Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yavaş atın tekmesi…

Eski seçimlerle, bu süreci karşılaştırdığımda, ‘neden seçim heyecanı yok’ diye düşündüm…
Sizler de farkındasınız sanırım, bu kez öyle bir heyecan yok.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri en çok da Kıbrıs konusuna endeksli olduğundan mıdır acaba?
Eh, Kıbrıs konusunda da öyle ciddi bir umut, aşılacak bir eşik, kısa sürede imzaya sunulacak bir plan yok. Belki bundan…
Ama bakarsanız, herkesin dilinde “çözümü ben yaparım” söylemi eksik değil. Değil de, söylenenler havada…
Diğer taraftan, herkesin duruşu yeteri kadar ortada olduğundan, söylenecek fazla bir şey yok gibi…
Bir yanda, “40 yıldır yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır” diyen iki aday var.
Derviş Eroğlu ve Mustafa Akıncı…
Ne yapıp, ne yapamayacaklarını sokaktaki çocuk da biliyor.
Onun için seçilmeleri halinde yapacakları, ya da yapmayacakları hiç sürpriz olmayacak.
Destekçileri de, bu şartları kabul ederek oy vereceklerinden, sorgulamıyorlar bile. Hatta özellikle Eroğlu’nun, Kıbrıs konusunda çizdiği zig zaglar bile, şimdiden kararını vermiş kitlesinin umurunda değil.
Eroğlu geçmişte sahip olduğu tabanı çok fazla kırdığı için, kayıpları var. Ayrıca kendisine dıştan bir oy gelmesi beklenmiyor.
Ancak Akıncı’nın, Eroğlu’ndan kaçan oyların bir kısmına talip olduğu kesin.
Bu da tepki oyları…
Demek istediğim, her ikisi de, kendilerinin olmayan yeni kitlelere hitap etmiş değiller…
Diğer yanda, kısacık Başbakanlığı süresince 7’den 70’e herkesin desteğini almış bir aday var.
Sibel Siber, bir çoğunun kişi olarak da yakından tanıdığı biri.
Onun da duruşu, partisinin programlarından belli.
Şimdi kendisi, bunun üzerine ne katabileceğini anlatıyor. Kadın kimliğiyle, eğitimiyle, vizyonuyla…
Her ne kadar bir parti adayı olsa da, kimliğiyle CTP dışından ciddi bir oy akışı sağlıyor.
Son olarak da Kudret Özersay.
Hani hep deriz ya, “Bizi siyasiler değil, teknokratlar yönetmeli” diye. Öyle biri.
Konularına hakim, doğru, dürüst, açık bir çizgi izliyor.  Güvenilir bir kimlik sergiliyor. Tüm kesimlerden oy alacağı kesin. Ancak sabit bir kitlesi, yani bir parti desteği olmadığından, bu ilk yarışında ipi göğüslemesi sürpriz olacak…
Benim gördüğümü, seçim sonucunu belirleyecek olan yüzer gezer seçmen de görüyor.
Üstüne üstlük, adaylar ve onların propaganda ekipleri de, bundan sonra kopartılacak kıyametlerin bir şey değiştirmeyeceğinin farkındalar.
Ve sanırım, heyecansız seçim ortamının sebebi de bu.
İnsanlar artık kararlarını vermişler. 
Hani yavaş atın tekmesi hikayesi…
Sessiz sedasız geçen seçimler, genelde büyük değişimleri de beraberinde getiriyor…

 

YERİN KULAĞI VAR
SENDİKALARA DA VERMİŞTİ: 

Cumhurbaşkanı Eroğlu,  “ Mayıs ayında başlayacak görüşmelerle 7 adımda Kıbrıs konusunda varılacak bir antlaşmanın, yıl sonuna ya da engeç Şubat ayına kadar referanduma götürülmesini içeren bir yol haritasının Birleşmiş Milletler’e sunulduğunu” açıkladı. Bu açıklamayı okuyunca aklıma 2009 seçimleri geldi. Eroğlu o zaman da sendikalara, hükümete gelmesi halinde yapacakları ile ilgili yazılı taahhüt vermiş, hatta “plan cebimde” demişti. Ama ne hikmetse o plan seçimden sonra Eroğlu’nun cebinden hiç çıkmamıştı…

FAYDA DEĞİL ZARAR:
Cumhurbaşkanı adaylarının devlet dairelerine yaptıkları ziyaretlerde bazı müdürler ayarı biraz fazla kaçırıyor anlaşılan. Dün de bir adayın daire ziyareti sırasında müdürün talimatı ile izindeki personelin daireye çağrılması, çalışanların tepkisine neden oldu. Belki de bunlar adayların bilgisi dışında yapılıyor ama, bazı müdürlerin kraldan çok kralcı davranışları, adayları için, etkiden çok, tepki yaratıyor…

GENELE UYGUN:
KTOEÖS Yönetim Kurulu’ndan 8 kişinin istifası üzerine yapılan referanduma, üyelerin yüzde 65’i katılmış Bu yüzde 65’in de, yüzde 60’ı eski yönetimin devamı yönünde oy kullanmışlar. Demokratik mi? Demokratik. Ancak bu kadar büyük bir kitlenin istemediği bir yönetimle nereye kadar. Sürekli değişimden söz edenler, buna kendilerinden başlamayı hiç düşünmezler. Aynen siyasetteki gibi…

KIB-TEK YARGIYA:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, Sunat Atun’un elektrik akımı tartışmasında haksız olduğunu bir kez daha yineledi. Ayrıca Atun’un Bakan olduğu dönemde, villasına aldığı elektriği monofaz’dan, trifaz’a yükselttirdiğini, bunun gereklerini yerine getirmediğini de iddia etti. Kıb-Tek’in karşılıklı atışmalardan bir an önce vazgeçip, konuyu yargıya taşıması herkesin beklentisi. Eğer bir haksız kazanç varsa, bu benim de cebimden çıkıyor… Bunun hesabını soracak olan da yönetim…

MEYDANLAR DEĞİL SANDIKLAR:
Seçimler için artık saatler sayılıyor. Adayların bölgesel mitingleri ile meydanlar şenlenecek. Vatandaş ekran başında kimin mitinginin daha kalabalık olduğuna bakıp, değerlendirecek mi dersiniz?  Halbuki önemli olan meydanları değil, sandıkları ne kadar doldurduğumuzdur…

OY KULLANMAMAK SEÇENEK DEĞİL:
Seçimlere katılım oranları, tüm dünyada yıldan yıla düşüş gösteriyor. Kalkınmış ülkelerde insanların iktidar değişimleriyle ilgili fazlaca bir dertleri yok. Kim gelirse gelsin, oturmuş bir refah düzeyi var. Bunun da dramatik bir şekilde bozulmasını beklemiyor, onun için de siyasete ilgi duymuyorlar. Oysa bizde öyle değil. Yöneticilerin kapasiteleri, geleceğimizi çok ciddi bir şekilde etkileyebiliyor. Beklentilerimiz yönünde zaman kaybettirebiliyor. Kırgın, küs, güvensiz olabilirsiniz. Ancak ille de takdir ettiğiniz biri vardır, ona bir şans verin. Kendiniz için değil, çocuklarınızın geleceği için…

ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Dik durmak sözü moda. Dik duran durana. Ortalık direklere mi dönecek. Esas, odağında halkınızın çıkarları olan ortak paydayı herkesle bulmaktır. “EN”ve “BEN” bu seçim döneminin ego ve kibir özlü ifadelerinin yansıması oldu en ve ben toplumsal olmanın ortak değerlerin alternatifi mi..?”

DİPTEKİLER
Hayatımız Seçim: Kendimiz millet olarak seçimlere öyle bir kaptırmışız ki, etrafımızda olanları göremiyoruz. Trafik yine boş durmuyor, uyuşturucu, gasp almış başını gidiyormuş, kimin umurunda. Dövizdeki artış binlerce vatandaşı etkilemiş, yeni bir kriz kapıda. Ama bizim tek derdimiz, koltuğa kimin oturacağı. İyi de, nisandan sonra ne olacak bunu düşünen yok…