Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YENİ AMERİKAN OYUNLARI! VE (KISACA TAKILDIĞIM: (AÇILSIN KAPILAR!)

Siyasi ve ekonomik gelişmeleri artık daha endişeli izliyoruz. Çünkü Doğu Akdeniz’deki “oyuna,”  sadece istenildiği ve gerektiği  zaman sokulan “figüran” durumundayız.

Asıl oyuncular biliniyorlar: “Yunanistan, Güney Rum Yönetimi, İsrail, Türkiye ve şimdilerde Okyanus ötesinden çıkıp gelen ve baş rolü üstlenen Amerika!

Amaç da strateji de biliniyor: Türkiye’yi hem Suriye Irak sınırlarından hem de Doğu Akdeniz ile Ege adalarından denetim altında tutmak!

Nitekim artık Amerika hava, deniz  gücüyle Yunanistan’ın Suda, Girit adalarında konuşlanarak bölgede kalıcılığını çakarken, asıl büyük oyunu da İsrail’le birlikte Kuzey Irak ile Suriye’de oynamakta..

Şöyle ki bir yandan PYD ile PKK’a silah yardımında bulunmakta, öte yandan Yunanistan’a türlü çeşitli silahlar satmakta.

Uçak gemisi Ayzenhaver artık Yunan denizlerinde volta atmakta, Güney Rum Yönetimini, Mısır’ı, İsrail’i, Fransa’yı da yanına katarak bugüne kadar Doğu Akdeniz’de görülmeyen, gerçekleşmeyen askeri tatbikatlar yapmaktadırlar..

Kimin için, neden? Hem AB üyesi hem BM’ler üyesi hem Nato üyesi olan Yunanistan  Türkiye’den ne istiyor?

Tutun ki bütünüyle Kıbrıs’ı istiyor! Doğu Akdeniz’i tümden egemenlik alanı yapmak, enerjinin tek sahibi olmak istiyor!                                                 ***

PEKİ AMERİKA NE İSTİYOR? İsrail eğer Filistin’i durup dururken vurmamışsa o zaman son kanlı saldırılarına bir anlam vermek gerekir.

Çünkü Amerika Irak’ın Kuzey’inde PYD, PKK’ya Türkiye’nin Güney sınırlarına kadar dayanacak bir Kürt devleti kurdurmak istiyor. Amacını  da gizlemiyor gerçekleşmesi  için bu terör örgütlerine resmen  silah yardımında bulunuyor..

Peki İsrail’e ne oluyor? Neden Filistin’i küçücük olaylara  sardığı nedenler ve  Hamas’a yönelik  suçlamalarla ikide birde vuruyor?

Çünkü artık kaçacak başka yerleri kalmayan, küçük bir toprak parçasında tutunmaya çalışan, varoluş direncini kaybetmiş Filistinlileri, o son vatan topraklarından da kaçırtarak işgal ettikten sonra, Türkiye’nin sınırlarına dayanmayı hedefliyor!

Amerikan stratejisi doğrultusunda oynanan oyun bir yandan Yunanistan’ı  Ege Denizinde, Doğu Akdeniz’de TC’ye karşı silahlandırıp güçlendirirken,  öte yandan Suriye Irak sınırında Türkiye’yi  İsrail ile kontrol altında tutmayı, sınırları içine çekilmesini  hedefliyor.

Yani kısaca şu anda Türkiye resmen Amerikan planlarıyla ve bizatihi Amerika askeri gücü ve ittifakında yer alan bölge ülkeleriyle  Türkiye’yi sıkıştırmakta,  ablukaya almaktadır!

***

GELİŞMELER BASİT DEĞİLDİR:  Olaylar gözlerimizin önünde gelişiyor. Biden’li, Amerika yeniden “dünyanın jandarmalığına” soyundu ki Uzak Doğuda   Çin’e posta koyarken, Yakın Doğu’da da hedefine İran’la Türkiye’yi   koyuyor.

Zaten bölge ülkelerine bakıldığında İsrail ile birlikte başka da dişe dokunur ülke yoktur!

Bu nedenle Amerika uzaklardaki Rusya’yı Ortadoğu’daki yeni ve askeri ittifaklarıyla etkisizleştirmeye çalışırken, son yıllarda bölgede etkili ve önemli konuma gelen  ayni zamanda Rusya ile ilişkilerini düzelten Türkiye’yi de frenleyerek, sınırları içine kapatmaya çalışmaktadır.. Neden ama?””                                            ***                                    “NEDEN” ŞUDUR: Amerika’yı Amerika’da yöneten Rum, Yunan, Yahudi lobilerinin Senato ve Temsilciler Meclisindeki  Rum, Yunan, Yahudi kökenli sempatizanlarının etkin propagandaları!

Amerika’daki TC’liler  bu şansı hiç yaratamadı! Hatta Almanya’daki Türk nüfusun yoğunluğuna karşın bir iki isim dışında siyaset arenasını büyük ölçüde etkileyecek lobiler oluşturulamadı.

Uzun yıllar Kıbrıs sorununu bu nedenlerden dolayı hiçbir ülkeye anlatamadık. Haklılığımızı kanıtlayamadık.

Nitekim bir stratejiste    göre Türkler yaşadıkları ülkelerde siyaset dışında kalmayı tercih ediyorlar.

Bildiğim kadarıyla Rumlar ve Yahudiler ise hem Amerika’da hem Avrupa’da siyasetin şah damarında atıyorlar ve “Hıristiyanlığı” da kullanarak etkili propagandalarıyla Amerika ile Avrupa ülkelerini destekçileri yaparak  kendi yanlarına çekiyorlar..

***

KISACA TAKILDIĞIM: (VE GELELİM BİZE!)                                                                     Her ne kadar “basın” demokratik teamüllerde eleştirme hakkını kullanıyorsa da mesela ve hasbelkader bir mensubu olarak ben, öteden beri gurur duyacağım güzel, olumlu, devlete millete faydalı karar ve icraatları yazmak istedim..

Nitekim öylesi devlet icraatını yakaladım mı yorumumla göklere çıkarırım..

…Kimdi hangi siyasi liderdi unuttum ama “ben küçük şeyler düşünemem” derdi. Galiba Özal’dı..

Nedir o “küçük şeyler?” Sedat Peker gibileri! Sedat Peker’le dolaplar çevirenler gibi! Hayatları boyunca alavere dalavereden kurtulamamış, bukalemun gibi renkten renge giren insanlar!

Ama asıl büyük gerçek nedir bilir misiniz? İşte bu dünyada bu insanların da başrolünü oynadığı pek çok filmlerinin yıllar yılı vizyonda kalması!

Sedat Peker ve şimdilerde sivri diliyle suçladığı kendine göre “çirkinlikleriyle yolsuzluklarını” deşifre ettiği  “insanlar!”

Evet ama Türkiye de gerçekten  o badirelerden geçmedi mi?                                    Hâlâ devam edeni yok mu?                                                             ***

NE DİYORDUM? “Gelelim bize” diyordum..

Bir avuç insanız ama ne Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili bir ulusal karara varabildik ne de her yıl değişen hükümetlere karşın iki yakamızı bir araya getirebildik..

Anladığımca hükümet “aç kapa” ötesinde ne siyasi ne ekonomik yönden karar üretemiyor.. Türkiye’nin parasal katkılarıyla pandemi nedeniyle oluşan büyük zararları az biraz telafi etmeye çalışıyor ama olanlar oluyor!

Artık esnaf zanaatkâr iş insanları son çarenin çığlığında “kapıları açın” diyor..

O kapılar açılır.. Rum Kuzey’e Türk Güney’e gelir gider.. Vakalar artarsa?

“Canım o zaman kapıları kapatırız olur biter” denebilir ama ya o vakalar nedeniyle ölenler olursa?

Yani kapıların açılması rizikolu değil midir? Hem Rumlar hem Türkler açısından..

“Fakat böyle ekonomi de olmayacak yürümeyecekse  bir çare bulunmadı” dendiği yerde donup kalıyorum ve iyi ki memleketi yöneten takımın içinde yoğum diyorum!                                                      ***

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR:  Çocukluk dönemlerimden kalma yıllar yılı hatırımdan çıkmayan siyah beyaz yapım   “Barbaros Hayrettin Paşa” filminde bir sahne vardı.                                                                         Yüzme bilmeyen dolayısıyla denizden korkan bir serdengeçtiye Barbaros Hayrettin Paşa şöyle diyordu: “Deniz kendinden korkanlar için korkunçtur. At kendini denize..”

İnsanlar savaşırken  ölebileceklerini düşünürler ama söz konusu vatan müdafaası  oldu muydu ölümüne savaşırlar.                                                          ***

YANİ ne? Sonunda vardığım karar şu: Korkuyu yenmek zorundaysak kapılar kararlı tedbirler uygulamalarında açılabilir.

Satış yerlerinde marketlerde kesinlikle maske, mesafe kurallarına uyulmalı ama. Ki şimdilerde gördüğümce hiç uyulmuyor, tedbirleri çözdük yani!

Sonrası gene düşünülür..