar ovalar öbek öbek evler apartamanlarla doldurulmakta!
Toprakta çalışacak insanlarımız gitgide azalırken, “ev yapmaları için gençlere dağıtılan arsaların” da artık bu “kısırlığın” giderilmesini göz önüne alarak usulüne uygunluk içinde sistemleştirilmesi gerekmektedir…
Ve “Kooperatifçilik” diyoruz! Bizim gibi toprakları ile genelde coğrafyası “bir karışlık” ifadesine sığan ülkelerde artık hiçbir bireysel çabanın KKTC’yi daha ileri götüremeyeceğini kabul etmek gerekir.. Koop. Bilinci ile örgütlenmesi bu nedenle kaçınılmazdır…
Diyelim ve ekleyelim. Bu dörtlü hükümet kuruluşunu daha başında sadece “tefe koyup yamalı bohça gibi” diyerek çalmadıktı!
Bir da ne dedikti. İşte size bütün partilerin katıldığı bir ulusal hükümet… Hatta bir adım öne çıkarak “Ulusal Konsey” bile dedikti…
Eh gayrı! Ötesi Erhürman hükümetinin görevi…
































