Köşe Yazarları

YENİ HÜKÜMET OLUŞURKEN BEKLENTİLER…

Eşref Çetinel yazdı








Öyle anlaşılıyor ki bir süre daha gelip geçmiş “seçimi” konuşacağız. Buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Çünkü: BU ülkede her seçimin ardından ve her zaman yeni bir umutla bakarız geleceğe. Beklentilerimiz vardır, onları seslendiririz. Üstelik koalisyon hükümetini oluşturacak siyasi partileri; partili partisiz oluşumuzu bir yana koyarak, güzel yarınlar için teşvik ederiz. Ve genelde beklentilerimizi hep şöyle seslendiririz:




ÖNCE İSTİKRAR! Toplumca çok ama çok ihtiyacımız vardır: “Düzen ve dirlik. Sağlık ve afiyet…” Ki bu halk ne zamandır “mesut” olmak istemektedir.. Hayatını zehirleyip çekilmez yapan ve büyük oranda “denetimsizliklerden” kaynaklanan başıbozukluğun artık son bulmasını istemektedir. Keyfiliğin, insafsızca yaratılan Allahsız pahalılığın… Çevre kirliliğinin, trafik sorunlarının.. Gitgide daha çok bozulurken şikâyetleri artan Sağlık sorunlarının. Asla iki yakası bir yere gelmeyen eğitim öğrenim müesseselerinin…KISACA bu halk hayatını çekilmez yapan tüm sorunların layıkıyla gündeme taşınıp çözümlerinin sağlanmasını beklemektedir.. BEKLEMEK ne kelime, “vuslata” dönüşmüş ki eğer geçtiğimiz seçime katılımda büyük oranda düşüş olmuşsa, bunun nedeni “seçilip toplumun kaderini yüklenen vekil ve oluşturulan Hükümetlerin sadece bu halkın beklentilerine cevap verememeleri değil; ayni zamanda memleket yönetiminde “basiretsizlik” sergilemelerindendir! BU nedenle sadece seçimle sonuçlarını konuşmak yetmez! Soracağız da: “O MECLİSE hizmet için mi yoksa egonuzu tatminin fantaziyasını satmak için mi giriyorsunuz?”



KİŞİSEL hesaplarınız için mi yoksa KKTC’e gerçekten hizmet için mi? O zaman gelin meramımızı bir daha anlatalım ki desti kırılmadan söylenip uyarılmış olsun:

***

İSTENEN ŞUNLARDIR: BİR: Hangi koalisyon hükümeti iktidara gelirse gelsin. İstenen “öncelikle tüm toplumu saracak istikrarın sağlanmasının tesis edilmesidir.”

İKİ: Siyasi çözümsüzlük çok uzadı. Sözünü ettiğimiz istikrarsızlığın büyük nedeni de bu çok uzayan, uzadıkça sosyoekonomik kalkınma yollarını tıkarken, toplum bünyesinde büyük yaralar oluşturan zararlarıdır! Ve bunların asıl sorumlusu işte bu  “siyasi çözümsüzlüktür.” Toplumsal varoluş yollarımızda büyük bir engel olarak duran bu sorunumuzu çözmeden bu ülkede hiçbir hükümet görevini yapmış sayılmayacak her zaman bir sonrası hükümete (bu nedenle( yığınla sorunlar bırakacaktır..

ÜÇ: KKTC perdesi ne zaman aralansa ayan beyan ortalara yayılan pis kokulu ve türlü çeşitli alavere dalaverelerle, illegal olayların ve rant ile gaspın önlenmesi… Temiz toplum temiz memleket yaratılması..

Kİ elimizdedir: Şu 3 bin kilometre karelik bir iki futbol sahası büyüklüğündeki memleketi eğer istersek cennet yaparız..

Yeter ki “perdeyi” kaldırdığımızda burnumuzu kıran “pisliklerin” üstesinden gelinebilinsin!

***

VE ASIL BÜYÜK SORUN: Yıllardır bu ülkede siyasi erk sahibi olmak sadece “ayrımcılığı” düşmanlığa kadar vardıran “partizanlığı” azdırmakla kalmadı. O “Partizanlığı” da kendi içinde amipler gibi bölerek parça körçe “düşman kamplar” yarattı!  “Sağ ile Sol etiketler” insanların yakalarına  karanfiller güller gibi takıldı!

VE gün geldi  bu bölük pörçük aslında toplumun yapılanmasında anlamsız olan “izm” ler sonucunda memleket “düşman kamplara” bile ayırdı!

NİTEKİM “bu toplumun  üretime, yatırımlara ihtiyacı vardır” dediğimize nazire, bu ülkede yıllar yılı özel sektörün teşebbüslerine, yatırımlarına, üretimlerine, ithalat ve ihracatlarına “Sol gözümüzle bakarken  “sol” elimizle vurduk!

KÖYLÜ dedik.. Çiftçi işçi memur öğretmen dedik.. Uğurlarına siyasi partiler oluşturduk ama bu adada var olmak sorunu gündeme geldiğinde “hür teşebbüsü” tu kaka yapmak yollarında hep “Sol” silahı kullandık!

SONUÇ ortadadır ama: Seçimlerle de ispat bulmuştur ki  bu ülkenin kaderini yüklenecek olan Sağ’ın UBP’si ile Sol’un CTP’sidir.. Kİ artık “Sağ ve Sol” derken canım sıkılıyor çünkü topluma hizmetin, vatana akıtılacak terin ne Sağı vardır ne Solu. Varsa “varoluş için, kalkınma ve istikrar için sadece hizmet aşkı” vardır. Öyle olmalıdır.

BU nedenle kendimizi aldatmaya kör gözlere parmak sokmaya da gerek yoktur! Çünkü ne “solcular gördük mütegallibenin hası olan! Ve nice Sağcılar gördük toplum savaşçısı..

***

SÖZÜMÜ şöyle tamamlayım. Eğer bağımsız ve bağlantısız devlet iddiasındaysak önce “devlet olmaya layık” toplum olduğumuzu ispat etmek zorundayız.

Yoksa her canımız sıkıldığında Anastasiadis’li Güney’e çatmayı, Ankara’ya serzenişte bulunmayı, sanki dünyanın mihveriymişiz gibi lafazanlık yapmayı ben de bilirim, Ahmet Mehmet de! Üstelik böylesi serzenişleri de her gün “Köşemde”ayazlatırım!

***

FAKAT devletin kaderini yüklenenlerin böylesi yakınmalar yada önüne gelene saldırılarla geçirecek ne zamanı vardır ne de hakkı! DEVLET olmak yollarında ancak “Seferberlik toplumu” olabilirsek terleriz.. Ki ne derdik eskiden? Mefkûre sahibi olmayı gerektirir… Asıl olması gereken ise fedakârlıktır…

İŞTE FIRSAT. Hadi oluşturun koalisyon hükümetini.. Açın şemsiyenizi, tüm Kıbrıs Türk halkını imtiyazsız sınıfsız  toplayın altında ve koşun devlet oluşa.. Bağımsız ve egemen.. Özgür ve büyük… Saygın ve mutlu… Hep aydınlık yarınlar için…

 









Başa dön tuşu