Anastasiadis masaya dönmeye hazırmış…
Tabii, Kuzey’deki seçimlerden sonra.
Bakmayın siz; Türkiye’den işaret bekliyorlarmış, onu, bunu istiyorlarmış falan.
Masanın dışında kalmanın aleyhlerine olduğunu gördüler.
Ayrıca, “doğal gaz” kozu da, “havagazı” çıkınca, politika değişikliği şart oldu…
Uluslararası alanda durumlarını değerlendirdiler ve masada olmanın daha avantajlı olacağına karar verdiler, dönüyorlar.
BM Genel Sekreteri’nin dün yaptığı açıklamalar da ilginçti.
“Ben son temsilci olacağım” sözünü ikinci defa söyledi.
Kıbrıs konusunun, dünyanın önemli sorunları arasında, “en kolay çözülebilir olanı” olduğunu vurguladı…
Şimdi artık herkese belli görevler düşüyor.
Kırılıp dökülen masayı, orasından burasından çivilerle yeniden tutturmak, kimseyi bir yere götürmez. Sadece 40 yıldır olduğu gibi, sepetle su taşıma faslına geri dönmek olur.
Bir kere, masaya dönüşün, Rum tarafı için, gerçekten bir anlaşmaya hazırlanmak değil, stratejik bir manevra olduğunu bileceğiz…
Diğer taraftan, biz bir kırk yıl daha bu belirsiz süreci devam ettirecek miyiz, ona karar vereceğiz.
Bunun için, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir referandum olacak, orası kesin…
Bunların dışında, hepsinden önemlisi, masada seyirci olmamanın yolunu bulacağız.
Adamın istediğinde tekmeyi vurup, masayı dağıtma lüksü olmayacak…
Masada görüşme yaparken, halkına başka şeyler vadedemeyecek, ya da uluslararası kulislerde oyunlar oynayamayacak…
Gücümüz yettiği kadar bunları deşifre edip, mücadelemizi en geniş şekilde sürdürmek zorundayız. Gücümüzün yetmediği yerde, Türkiye’nin desteğiyle…
Ama “masadayız” deyip, hakikaten masa başında, ofislerde, dört duvar arasında, daha doğrusu Sarayönü’nde kalamayız…
Kolay iş değil biliyoruz. Ama boş boş oturup beyanat yayınlamak yerine, bir de çalışmayı, çok çalışmayı deneyelim bakalım…
Elimizin ulaştığı, gözümüzün gördüğü her yere ulaşarak, herkese anladığı dilden konuşarak, unutulan varlığımızı hatırlatarak…
“Ambargo altındayız, onlar tanınmış taraf, AB üyesi” bahanelerine sığınıp, kendi kendimizi küçülttüğümüzün farkına değiliz.
Kim ne derse desin, bu oyunun iki tarafı var. Bir anlaşma olacaksa, onun eşit diğer tarafı biziz. Farkında olmasak da, bu böyle…
Pasif duruşumuz, Rum tarafının çok daha rahat at oynatmasına yardımcı oluyor, o kadar… Bunu da bileceğiz.
Çağın getirdiği yeni bakış açıları, yeni vizyonlarla, üstümüzdeki ölü toprağını atmak durumundayız.
Kıbrıs konusu 60 yıllık sorun olabilir…
Ama çözümü 60 yıllık formüllerde değil…
Maalesef her iki tarafta da, hala geleneksel olanın sesi çıkıyor.
O nedenle değişik bakış açılarıyla, yeni formüller üretilemiyor.
Yeni döneme bir de bu bakışla başlarsak, ne kaybederiz?..
YERİN KULAĞI VAR
ÖNERİMDİR:
Artık bu işin gizlisi saklısı kalmadı. Adaylardan Derviş Eroğlu’nun 19 Nisan’a kadar televizyon yayınlarına çıkmayacağı belli oldu. Bunu bile bile peşinden koşanlar var… Benim önerim, BRTK dışındaki bütün TV kanalları ortak bir açıklama yapsın ve talep gelse bile Sayın Eroğlu’nun programlara çıkarılmayacağını açıklasınlar. Yoksa, her gün refüze edilmekten kurtulamayacaklar…
DENETİM MUCİZESİ:
Her konuda, ama her konuda sorunlarımızın başı denetim. Yasalar belki eksik, belki eski ama var. Yeter ki denetim olsun. İşte kaçak ekonomiye yönelik denetimlerle, vergi gelirlerinde son bir yılda yüzde 20 artış sağlandı. Yine bir yılda, kaçak işçi denetiminde 9 milyon TL’ye yakın para cezası kesildi. Son olarak da, gıda denetimlerinin yaygınlaşmasıyla, yerli ürünlerde kirlilik oranının düştüğü saptandı. Daha ne olsun. Bence kamuda binlerce atıl personel var. Belli bir eğitime tabi tutulup, tümü denetime yönlendirilmeli. Zira personel fazlalığına rağmen, en büyük eksiğimiz, denetim elemanı…
YARGI KARAR VERSİN:
Sunat Atun’un “kaçak elektrik” konusunda yaptığı iddiaları, Kıb-Tek bir kez daha yalanladı. Ortada karşılıklı iddialar ve elektriği yasal olmayan iki daire var. Bu durumda, Kıb-Tek’in yapması gereken, ne bu karşılıklı açıklamaları sürdürmek, ne de sadece sayacı takıp, cezayı almak olmalı. Konu mahkemeye de intikal ettirilmeli ki, kimin doğru söylediği, kimin haklı olduğu ortaya çıksın. Atun’un dokunulmazlığı olabilir ama şirketinin böyle bir durumu yok… Şeffaflığın da, adaletin de gereği bu…
MORALLER BOZUK:
Cumhurbaşkanı adayı Eroğlu’nun örgüt ziyaretlerindeki ilgisizlik, moralleri oldukça bozmuşa benziyor. İddiaya göre, son Küçük Kaymaklı ziyaretinde, herkesin aranmasına rağmen, beklenen kalabalığın toplanmaması, Eroğlu’nun tepkisine neden olmuş ve örgütleri yeteri kadar çalışmamakla suçlamış…
TABANLA UYUMSUZ SENDİKA:
Sendikaların birçoğunda, tabandan kopuk, siyasete dönen yönetimlerin artık sorgulanacağından emindik. Mehmet Taşker olayı, KTOEÖS’de fitili ateşledi, yönetim kurulundan 7 üye istifa etti. Uyumsuzluğun ne kadar derin olduğu da yapılan açıklamadan görülebiliyor. Ama bence en önemlisi, birçok sorun ortada dururken, KTOEÖS yönetiminin hükümetle ek ödenek pazarlığı yaptığı iddiası. Sadece bu bile sorunları izah etmeye yetiyor…
HAKKI BEY’İN HATIRINA:
Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu, “açıklayacağım” demesine karşın, mal varlığını açıklamamakta ısrar ediyor. Böyle olunca da milletin kafası karışıyor. Haydi Ferdi Bey Ve İrsen Bey’i bir tarafa bırakalım ama eski Başbakanlardan Hakkı Atun da, Derviş Eroğlu’nun mal beyanında bulunarak, hakkındaki bu iddiaları ortadan kaldırabileceğini söyledi. Bu konuda bugüne kadar suskunluğunu koruyan Eroğlu’nun, Hakkı beyin bu açıklamasından sonra ne yapacağı merak ediliyor…
ZİRVEDEKİLER
Özkan Yorgancıoğlu: Önce eylem sırasında polisin elinden bir eylemciyi alan, ardından intihar etmek isteyen bir kadına bizzat müdahale ederek, olası bir faciayı engelleyen Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, alkışı hak etti. Kimse bunların arkasında siyasi bir şeyler aramasın lütfen. Her ne kadar bu olayları farklı yönlere çekmeye çalışanlar olsa da, Başbakan Yorgancıoğlu’nun bu davranışları insani açıdan övgüye değer diye düşünüyorum…
DİPTEKİLER
Polis Terfileri: Poliste terfiler ikinci kez mahkeme kararıyla bozuldu. İlki Temmuz 2003’te yapılan terfilerdi. Mahkeme terfileri iptal etti. Hakları iade edilmeyenler dava açtı. Açılan davalar 2011’e kadar sürdü. Zamanın Yüksek Mahkeme yargıcı, bugünün Anayasa Mahkemesi Başkanı Şafak Öneri, “Bu mahkeme bostan korkuluğu mu?” demişti… Davacı Özer İnsan, yargılama sürerken hayatını kaybetmişti. Benzerini dün bir kez daha yaşadık. 2013’te yapılan terfiler de yasaya aykırı bulundu. Karar, toplum olarak kurtulmamız gereken zihniyeti bir kez daha gözümüze soktu…
































