Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “Temmuz doğal takvim” sözü boşa kullanılmış bir söz değil.
Türkiye’nin münhasır ekonomik alanı içinde kabul edilen parsellerin ihaleyle uluslararası şirketlere verilmesi ve Temmuz’da sondaja başlanacağı haberleri üzerine Türkiye’nin tepkilerini bizler de basından takip ediyoruz.
Önceki gün Türkiye Enerji Bakanı Berat Albayrak, Akdeniz’in “muvazalı tarafları, uyuşmazlık tarafları” olduğu vurgusunu yaptıktan sonra, ” İkinci sismik gemimiz önümüzdeki hafta Akdeniz’e gidiyor ve süreci başlatıyoruz” dedi.
Güney Kıbrıs’ın adanın tüm bütünlüğünü ortaya koyması gereken bir offshore siyaseti izlemesi gerekirken, parsel parsel ayırıp gittiğine dikkat çekti.
Rumların geçen ay ihaleyi bitirip sözleşme yaptıkları parsellerden biri olan 6. Parsel, Türkiye’nin
BM nezdinde kayda geçirdiği bir saha… Yani Türkiye’nin egemenlik alanı olarak BM kayıtlarında tescilli… Yani hukuki durumu açık…
Sanırım krizin başlama noktası bu parsel olacak…
Albayrak, Türkiye’nin bu saatten sonra eskisi gibi davranmayacağının, daha etkin ve daha aktif olacağının da işaretlerini verdi.
Bu çerçevede, ilk adım olarak, Rusya’dan yeni bir sondaj gemisi alınıyor…
Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu da, referandum propaganda faaliyetlerinden çok bu konuda açıklama yapıyor. Son açıklamasında Türkiye’nin çözüm için çaba sarfetmeye devam ettiğini söylemekle birlikte, bundan böyle tek taraflı adımlara müsaade edilmeyeceğini söylüyor.
Bunların hepsi birer uyarı.
Bizim bildiğimizin çok fazlasını bilen Cumhurbaşkanı Akıncı da, doğal takvimin Temmuz olduğunu söylüyor.
Bu kez bu takvim meselesi geçmiştekilerden daha ciddi gibi görünüyor.
Ortada sadece, geleneksel Rum uzlaşmazlığının etkisiyle sürüncemede bırakılan bir müzakere süreci yok.
Artı, Rumların doğal gaz arama adı altında denizlerde hakimiyet tescili meselesi var.
Daha önce de defalarca yazdım, benim düşünceme göre, Rumlar tek başlarına bu işi bitirmeden bir anlaşmaya yanaşmayacaklar.
Yönetimde eşitlik, dönüşümlü başkanlık falan, bunlar Güney’in ajandasında yok şu an…
Baksanıza Anastasiadis, Akıncı’nın uyarısını görmezden geliyor. Gözü kara… “Haziran’a kadar çözüm mümkün değil” diye kesitirip atmış…
Evet anlaşma isteyelim, hatta sokaklara dökülelim, ama yapacak bir şey yok.
Adanın iki halkının birlikte yaşadığı, kaynaklarını hakça bölüştüğü bir barış adası olma hayali çok uzak.
Bakıyorum, bizim tarafta katı milliyetçi olmayan, hatta anlaşma isteyen bir çok kişi de bu durum tespitini yapıyor.
Dün Başaran Düzgün “Çözüme değil, krize doğru” diyordu.
Bana da öyle geliyor.
Ancak şunu da not etmeden geçmemek lazım, Güney’de bu durum büyük bir sessizlikle karşılanmakta…
Sıradan vatandaşı bıraktım, anlaşma yanlısı olduğunu iddia eden yazarlar, çizerler bile bu konuda tek satır yazmıyorlar.
Ada tarihinde bir kez daha problemli sulara sürükleniyor.
Zamanında Bülent Ecevit, Erbakan’la kurduğu sorunlu, zayıf bir hükümetle bile 20 Temmuz kararını almıştı.
Bugünün Türkiye liderliğinin, hele de bu konjoktürde sessiz kalmasını kimse beklemesin.
Korkarım bu yaz epey sıcak geçecek…
YERİN KULAĞI VAR
TEHDİT GİBİ AÇIKLAMA:
Rum lider Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın dediği, Haziran’a kadar çözümün mümkün olmadığını söylerken, kendilerinin Kıbrıs Türk toplumuna saygı duyduklarını, kendi kaygı ve endişelerine de beklediklerini ifade etmiş, “Bunu da herkes duysun” demiş. Adam kararlı… Bundan sonra daha ne laf cambazlıkları göreceğiz…
EİDE DE GÖRMÜŞ:
Eide de “Başarısızlık durumunda ne olacağı konusunda her iki tarafta var olan görüşlerin incelenmesi gerekiyor” sözleriyle, sürecin başarısızlıkla bitmesi halinde olabileceklere dikkat çekmiş. Son hafta içinde Kuzey ve Güney’de yaptığı sondajın nedeni de, anlaşmazlık halinde neler olabileceğini anlamakmış… Bir fikir edinmiş ki, tarafları uyarıyor…
O AYNI ŞEYLERİ TEKRAR EDECEK, BEN DE…:
Serdar Denktaş, vatandaşlık konusunu sürekli olarak “ırkçılık” noktasına çekmeye çalışıyor. Sanki herkes hepsine karşıymış gibi gösterip, keyfi vatandaşlık verme eylemini sürdürmek niyetinde. Tam anlamıyla yanlış algı yaratma operasyonu. Operasyon diyorum, çünkü basından destekçileri de var… Hayır efendim! Aptal değil bu millet… Karşı çıkılan, hak sahibi olanlar değildir. Bakanlar Kurulu kararları ile hak sahibi olmayanlara verdiğiniz vatandaşlıklardır. Nedense buna hiç cevap vermez…
ŞİRKETİN HİÇ Mİ SUÇU YOK?:
Kasım 2016’da Dağyolunda meydana gelen ve 3 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazada şöföre 6 yıl 8 ay hapislik verildi. Dava sırasında ilginç detaylar da ortaya çıktı. Şöförün kazadan önce 16 saat çalıştığı iddia edildi. Yani yorgundu ve refleks kabiliyetini önemli ölçüde kaybetmişti. Peki ama bu haldeki birisine kamyon teslim eden şirketin hiç mi suçu yok..?
PARAMIZLA REZİL OLUYORUZ:
Araç Kayıt Dairesi çilesi yıllardır sürüyor ama, para ödemeye giden vatandaş bir türlü saygı görmüyor. Seyrüsefer ruhsatını çıkarmak için günlerce sıra bekleyen vatandaşlar, diğer yandan da “eksik evrak” nedeniyle ceza yemekten korkuyor. Derme çatma prefabrik bir dairede hergün yüzlerce vatandaşa hizmet etmeye çalışan memurlar da, vatandaşlar da durumdan şikayetçi ama, çare üretmesi gerekenler, önlem almak yerine, yeni makam arabası almayı tercih ediyorlar…
NEREDE O ESKİ GÜNLER:
Eskiden bu ülkede “fakir” diye bir sınıf yoktu. Daha ziyade memur sınıfının oluşturduğu, geçimini ve diğer ihityaçlarını karşılamakta pek sıkıntı çekmeyen “orta tabaka” vardı. Ve bir de her yerde olduğu gibi “zenginler” vardı. Şimdilerde bunlar ortadan kalktı. Artık iki sınıf var, “ay sonunu borç harçla zar zor getireneler” ile, “haracamalarında sınır tanımayan, paranın kaynağı belli olmayan üst sınıf”… 40 yılda, zengini çok zengin, fakiri ise çok fakir bir toplum yarattık…
ZİRVEDEKİLER
Vedat Çelik: “Çarşaf liste dedik, onu da beceremedik. Korkarım ki halk bir seçim olsa nasıl oy kullanacağını dahi bilmiyor. Halkımız bu eksikleri görüyor. Tahmin ederim ki yeni alternatifler bulacaktır. Hiçbir devlet, başkasının yardımı ve fedakarlığı ile kurulmaz. Hiçbir ekonomi, başkasının yardımı ile kalkınmaz. Halk kendi kendine bu yolu bulmalı ve istediği noktaya varmalıdır…”
DİPTEKİLER
Çaresiziz, Çaresiz: Bizim tarafta tarım ürünlerine artık kimse güvenmediğinden, imkanı olanlar biraz pahalı da olsa, sebze meyve alışverişinde Güney’e yönelmişti. Bir de fiyatı üçte bire gelen et, Kıbrıslı Türkler tarafından rağbet görüyordu. Rum Sağlık ve Veteriner Daireleri denetim yapmış, sorunlu görülen 583 kilo et ve et ürününün toplanmış, aflatoksin içeren 20 ton kuru yemiş, sınırın üzerinde zirai ilaç kalıntısı bulunan 21 ton muz ve 600 kilo yeşil biber bulunmuş. Kadere bak… Şansımız yok, zehirleneceğiz…
































