Tarafların müzakere masasında “mülkiyet ve toprak sorununu nasıl aşacaklarını bilemiyoruz. Hem çok zor hem de çok uzun yıllar sürecek bir sorun. Üstelik arada çıkacak hır gürü ile hem Güney hem Kuzey Yönetimlerinin başını da çok ağrıtacağı kesin!
Şimdi bir parantez açıyorum: Sn. Akıncı geriden gelip onca adayı büyük farkla geçerken, büyük oranda oylarını aldığı halk indinde Cumhurbaşkanlığına layık olduğu için değil, “çözümü sağlayacak müzakereci” oluş” inancını çaktığındandı. Hemen her siyasi parti kademesinde kabul gören bu inançtır ki Akıncı’yı Cumhurbaşkanlığına dolayısıyle “müzakereciliğe” taşıdı. Ve tek bir şey beklendi: Akıncı’nın ne pahasına olursa olsun çözümü sağlamasını!
AKINCI BU KADAR GÜÇLÜ OLABİLİR MİYDİ? Yani bugüne kadar kimselerin başaramadığını başarıp çözümü sağlayacak bir tarihi olayın lideri olabilir miydi? Müzakere masasına oturalı beridir Akıncı bunu zorlamaya çalışıyor. Nitekim.
Önceleri çözüm “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir federal sistem” olarak telaffuz ediliyordu. Akıncı da masaya bu çözümü gerçekleştirmek için oturdu. Fakat bir süre geçtikten sonra müzakere masasında tek bir cephe kaldı o da “Kuzey!”
Şu anda bütün pazarlıklar “Kuzey” eksenli “sorun” üzerinde odaklanmaktadır. Müzakerelerde Rum tarafı inisiyatifi eline almıştır! Rum tarafı AB ve BM’lere aşağıda birkaçını yazacağım “Kuzey’deki haklarını” kabul ettirmeyi başarmıştı, sıra Akıncı’ya da kabul ettirmeye gelmiştir:
Bir: Kuzey 41 yıldır Türkiye’nin işgali altındadır!
İki. Kıbrıs’taki siyasi sorun 1974’de TC’nin Kuzey’i işgal ederek 250 bin Rum’u Güney’e göç etmeye zorlaması ile başlamıştır!
Üç: Mazlum Rum halkı Kırk bir yıldır Kuzey’deki mülkünden yoksun işgalin kalkmasını beklemektedir! Dört: Rum halkı Kuzey’e döneceği birleşik federal sistemi gözlemektedir!
Beş: Yeni kurulacak iki devlete dayalı federalizm AB ve BM’ler üyesi olarak yerini alacağından artık TC’nin garantisine gerek kalmamaktadır!
Altı. AB’nin 1.cil hukuku yerine AB’nin İnsan Hakları müktesebatı gereği Kuzey’e dönecek olan Rumlar dört özgürlüğe sahip olmaktadırlar!
Yedi. Mülkiyet ve toprak paylaşımlarında bugünkü “kullanıcılar” değil, hem Kuzey’de hem Güney’de 1974 öncesinde tapuyu ellerinde tutan sahipleridir!
Kısaca: Müzakerelerde yeniden çizilip saptanacak Kuzey haritasının ve mülkiyet hakkının tartışmaları yapılmaktadır.
AKINCI’NIN FONKSİYONU: Şimdi şunu söyleyebilir miyiz? Sn. Akıncı’dan istenen Kuzey’i en az hasar ve zararla Rum halkına iade edecek çözüm formülünü masada savunmasıdır. Kendisinden istenen budur! Zaten Akıncı da bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır ki “vermeden çözüm olmaz” demektedir!
İÇİNE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ SİYASİ POZİSYONUMUZ: 1974’de Türkiye’nin Kuzey’i işgal ederek Rum halkının malını mülkünü gasp etmesidir! Çözüm isteniyorsa 1974 harekâtının mağdur ve mazlum Rum’larının Kuzey’deki “varlıkları ile haklarının” iade edilmesi gerekir!” İşte Akıncı bu iadeyi en aza indirip en az hasarla gerçekleştirmek için “özel olarak seçilmiş müzakerecimizdir!” ********** AKARYAKITA ENDEKSLİ ELEKTRİK! (UĞRAŞA UĞRAŞA YAŞANAMAZ BİR MEMLEKET YARATILIYOR!)
Diyor ki Başbakan Kalyoncu “popülist olalım diye ucuz elektrik vermeyeceğiz!” Bunu kime söylüyor? “160 bin elektrik abonesine!” Ve şöyle düşünmemizi istiyor: “Karşımızda ciddi bir Hükümet var. “Halk dalkavukluğu yaparak siyasi rant elde etmek için değil, gerekli olan elektrik zammını “döviz kurunun yükseliş ve düşüşüne” bağlayan bir hükümet!” Haklı tabi! Kurumların ayakta durmaları ve kendilerine yetmeleri gerekiyorsa Kıbrıs Türk Hava Yollarının içine düştüğü hataları tekrar etmemek gerekir! Bir tek Elektrik Kurumumuz var ve onu hem devlet hem de aboneler olarak korumak zorundayız! Dolayısıyle santrallerin çalışması için sarf edilen yüzde 42 oranındaki akaryakıt maliyetini faturalara yansıtmaktan başka çare yoktur çünkü bu akaryakıt dövizle alınmaktadır! Bunun için de formül “döviz yükseldikçe elektriğe zam yapılacak, düştükçe tarifelerde de parasal düşüşler olacak!” Kısaca artık bankalardan borçlanırken, araba ev satın alırken, her türlü emtia ithal edilirken, konut ve dükkân kiralarken ödenen dolar, sterlin ve euro cinsinden dövize şimdi de elektrik faturaları eklenecektir! Belki TC’den akacağı için su bile dolarla hesaplanacak, günlük kurda neyse doların TL karşılığı, o karşılıkla ödenecek! Sonra halka dönüp denecek ki “biz popülizm yapmayız!”
Yukarıda da sıraladığımızca halkın kamburuna yüklenen “döviz vurgunu” nedeniyle pahanın pahası olarak yansıyan bu anomaliyi devletin alacağı tedbirlerle en aza indirmesi beklenirken; ne zamandan beridir eksik kalmış gibi elektrik faturalarına da yansıtılmasına “popülizm yapmayız” adı takılıyor! Ki bu memleketin insanları zaten en pahalı elektrik faturasını ödemektedirler! Mevcudu yetmedi de şimdi “dövize” mi irca edildi! Ki her hal’u kârda ileride döviz düşse de TL hesaplamalarında pahası ile devam edecektir… Yani diyoruz uğraşa uğraşa yaşanamaz bir memleket yaratıyorsunuz! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (MECLİS BASKINI)
Bir ara ne zaman Meclis dıştaki örgütlü sendika yahut birliklerin baskına uğrasa “baskını ben yemişim gibi tepki gösterirdim. Çünkü o Meclis KKTC devletini yönetip yaşatırken, ayni zamanda devletin şanına uygun “yüce”liğini de koruyacaktı. İşte o zaman “Yüce Meclisimiz” olacaktı!
Artık önüne gelenin kapısından penceresinden içeri dalıp camı çerçeveyi aşağı indirmesine aldırmıyorum! Çünkü ortada sahip çıkılan bir “devlet” kalmadı ki “itibarı” uğruna savaşılsın! Üstelik “ilga edilmesi” için de Rum’la müzakereler yapılıyor ne olacağı nasıl korunacağı da hiç bilinmiyor!
Buna karşın yine de beklerdik ki o müzakerelerde asıl söz sahibi, asıl karar mercii, asıl yöneten ve yönlendiren “yüce KKTC Meclis’i” olsundu! Oysa sadece bilgilendirilendir! Öylesi Meclis basılır kardeşim!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























